Türk Edebiyatı Tarihi      

      Halk Edebiyatı       

         Divan Edebiyatı         

       Modern Türk Edebiyatı      

      Yazar ve Şairler      

       Edebi Sanatlar       

         Edebi Akımlar         

       Anlatım Türleri      

      100 Temel Eser      

      Kitap Tanıtımları       

        Düzyazı Türleri         

        Edebiyat Sözlüğü      

      Dünya Edebiyatı      

        Edebiyat Makaleleri      




      Şiir Nedir?      

     Şiir Türleri       

        Ölçü         

       Uyak ve Redif    

     Halk Şiiri      

       Divan Şiiri       

         Modern Şiir         

       Görüntülü Şiirler      

      Türkülü Hikayeler     




      Türkçenin Tarihi      

     Dil Makaleleri       

        Ses Bilgisi         

     Kelime    

       Cümle      

       Paragraf       

        Metin         

      Yazım ve Noktalama      

      Atasözleri     

        Deyimler         

      Sözlükler      




     Planlar      

     Yazılı Soruları       

       Türkçe Dersi         

       Dil ve Anlatım Dersi    

    Türk Edebiyatı Dersi      

       Kompozisyon       

        ÖSS         

      SBS      

      KPSS     

      Kültür-Edebiyat Kulübü    

      Belirli Gün ve Haftalar      



ANLATIM
Yazmaya Bağlı Evreler (Anlatım Süreci)

Yazmaya başlandığında konunun anlatım kuralları çerçevesinde işlenme sürecidir.

Konu

Üzerinde söz söylenen, yazı yazılan, sanat eseri oluşturulan duygu, düşünce, olay, sorun, ya da duruma konu denir. Konu olmadan yazı olmaz. Konu; yaşamın her kesitinden, toplumun her kesiminden seçilebilir. Çevredeki varlıklar, olaylar, toplumun sorunları, gözlemlerimiz, düşlerimiz ve her türlü düşünce konu olabilir. Konu için önemli olan ilginç ve geliştirmeye elverişli olması, anlatım kurallarına uygun yazılması ya da söylenmesidir.

Konunun ana maddesi: Konuyu oluşturan varlık, olay, düşünce ya da sorundur.
Konunun bakış açısı: Konunun ana maddesinin hangi yönden değerlendirileceğidir. Kişisel, toplumsal, sanatsal... gibi.
Yazı türü: Bir konu makale, fıkra, mektup, şiir, öykü, anı... gibi türlerden her hangi biriyle anlatılabilir. Buna yazar karar verir.

Konu Türleri

Konu niteliğine göre türlere ayrılır:

• Toplumsallık Bakımından Konular: Bu bakış açısıyla öznel sorunlara dayandırılmış konulara bireysel konular denir. Böyle yazılarda yazar kendi kişisel özelliğini yazı ile dışa vurur. Toplumun tümünü ya da bir bölümünü ilgilendiren konulara toplumsal konular denir. Böyle yazılarda yazar toplumun tümünün ortak sorunlarıyla ilgilenir. "Türk Parasından Üç Sıfırın Atılması" ile ilgili bir konu toplumsaldır.

• Yerellik Bakımından Konular: Bir bölgeyi ilgilendiren konulara yerel konular denir. "İçanadolu Bölgesi Tarımında Verimliliğin Artırılması İçin Birkaç Öneri" gibi bir yazı yereldir. Konu "Türkiye Tarımında Verimliliğin Artırılması İçin Birkaç Öneri" olsaydı ulusal konu olurdu; çünkü evren içinde Türkiye'deki çiftçileri ilgilendiren bir yazıdır. Bir yönüyle de Türkiye'nin ekonomisini yakından ilgilendirdiği için yerelliği tüm Türkiye olarak düşünülmelidir. Bir konu bütün dünyayı ilgilendiriyorsa böyle konulara evrensel konular denir. "AIDS'ten Korunma Yolları" gibi bir yazı evrenseldir.
• Somutluk Bakımından Konular: Bir konu nesnelse, beş duyu organıyla algılayabilecek nesneleri kapsıyorsa somuttur; bir konu nesnel değilse, beş duyu organıyla algılanamayacak kavramları kapsıyorsa soyuttur.

Her konu bir yönüyle mutlaka insanla ilgili olduğuna göre konu türlerini birbirinden kesin çizgilerle ayırmak güçtür, ancak ağırlıklı olarak bireysel, ağırlıklı olarak evrensel ve soyuttan çok somut kavramlar işlenmiştir gibi bir yorum yapılabilir.

Konunun Seçimi

Biri tarafından önerilmiş konuyu yazmak çok güçtür. Bu nedenle yazmada başarılı olmak için konuyu, yazacak kişinin kendisi seçmelidir. Yazarları yazmaya iten neden genellikle gözlemleridir. Kimi zaman da kişi zorunlu olarak bir yazı türü seçer; gelen bir mektuba karşılık yazması, işe başvurmak için bir dilekçe ya da özgeçmiş yazması, görevlendirildiği bir konuda rapor yazması... gibi.

Konunun Sınırlandırılması

Konu seçiminde çoğu kez özgür olunamamakla birlikte, konuya bakış açısı seçme ve sınırlandırma bütünüyle yazarın kendine kalmıştır.

Konu sınırlandırılmaz ise düşünceler her paragraf için ayrı ayrı yani dağınık olur, toparlanamaz. Sınırlandırılmadan yazılmış yazıları anlamak da güçtür. Konu sınırlandırıldıkça açıklık kazanır. Sözgelimi, çocuklar üzerine pek çok yazı yazılabilir, fakat konu "çocuk" olarak verilirse hiç bir şey yazılamaz, çünkü çok genel bir konudur. "çocuk"u önce ülke ile sınırlayalım: Türkiye'de çocuk. Sonra yaş ile sınırlayalım: 13-15 yaş grubu. "13-15 yaş çocukları" da konu olamaz, konu hâlâ sınırsız. "Sanayide çalışan çocuklar" diye çocuk sınırını çizelim. Üzerinde düşünülecek sorun ne? Sorun "suç işleme nedenleri" olsun. Her nedenin bir ilişki kaynağı vardır: Aile ilişkileri, mahalledeki arkadaşlık ilişkileri, konu komşu ilişkileri, iş çevresinde usta-çırak ilişkisi, çıraklar arası ilişkiler... Bunlardan "çıraklar arası ilişkiler"i seçelim. Şimdi konuyu toparlayalım. Üzerinde araştırma yapacağımız konu "Türkiye'de Sanayide Çalışan 13-15 Yaş Grubu Çocukların, Çıraklar Arası İlişkilerinde Suça Dönüşen Eylemleri". Artık yazı için hazırlığa başlayabiliriz. Gözleme bu çevreden başlarız. Mahkeme kayıtlarından bu yaş grubuyla ilgili dosyaları inceleriz, suçları sınıflandırırız... gibi.

Konunun Ana Düşüncesi

Yazarı yazmaya iten asıl neden, yazının yazılış amacıdır. Buna ana düşünce denir. Yazarın amacı bu ana düşünceyi vermektir. Yazıyı araç olarak kullanmaktadır.

Bakış Açısı

Bir konu üzerinde birden çok kişiye yazı yazdırılsa, her yazan kendine göre bir ana düşünce geliştireceğinden, ortaya birden çok ana düşünce ve birden çok bakış açısı çıkacaktır. Aynı olaya bir yazar olumlu bakarken, bir yazar olumsuz bakabilir. Günümüzde "Türkiye'de Kesintisiz Sekiz Yıllık Eğitim" için herkesin söyleyecek birkaç sözü var, fakat kimseninki bir diğerinin aynısı değildir.

Konu Başlığı

Başlık yazının adıdır. Yazıyı okutan nedenlerden biri yazı başlığıdır. İlginç bir başlık okuyucuyu meraklandırır, okuyucu bu merak ile yazıyı okur. Onun için yazı yazarken içeriğinin iyi olmasına dikkat etmenin yanı sıra o yazıya iyi bir başlık bulmak gerekir. Başlık, düşünce yazılarında ana düşünceden çıkartılır. Ana düşüncedeki konunun maddesi (Ataç Dipdiri, Borsada Dalgalanma), vurgulanan amaç (Dünya Barışı) ya da sanatlı bir yazımla (Zeytin Dalı) ya da onları çarpıcı bir biçimde vurgulamaya yarayacak maddenin sıfatı, eylemin zarfı; konuyu vurgulayacak özlü bir söz (Devletin Fotoğrafı), bir deyim... konu başlığı olabilir. Olay yazılarında başlık bulmak için malzeme çoktur.

Başlık kısa olmalı fakat konuyu tam kapsamalıdır. Başlığın kısalığı yazının türüne de bağlıdır. Bir düşünce yazısı, bir roman ile bir inceleme yazısının başlığı aynı kuralla verilemez; örneğin, inceleme yazılarında başlık açıklayıcı bir iki sözcükle başlar, gerçek başlık yazılır, tamamlayıcı bir iki sözcükle biter. Eskişehir İli Mihalıççık İlçesi ve Yöresi Ağızları (Ses Bilgisi-Metinler-İndeks). Bu örnekte gerçek başlık: Mihalıççık İlçesi ve Yöresi Ağızları'dır. Açıklayıcı bilgi: Eskişehir İli, tamamlayıcı bilgi: (Ses Bilgisi- Metinler-İndeks).

Başlık yazının üstündeki sıraya, satır ortasına ya da satır başına yazılır. Ya her harfi büyük harfle yazılır ya da her sözcüğün ilk harfi büyük harfle yazılır.

Konunun Anlatımında Yardımcı Olan Diger Ögeler

Yazmaya başladıktan sonra; yazar gerek konuyu daha iyi anlatabilmek, gerek okuyucuyu etkilemek için konu ile ilgili duygularını, hayallerini, düşüncelerini toparlamalıdır. Bu düşüncelerini destekleyebilmek için kullandığı eşyaları, olayları bir amaçta yani ana düşüncede birleştirmelidir. Sonra yazar bunları düzene koyar, yani kâğıt üzerinde bir plân (tasarı) yapar, yazacaklarını bu tasarıma göre yerleştirir ve yazar.

Duygu: Kişinin kendi eylem ve düşünceleri dışında kalan duyumların; dıştan gelen eylemlerin, nesnel ve bireysel etkilerin kişinin iç dünyasında uyandırdığı duyumların tümüne duygu denir. Duygulanmak canlı olmanın en ilk ve en belirgin özelliğidir. İnsan birdenbire çok yüksek bir ses duysa önce korkar, sonra nedenini merak eder. Merak insanı düşünmeye iter. Olasılıklar üzerinde durur, bu hayal etmedir, eşya ve olayları araştırarak gerçeğe ulaşmaya çalışır. Aynı sesi bir hayvan duysa o da korkar fakat yapacağı ilk ve son iş kaçmaktır. Ancak ortalık sakinleştikten sonra yerine döner. Günümüzde kimi araştırmacılar bitkilerin de duygulandıkların ileri sürerler. Demek ki duygu yalnız insanlara özgü değildir.

Düşünce: Düşünmenin biçim almasıyla düşünce oluşur. Bir kişinin yazı yazarken; gözlemleri, deneyimleri, okunanları değerlendirirken en büyük yardımcısı düşünme yetisidir. Konu ile ilgili malzeme düşünsel düzene oturtulmazsa yazıda bütünlük sağlanamaz.

Eşya: İnsan; kemik ve etin deri ile örtülmesi; saç, kaş, tırnak ile bezenmesi ile yaratılmış bir doğa harikasıdır. Bu bedenin dışında kalan soyut, somut tüm varlıklar eşyadır. Bu geniş anlamıyla saçımızdaki tokadan, ayağımızdaki çoraptan evimize, bahçemize, kullandığımız tabak, kaşık, kilim, koltuk, örtüye, kitaba, çevremizdeki kuşlara, dağlara, denizlere, yıldızlara kadar, her varlık bir eşyadır. Eşyalar bizi güzellikleriyle, iyi ya da kötü durumlarıyla etkilerler; fakat insanlara bu yetmez, eşyalar arası düzeni, ilgiyi, dengeyi bulup çıkarmak için gözlemler yaparlar, deneyler yaparlar; bunları yazılarında malzeme olarak kullanırlar.

Olay: Eşyanın biçim ya da konum değiştirmesine olay denir, çocuğun büyümesi, güneşin karanlığı aydınlatması, çiçeğin açması, trenin hereket etmesi... gibi. Gözlem içine olayı da alır. İyi bir gözlemde olayların neden-sonuç ilişkisi ortaya çıkarılır. Olayların akışı duygulara yer verilmeden aktarılırsa nesnel anlatım vardır; duygulara yer verilerek aktarılırsa öznel anlatım vardır. Olayları iyi gözlemleyebilmek yazı yazmayı kolaylaştırır.

Hayal: İnsan duygulanır, düşünür, eşya ve olayları gözledikten sonra, belleğinde bu gördüklerinin benzerini canlandırır, buna hayal denir. Hayal, bellekte tasarlanan, canlandırılan ve gerçekleşmesi istenen düştür. Hayal etme gücüne muhayyile, tasarım; hayal etme eylemine tasavvur etme, tasarlama da denir. İyi bir hayal örgüsü ile anlatılan soyut bir konu sanki görünecek kadar, resmi yapılacak kadar somutluk kazanır. Bir hayal açıklanırken benzetmelerden, yakıştırmalardan , eğretilemelerden yararlanılır. Böylece aslında olmamış bir olay olmuş gibi, olmayan bir nesne varmış gibi bizi etkiler. Hayal etmek, düşünmekten ayrı bir boyuttur. Düşünürken bakış açımızı gözlemlerimiz, bilim ve teknoloji yönlendirir; hayal ederken bakış açımızı iç dünyamız ve duygularımız yönlendirir. Bir insan ancak kendisi gibi hayal edebilir, hayaller taklit edilemez. Bu nedenle yazarların iç dünyalarına, kişilik özelliklerine ancak onların yazdıkları hayaller ile ulaşılır.

Amaç: Yaşamımızda hayalden sonraki adım amaçtır. Amaç, erişilmek istenen sonuçtur. Bir kere hayalledik mi artık onun gerçekleşmesi için çırpınırız. O hayale ulaşana dek yaşantımızı hayalimiz, gerçekleşmesi yönünde plânlarız.

Yazma aşamaları da bu düzen üzerine kurulur. Konuyu belirleyip gerekli gözlem yapıldıktan, malzeme hazırlandıktan sondaki iş, konunun sınırlarının çizilmesidir. Bunun için de "Bu konuyu niçin yazıyorum?" sorusunu sorarak amaç belirlemek gerekir. Amacı belirtilmiş yazı sınırlandırılmış da olur. Yazmanın öncelikle beş amacı vardır: a. Öğretme, b. Haber verme, c. Savunma, d. Okuyanı kendi dünyamıza çekme. e. Yazdıklarımızın kalıcı olmasını sağlama. Yazı yazmak için hazırlıklar bittikten sonraki en vazgeçilmez amaç, o yazının bitirilip ortaya çıkarılması olmalıdır.
Sinava Hazirlik