Türk Edebiyatı Tarihi      

      Halk Edebiyatı       

         Divan Edebiyatı         

       Modern Türk Edebiyatı      

      Yazar ve Şairler      

       Edebi Sanatlar       

         Edebi Akımlar         

       Anlatım Türleri      

      100 Temel Eser      

      Kitap Tanıtımları       

        Düzyazı Türleri         

        Edebiyat Sözlüğü      

      Dünya Edebiyatı      

        Edebiyat Makaleleri      




      Şiir Nedir?      

     Şiir Türleri       

        Ölçü         

       Uyak ve Redif    

     Halk Şiiri      

       Divan Şiiri       

         Modern Şiir         

       Görüntülü Şiirler      

      Türkülü Hikayeler     




      Türkçenin Tarihi      

     Dil Makaleleri       

        Ses Bilgisi         

     Kelime    

       Cümle      

       Paragraf       

        Metin         

      Yazım ve Noktalama      

      Atasözleri     

        Deyimler         

      Sözlükler      




     Planlar      

     Yazılı Soruları       

       Türkçe Dersi         

       Dil ve Anlatım Dersi    

    Türk Edebiyatı Dersi      

       Kompozisyon       

        ÖSS         

      SBS      

      KPSS     

      Kültür-Edebiyat Kulübü    

      Belirli Gün ve Haftalar      



DİVAN ŞAİRLERİ
Yahya Bey

Bir Arnavut beyzadesi iken delikanlılık çağında devşirme olarak Istanbul'a getirilmiş , Yeniçeri Ocağı'nda tahsil ve terbiye görmüş , askerlik mesleğinde ilerlemiştir. Yahya Bey , Kanuni Sultan Süleyman'ın teveccühünü kazanmış, padişahla birlikte savaşlara katılmıştır.

Hürrem Sultan'ın entrikaları sonucu katledilen Şehzade Mustafa için söylediği güzel bir mersiye ile bu hadiseyi tenkid ettiğinden Rüstem Paşa ve hükümdar tarafından azarlanmıştır. Tarihçi Ali'nin naklettiği bir rivayete göre Yahya Bey aslında yazdığı kasideyi kimseye göstermek istememiş , ancak bir dostu şiiri kitapları arasında bulmuş ve manzume Yeniçeriler arasında yayılmaya başlamış. Mersiyenin orduda büyük yankı bulması, özellikle Rüstem Paşa'yı çok kızdırır. Şairin idam edilmesi için çaba sarfeden Paşa'yı, Kanuni'nin şaire duyduğu sevgi durdurmuştur.

Bu hadise üzerine Yahya Bey, Istanbul'dan uzaklaşmayı tercih etmiş, Tamışvar civarındaki hudud boylarına çekilmiştir.

Şair, sevilen bir şehzadenin bir entrikaya kurban gitmesindeki zulme ve haksızlığa isyan eden nice gönüllere tercüman olmuştur.

Şehzade Mustafa Mersiyesi'nin en beğenilen bölümlerinden bazı mısralar:

          Medet medet bu cihanun yıkıldı bir yanı
          Ecel celalileri aldı Mustafa hanı.

          Tutuldu mihr-i cemali bozuldı erkanı
          Vebalde koydular al ile Al-i Osmanı

          Geçerler idi geçende o merd-i meydanı
          Felek o canibe döndürdü şah-ı devranı

          Yalancının kuru bühtanı buğz-ı pinhanı
          Akıttı yaşımızı yaktı nar-ı hicranı

          Nolaydı görmeyeydi bu macerayı gözüm
          Yazıklar ana reva görmedi bu rayı gözüm

          Sipihrin ayinesinde göründü ruy-ı fena
          Kodı bu kesret-i dünyayı etti azm-i beka

          Garibler gibi gitti o yollara tenha
          Çekildi alem-i balaya hem çü mürg-i hüma

          Hakikaten sebeb-i rifat oldı düşmen ana
          Nasip olmasa ta'n mı bu ciyfe-i dünya

          Hayat-ı bakiyeye erdi ruhu ey Yahya
          Şefii ruh-ı Muhammed, refik-i Zat-ı Huda

          Enisi ola melekler, celisi ehl-i safa
          Ziyade ide yaşum gibi rahmetünü Mevla.

          Ilahi, Cennet-i firdevs ana durağ olsun
          Nizam-ı Alem olan padişah sağ olsun


           meded:Imdat
          celali:Anadolu'da ortaya çıkan eşkiyaya verilen ad
          mihr-i cemal:Güzel yüzünün güneşi
          erkan:Subaylar, askerler
          vebal:Azap, günah
          al:Hile, düzen
          Al-i Osman:Osmanlı sülalesi
          merd-i meydan:Meydanların yiğidi
          canib:Taraf, yön
          şah-ı devran:Cihan padişahı, zamanın padişahı
          bühtan:Yalan, iftira
          buğz-ı pinhan:Gizli nefret
          nar-ı hicran:Ayrılık ateşi
          reva görmek:Yakıştırmak
          ray:Fikir
          sipihr:Talih
          ayine:Ayna
          ruy-ı fena:Yokluk yüzü
          kesret-i dünya:Dünya işleri
          azm-i beka:Bakilik kararı
          alem-i bala:Yüce alem
          hem-çü:Gibi
          mürg-i hüma:Hüma kuşu, devlet kuşu
          sebeb-i rif'at:Yükseklik sebebi
          ta'n:Ayıp
          ciyfe-i dünya: Dünyanın leşi
          hayat-ı baki: Ebedi hayat
          şefi':Şefaat eden
          refik:Arkadaş
          enis:Dost, arkadaş
          celis:Birlikte oturan, arkadaş
          ehl-i safa:Keyif adamı
          ziyade:Çok

Doğum tarihi bilinmiyor. Ölümü 1582 İzvornik Yugoslavya. Arnavutluk’un ünlü Dukakin ailesinden olduğu için "Dukakinzade" diye de anılır. Acemi ocağında yetişti, Yeniçeri oldu. Ocak katibi Şihabeddin Bey’in yanına çırak olarak girdi. Yavuz Sultan Selim’in Mısır ve Çaldıran seferlerine katıldı. Yayabaşılığa kadar yükseldi. Yavuz’a kasideler yazdı. Kanuni Sultan Süleyman'ın oğlu Mustafa'yı öldürtmesi üzerine şehzade için bir mersiye yazdı. Şehzadenin öldürülmesi nedeniyle mersiyede ağır şekilde suçladığı Sadrazam Rüstem Paşa tarafından İzvornik’e sürüldü. Burada yaşamını yitirdi. Divan şiirinde İstanbul Türkçesi’nin başarılı örneklerini verdi. Temiz ve akıcı bir üslup kullandı. İran etkisinden kaçınmaya çalıştı, Türkçe sözcükleri aruz ölçüsüne uydurdu. Yazdığı Şah û Geda divan edebiyatının özgün mesnevileri arasındadır. 1977’de Divanı, 1979’da Yusuf ve Zeliha adlı eserleri M. Çavuşoğlu tarafından yayınlandı.

TA’ŞÎR

Yahyâ Bey’in Muhibbî’nin gazeline ta’şîr'i

Gazel-i Muhibbî Ta'şîr-i Yahyâ

Hasta olmak gûş-mâl-i Hazret-i İzzet gibi
Her kişinin yalımın alçak ider gurbet gibi
Değme bir kimse göre gelmez refâhiyyet gibi
Nâleler gûya derây-ı rıhlet-i râhat gibi
Dâr-ı dünya cây-ı firkat menzil-i mihnet gibi
Devleti bir âlet-i hengâme-i zahmet gibi
Sağlıgın bünyâdı yok âyinede sûret gibi
Matla’ı şâh-ı cihânun maşrık-ı hikmet gibi

Halk içinde mu’teber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhat gibi

Yandur erbâb-ı gurûru sôf-î sâfi-sıfat
Râhat olmak ister isen meskenetde mesken et
Dide gibi şevk-ı nurâniyyeti başa ilet
Evliyânun ayağı altı olur altı cihet
Mâni'-i işgaal-i Hak'dur bezm-i ehl-i ma'sıyet
Her libâs-ı gafleti kılma hicâb-ı mağfiret
Târik-i dünyâdadur sırr-ı sürûr-ı âhîret
Gör ne dir şâh-ı vilâyet nûr-ı ayn-ı ma'dilet

Ko bu ayş u işreti çünkim fenâdur âkıbet
Yâr-ı baaki ister isen olmaya tâat gibi

Hem-dem olma ney gibi ehl-i hevâyı eyle red
Aynı ile kıl ibâdet-hâneni mâ-beyne sed
Dâl-veş hâli degüldür secdeden ehl-i hıred
Padişâha bendeye hayrâtdur hayrü'-l veled
Sağ iken eyle murâdâtına muhtâcun meded
Ellere dest-i sehân ile murâd atını yed
Fursatı fevt eylemektür kâr-ı bed efkâr-ı bed
Cümleye bu seyyid-i âlem sözü olur sened

Olsa kumlar sağışınca ömrüne hadd ü aded
Gelmeye bu şişe-i çarh içre bir sâat gibi

Gel der-i dervişe var kim ma'rifet deryâsıdur
Cân kulağına kelâmı dürr-i bî-hem-tâsıdur
Mahzar-ı envâr-ı Hak âyîne-i rûyâsıdur
Han-kaahında hakikat Kaf'ınun Ankaasıdur
Kaf gibi i'tikâfı Mescid-i Aksaasıdur
Göz göre ayn-ı kanâat dide-i binâsıdur
Gönlinün virânesinde kenz-i lâ-yefnâsıdur
Vâli-i âlî-makaali sözlerün evlâsıdur

Saltanat didükleri ancak cihân gavgaasıdur
Olmaya baht u saâdet âlem-i vahdet gibi

Medd-i bi'smillah ile eyle var Allah’a yol
Kol kanad olsun sana havf ü recâsı sağ u sol
Mâil-i asl-ı usûl ol mâil-i asl-ı usûl
Lâyık-ı vasl-ı habîb it kendüni kıbl-el-vusûl
Hâtırunu eyle vahdet-hâne-i rây-ı Resûl
Maksad-ı aksâyı gözle menzil-i maksûdu bul
Vây eğer dünyana meşgûl eyler ise nefs-i gul
Olagör Yahyâ gibi bir mürşid-i ma’kuule kul

Ger huzûr itmek dilesen ey Muhibbî fârig ol
Var mıdur vahdet makaamı gûşe-i uzlet gibi

GAZEL

Aşka kâbil dil mi yok şehr içre yâ dilber mı yok
Mest yok meclisde bilmem mey mi yok sâgar mı yok

Gonca-i dil açılıp hâtır nice şâd olmaya
Bâğda güller mi yok gülşende bülbüller mi yok

Görmeziz bir dil ki tûtî gibi güftâr eyleye
Söyledir mi yok cihânda bilmezin söyler mi yok

Sengden dil kem mi yâ seng-i siyâhı la’l eder
Afitâb-i feyz-bahşâ-yı bülend-ahter mi yok

Niçin ebkâr-i ma’ânî beslemez erbâb-i nazm
Yoksa Yahyâ gibi üstâd-i sühan-perver mi yok

GAZEL

Mürşid-i kâmil âdemi câm-ı cihan-nümâ ider
Câm-ı cihân-nümâ nedür âyine-i Hudâ ider

Dost olan o hazrete düşmen-i mâsivâ olur
Bahr-i muhit-i vahdete kendüyi âşinâ ider

Âlem-i sûreti koyup salik-i rah-ı ışk olan
Mani yüzinde ruhını hem-dem-i Mustafa ider

İki kanad olur ona havf ü recası dayima
Şol kişi kim salâh ile uçmağı iktiza ider

Günde beş on kez âdemün kabri zeban-ı hal ile
Muntazıram sana diyü ağzın açup nida ider

İki cihanı kendüye kayd-ı taalluk eylemez
Vahdet-i Hâk muhabbeti âşıkı bir yana ider

Güç ile sığdı Yahya'nun maktaa adı fi'l-mesel
Kaleb-i ademe giren ruh gibi iba ider

Sinava Hazirlik