DİVAN ŞİİRİ NAZIM BİÇİMLERİ
Terkib-i Bentd
Bentlerle kurulan uzun bir nazım biçimidir. Yaşamdan, talihten şikayet; felsefi düşünceler, dini, tasavvufi konular ve toplumsal yergilerin işlendiği şiirlerdir. En az beş en fazla on bentten oluşur. Her bent de beş ila 10 beyitten oluşur. Bentlerin kafiye düzeni gazele benzer. Her bendin (terkib-hane, kıta) sonunda vasıta beyti denen bir beyit vardır. Her bendin sonunda farklı vasıta beyitleri kullanılır. Bunlar bentlerden ayrı olarak kendi aralarında uyaklanır. Bentlerin kafiyelenişi gazeldeki gibidir. aa xa xa xa xa xa bb/ cc xc xc xc xc xc dd … (aa aa aa aa aa aa bb/ cc cc cc cc cc cc dd) Edebiyatımızda Bağdatlı Ruhi ve Ziya Paşa bu türün iki önemli şairidir. ikisi de toplumsal konularda yazmıştır.
1. Terkib-i bend bentlerden oluşmuş bir nazım şeklidir.
2. Her bent 5 ile 10 arasında beyitten oluşur.
3. Bentlerin sayısı 5 ile 12 arasındadır.
4. Bentlerin kafiye düzeni gazeldeki gibidir.
5. Her bentin sonunda “vasıta beyti” adı verilen bir beyit bulunur. Vasıta beyti her hanenin sonunda değişir. Eğer değişmiyorsa terci-i bend olur.
I. Bend: aa ba ca da ea … vv
II. Bend: bb cb db eb fb … yy
6. Hemen her türlü konunun ele alınabildiği terkibi bend edebiyatımızda çok kullanılmıştır.
7.Özellikle Naat, mehdiye, hicviye vb. Nazım türleri, sosyal konular, din, tasavvuf ve felsefe konuları, terkib-i bend nazım şekli ile rahatlıkla anlatılmıştır. Ancak terkib-i bendin başlıca konusu mersiyedir.(Bâkî’nin Kanunî Mersiyesi, Şeyh Gâlib’in Esrâr Dede Mersiyesi)
8. En önemli terkib-i bend üstadı Bağdatlı Ruhi’dir. Tanzimat şairi Ziya Paşa da önemli bir isimdir.
Terkib-i Bend
(Bağdatlı Ruhî)
1. Bent
Sanmam bizi kim şîre-i engûr ile mestüz
Biz ehl-i harabâtdanuz mest-i Elest’üz
Ter-dâmen olanlar bizi alûde sanur lîk
Biz mâil-i bûs-i leb-i câm ü kef-i destüz
Sadrın gözedüb neyleyelim bezm-i cihânın
Pâ’yi hum-i meydir yirimüz bâde-perestüz
Mâil değiliz kimsenin âzârına ammâ
Hâtır-şiken-i zâhid-i peymâne şikestüz
Erbâb-i garez bizden ırağ olduğu yeğdir
Düşmez yare zirâ okumuz sâhib-i şeştüz
Bu âlem-i fânîde ne mîr ü ne gedâyuz
A’lâlara a’lâlanuruz pest ile pestüz
Hem-kâse-i erbâb-ı dilüz arbedemiz yok
Mey-hânedeyüz gerçi velî ışk ile mestüz
Biz mest-i mey-i mey-kede-i âlem-i cânuz
Ser-halka-i cem’iyyet-i peymâne-keşânuz
Örnek:
Terkib-i Bent(Ziya Paşa)
8. Bent
Ebnâ-yı zamânın talebi nâm u
nişândır
Her biri tasavvurda fülan ibni fülândır
Güftâra gelip söyleseler cehl-i
mürekkeb
Zumunca velî her biri bir kutb-ı zamândır
Erbâb-ı hıred zerre kadar
mu'tekid olmaz
Ol mürşide kim mu'tekîd-i bî-hıredândır
Taklîd ile seccâde-nişîn olmuş
oturmuş
Tahkîkte ammâ hâr-ı be-güsiste-inândır
Dermiş bana keşf oldu rumûzât-ı hakîkat
Vallâhî yalandır sözü billâhî yalandır
Kendinden ırağ ol düşüp ardına yorulma
Ol bî-haberin gittiği yol zann u gümândır
Ey tâlib-i tahkîk eğer var ise derkin
Gûş et bu sözü kim haber-i bâ-haberândır
Zinhâr unutup bildiğini düşme inâda
Bir pîre yapış kim eresin sırr-ı maâda
1. Bent
saki getir ol badeyi kim mâye-i candır
arâm-dih-i akl-ı melâmet-zedegândır
ol mey ki olur saykal-ı dil ehl-i kemâle
nâ-puhtelerin aklına bâdî-i ziyandır
bir câm ile yap hatırı zîrâ dil-i vîrân
mehcûr-ı hârâbat olalı hayli zamandır
sâkî içelim aşkına rindân-ı huda'nın
rindân-ı huda vâkıf-ı esrâr-ı nihândır
sâkî içelim rağmına süfi-ı harisin
kim maksadı kevser emeli hıır-i cinândır
aşk olsun o pîr-ı mey-perverde-i aşka
kim badesi sad-sâle vü sâkîsi civandır
pîr-i meye sor mes'elede var ise şüphen
vaizlerin efsaneleri hep hezeyandır
ben anladığım çarh ise bu çarh-ı çep-endâz
yahşi görünür sureti amma ki yamandır
benzer felek ol çenber-i fânûs-ı hayâle
kim nakş-ı temâsîli serîü'l-cereyândır
sâkî bize mey sun ki dil-i tecribet-âmûz
endişe-i encam ile vakf-ı halecândır
iç bade güzel sev var ise akl u şuurun
dünya var imiş ya ki yoğ olmuş ne umurun
2.bent
yetmez mi bu kasrîreviş-iağreb-i âlem
bir menzile ermez mi aceb kevkeb-i âlem
şimdi uyuyanlar ö zamanda uyanırlar
bir subha resîde olur âhır şeb-i âlem
pâmâl eder encam kimin üstüne dönse
agâz edeli devre budur meşreb-i âlem
bin böyle cihan zer ü sîm olsa yetişmez
mümkün mü ki is'af oluna matlab-ı âlem
hâriçten eğer olsa temaşasına imkân
müdhiş görünür heykel-i müsta'ceb-i âlem
almış yükünü şöyle ki seyrinde halelsiz
bir zerre dahi kaldıramaz merkeb-i âlem
ebnâ-yı beşerde kalacak mı bu muâdât
bilmem ne zaman doğrulacak mezheb-i âlem
her safhada bir şekl-i hakikat eder ibraz
her gün çevirir bir varaka makleb-i âlem
bin ders-i maârif okunur her varakında
yârab ne güzel mekteb olur mekteb-i âlem
bu cism-i kesifin neresi merkez-i kuvvet
yârab ne matıyyeyle gezer kâlib-i âlem
subhâneke yâ men halaka'l-halka vasînâ
subhâneke subhâneke subhâneke elîfâ
3.bent
ey kudretine olmayan âğâz u tenâhî
mümkün değil evsâfını idrâk kemâhî
her nesne kılar varlığına hüsn-i şehâdet
her zerre eder vahdetine arz-ı güvâhî
hükmün kılar izhâr bu âsâr ile mihri
emrin eder ibraz bu envâr ile mâhı
dil-sîr-i bisât-ı niamın mürg-i hevâyî
sîrâb-ı zülâl-i keremindir suda mâhî
eyler keremin âteşi gülzâr halil'e
mağlûb olur peşşeye nemrud-ı mübâhi
zâlimleri adlin ne zaman hâk edecektir
mazlumların çıkmadadır göklere âhı
bigânelere münhasır enva'-ı huzûzât
mihnet-zede-i aşkına mahsûs devâhî
sensin eden idlâl nice ehl-i tarîki
sensin eden ihdâ nice gümgeşte-i râhı
hükmün ki ola mûcib-i hayr u şer-i ef âl
yarab ne içindir bu evâmir bu nevâhî
sendendir ilâhi yine bu mekr ü bu fitne
bu mekr ü bu fitne yine sendendir ilâhi
güftî bikün ü bâz zenî seng-i melâlet
dest-i men ü dâd-ı tu der rûz-ı kıyamet
4.bent
bir katre içen çeşme-i pür-hûn-ı fenadan
başın alamaz bir dahi bârân-ı belâdan
asude olam dersen eğer gelme cihâna
meydâna düşen kurtulamaz seng-i kazadan
sâbit-kadem ol merkez-i me'mûn-ı rızâda
vareste olup dâire-i havf u recâdan
dursun kef-i hükmünde terâzû-yı adalet
havfın var ise mahkeme-i rûz-ı cezadan
her kim ki arar bûy-ı vefa tab'-ı beşerde
benzer ana kim devlet umar zıll-ı hümâdan
bî-baht olanın bağına bir katresi düşmez
bârân yerine dür ü güher yağsa semâdan
erbâb-ı kemâli çekemez nakıs olanlar
rencide olur dîde-i huffâş ziyadan
her âkile bir derd bu âlemde mukarrer
rahat yaşamış var mı gürûh-ı ukalâdan
halletmediler bu lügazın sırrını kimse
bin kafile geçti hükemâdan fuzelâdan
kıl san'at-ı üstadı tahayürle temaşa
dem vurma ger arif isen çün ü çiradan
idrâk-i meali bu küçük akla gerekmez
zîrâ bu terâzû o kadar sıkleti çekmez
5.bent
cehrin ne safa var acaba sîm ü zerinde
insan bırakır hepsini hîn-i seferinde
bir reng-i vefa var mı nazar kıl şu sipihrin
ne leyi ü nehârında ne şems ü kamerinde
seyretti hava üzre denir taht-ı süleyman
ol saltanatın yeller eser şimdi yerinde
hür olmak ister isen olma cihanın
zevkinde safasında gamında kederinde
cânân gide rindân dağıla mey ola rizân
böyle gecenin hayr umulur mu seherinde
hayr umma eğer sadr-ı cihan olsa da bilfarz
her kim ki hasâset ola ırk u güherinde
yıldız arayıp gökte nice turfa müneccim
gaflet ile görmez kuyuyu rehgüzerinde
anlar ki verir lâf ile dünyâya nizâmât
bin türlü teseyyüb bulunur hanelerinde
ayînesi iştir kişinin lâfa bakılmaz
şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde
ben her re kadar gördüm ise bazı mazarrat
sâbit-kademim vine bu re'vin üzerinde
insana sadakat yaraşır görse de ikrah
yardımcısıdır doğruların hazret-i allah
6.bent
gadr ede reayasına vâli-i eyâlet
dünyâda vü ukbâda ne zillet ne rezalet
lâyık mıdır insân olana vakt-i kazada
hak zahir iken bâtıl için hükmü imâlet
kadı ola davacı vü muhzır dahi şahit
ol mahkemenin hükmüne derler mi adalet
ey mürtekib-i har bu ne zillet ki çekersin
bir kaç kuruşa müddet-i ümrünce hacâlet
lâ'net ola ol mâle ki tahsîline ânın
yâ din ola yâ ırz veya namus ola âlet
âdem olanın hayr olur âdemlere kasdı
insanlığa insanda budur işte delâlet
insan ona derler ki ede kalb-i rakîki
alâm-ı ben-i nev'i ile kesb-i melâlet
âdem ona derler ki garazdan ola sâlim
nefsinde dahi eyleye icrâ-yı adalet
sâdık görünür kisvede erbâb-ı hiyânet
mürşid sanılır vehlede ashâb-ı dalâlet
ekser kişinin suretine sîreti uymaz
yârâb bu ne hikmettir ilâhi bu'ne halet
ümmîd-i vefa eyleme her şahs-ı degalde
çok hacıların çıktı haçı zir-i begalde