Türk Edebiyatı Tarihi      

      Halk Edebiyatı       

         Divan Edebiyatı         

       Modern Türk Edebiyatı      

      Yazar ve Şairler      

       Edebi Sanatlar       

         Edebi Akımlar         

       Anlatım Türleri      

      100 Temel Eser      

      Kitap Tanıtımları       

        Düzyazı Türleri         

        Edebiyat Sözlüğü      

      Dünya Edebiyatı      

        Edebiyat Makaleleri      




      Şiir Nedir?      

     Şiir Türleri       

        Ölçü         

       Uyak ve Redif    

     Halk Şiiri      

       Divan Şiiri       

         Modern Şiir         

       Görüntülü Şiirler      

      Türkülü Hikayeler     




      Türkçenin Tarihi      

     Dil Makaleleri       

        Ses Bilgisi         

     Kelime    

       Cümle      

       Paragraf       

        Metin         

      Yazım ve Noktalama      

      Atasözleri     

        Deyimler         

      Sözlükler      




     Planlar      

     Yazılı Soruları       

       Türkçe Dersi         

       Dil ve Anlatım Dersi    

    Türk Edebiyatı Dersi      

       Kompozisyon       

        ÖSS         

      SBS      

      KPSS     

      Kültür-Edebiyat Kulübü    

      Belirli Gün ve Haftalar      



HALK ŞAİRLERİ
Sümmani

1860 - 1915. Narman’ın Samikale köyünde doğdu. Asıl adı Hüseyin’dir. Küçük yaşlarda aşıklık geleneğini öğrenmeye başladı. Yaklaşık 11 yaşında Erzurum’a giderek aşıklar çevresine girdi.  Hodlu Şamili gibi birçok aşıktan etkilenmesine karşın, Sümmani’nin yetişmesinde dönemin ünlü aşığı Erbabi’nin katkısı farklıdır.

Rüyada gördüğü, her  birinin başı çevresinde uçuşan yeşil kanatlı 40 güvercin olan 3 derviş, yeşil bir yaprak göstererek üzerindeki yazıyı okumasını istediler. Ancak Sümmani, okuma yazma bilmediğini söyledi. Bunun üzerine dervişler okumayı öğretmeye başladılar. Hüseyin böylelikle yapraktaki G-P-İ harflerini seçebildi. Bunlar Gülperi’nin ilk orta ve son harfleriydi. Dervişlerden biri elindeki boş kadehi havaya kaldırıp indirince kadeh dolmuştu. Sümmani’ye uzatarak içmesini söyledi. Aynı zamanda da bunun bir bade olduğunu ve Bedehşah Valisi Abbas Han’ın kızı Gülperi’nin adını fısıldadı. Sümmani, kadehi içtikten sonra vücudunu bir titreme aldı. Daha sonra başları üzerinde uçuşan güvercinlerin arasında bir kızın yüzü belirdi. Dervişlerden biri bunu, Gülperi olduğunu söyledi. Onun da kendisi gibi bade içeceğini ve ömür boyu sürecek bir sevdaya düşeceklerini ekledi. Eğer gözünü kırpmadan bakmazsa kavuşamayacağını ve bu aşkın kıyamete dek süreceğini söyledi derviş. Gerçekten de Sümmani kızın güzelliği karşısında gözünü kırpmadan bakamadı.

Aşık Sümmani, yıllarca sevdiğini bulmak için yıllarca dolaştı. Ancak kavuşmalarının olanaksızlığını anlayınca köyüne döndü.

Aşık Sümmani, sonraki yıllarda uzun zamandır birbirlerinin aşıklıklarına ilişkin şeyler duyduktan sonra ancak o dönemde özel bir izinle, Rusya’nın işgali altında bulunan Kars’a gidip Aşık Şenlik’le karşılaştı. Günler süren karşılıklı türkü söylemeden sonra birbirlerini etkilediler ve çok iyi arkadaş oldular. Daha sonra Şenlik’in annesi Sümmani’yi gömleğinden geçirip evlat edindi.

Yaşça kendisinden büyük olmasına karşın Aşık Ruhsati’yi de etkileyen Aşık Sümmani, birçok genç aşığında yetişmesine de katkıda bulundu.

Sümmani, köyünde öldü ve orada toprağa verildi.

Özellikle Doğu Anadolu’da yaygın olan ve Sümmani tarafından söylendiği için de »Sümmani Ağzı« olarak bilinen ezgi, 11’lik türkülerde yaygın olarak kullanılmaktadır.

Aşık Sümmani’ye ilişkin bugüne dek değişik araştırmacılar tarafından çeşitli kitaplar hazırlandı.
Bahar Gelir Yine Karşı Dağlara

Bahar gelir yine karşı dağlara
Mor menekşe, lale bitmek içindir
Bülbül figan eder iner bağlara
Bir gül goncasıyle yatmak içindir

Ezelden bu dünya fanidir fani
Bugün varlık yahu ya yarın hani
Hak bize çok verdi akl ü iz'anı
Aşka daim hizmet etmek içindir

Hey Sümmânî gönül asla tek olmaz
Konar göçer hiç kimseye yük olmaz
Can emanet bir kimseye mülk olmaz
Bu dünyaya gelen gitmek içindir
Ne Kadar Hûb Olsa Şecer Üstüne

Ne kadar hûb olsa şecer üstüne
Dalında bir çiçek açmayı bilir
Açılır salınır tazeden taze
Gönül arzedene saçmayı bilir

Adam var esrarı benden nihandır
Zâhirî melâmi, bâtın sultandır
Adam var bahr-ı muhit, ummandır
Adam var ki yiyip içmeyi bilir

Adam var gösterir dert, belâsını
Adam var fetheder Kan Kal'asını
Adam var getirir müptelâsını
Adam var hızlıdan kaçmayı bilir

Adam var dercetmiş metn-i Kur'an'ı
Adam var devretmiş Bahr-i Umman'ı
Her bir hâlden bihaberdir Sümmânî
Sazına üç beş tel koşmayı bilir
Kime Sual Edem Kimden Öğrenem

Kime sual edem kimden öğrenem
Göstere cananın yol kapısını
Cananım var iken ben kime gidem
Canandır gösteren mal kapısını

Bir dilber sevmişim göze görünmez
Bahçıvansız bağın gülü derilmez
Yağma yoktur sır şehrine girilmez
Girmek ister isen bul kapısını

Divaneler kendi kendin öğerler
Nihayet huzurda boyun eğerler
Şüphe yoktur gelir kapın döğerler
Eğer döğmüş isen el kapısını

Sümmânî'yi kayır girdiği rahtan
Asla ayrılmadı hicrandan ahtan
Her ne ister isen iste Allah'tan
Derde deva umma kul kapısını
Çekme Şu Dünyanın Endişesini

Çekme şu dünyanın endişesini
Devir eyle gönlün dört köşesini
Kemlik ile kırıp kal şişesini
Dönüp ona derman olsan ne fayda

Arabi Farisi dilin olmazsa
Bülbüle münasip gülün olmazsa
Elbet bir meslekte elin olmazsa
Dava ile sultan olsan ne fayda

Bir gün olsun Yaradan'ı anmazsan
Mecnun olup aşk oduna yanmazsan
Bir güzelin sinesine konmazsan
Hayal ile mihman olsan ne fayda

Bir yazı ki kara gelir kalemde
Sözü hor görünür her bir kelamda
Bir yar seni sevmediyse alemde
Sen o yara kurban olsan ne fayda

Sümmani der Yaradan'ı zikreyle
Birliğini bilip daim şükreyle
Ta ezelden gelen işi fikreyle
Başa geçip pişman olsan ne fayda
Ya Ben Derdim Kime Şekva Edeyim

Ya ben derdim kime şekva edeyim
Hicran benim firkat benim veren ben
Hangi bir tabibe sual edeyim
Mecruhu ben Lokman'ı ben saran ben

Bu dert benden olur mu ki hiç nihan
Kişi kemaline bu mudur nişan
Soldu güller bozulalı gülistan
Bahçesi ben bahçıvan ben deren ben

Vefalıda acır sandım ben anı
Çıktım yola arda koydum vatanı
Kime sual edem ben o civanı
Gelici ben gidici ben varan ben

Ahvalimce nice çekeyim aman
Harab oldum onu gördüğüm zaman
Bakmadı ahıma ol şah-ı huban
Aldanan ben sızlanan ben yeren ben

Ben gönlümü senden etmem hiç beri
Söyle güzel nasıl dönem ben geri
Ne idem de unutam o gözleri
Ülfet eden nefret eden gören ben

Sümmani der vardım canan iline
Rahmetmedi gözlerimin seline
Her varımı her yoğumu eline
Teslim alıp teslim edip veren ben
Kalkın Verin Şu Aşıkın Sazını

Kalkın verin şu aşıkın sazını
Nasihat eylerse tutun sözünü
Ejderha misali açmış ağzını
Korkarım yutacak yer beni beni

Şimdi menzilimiz yüceden yüce
Çok masarif edip girmeyin borca
Varından ziyade bir altın harca
Sarıp gül kefene koy beni beni

Yıktı yüreğimi şu hasret abı
Akıttım gözümden kan ile habı
Avuçlayıp yerden alın türabı
Savurun başıma vay beni beni

Sümmani dünyadan uçmuş gidiyor
Ecel şerbetinden içmiş gidiyor
Cümle yarenleri kalmış gidiyor
Mahşerde görürsüz siz beni beni
Sinava Hazirlik