Türk Edebiyatı Tarihi      

      Halk Edebiyatı       

         Divan Edebiyatı         

       Modern Türk Edebiyatı      

      Yazar ve Şairler      

       Edebi Sanatlar       

         Edebi Akımlar         

       Anlatım Türleri      

      100 Temel Eser      

      Kitap Tanıtımları       

        Düzyazı Türleri         

        Edebiyat Sözlüğü      

      Dünya Edebiyatı      

        Edebiyat Makaleleri      




      Şiir Nedir?      

     Şiir Türleri       

        Ölçü         

       Uyak ve Redif    

     Halk Şiiri      

       Divan Şiiri       

         Modern Şiir         

       Görüntülü Şiirler      

      Türkülü Hikayeler     




      Türkçenin Tarihi      

     Dil Makaleleri       

        Ses Bilgisi         

     Kelime    

       Cümle      

       Paragraf       

        Metin         

      Yazım ve Noktalama      

      Atasözleri     

        Deyimler         

      Sözlükler      




     Planlar      

     Yazılı Soruları       

       Türkçe Dersi         

       Dil ve Anlatım Dersi    

    Türk Edebiyatı Dersi      

       Kompozisyon       

        ÖSS         

      SBS      

      KPSS     

      Kültür-Edebiyat Kulübü    

      Belirli Gün ve Haftalar      



DİVAN ŞAİRLERİ
Şeyh Gâlîb

          Zannetme ki şöyle böyle bir söz
          Gel sen dahi söyle böyle bir söz

diyerek kendine ve sanatına olan güvenini ortaya koyan Şeyh Galip, 18. yüzyılın ikinci yarısında Istanbul'da yaşamıştır. Galata Mevlevihanesi'nin şeyhidir.

Devrin padişahı III.Selim, Mevleviliğe ilgi duymuş, Şeyh Galip 'in Galata Mevlevihanesi'ndeki dergahını sık sık ziyaret etmiş, onu şeyhi bilmiş, memnun etmiştir.

Şeyh Galip de sık sık sarayda misafir edilmiş, padişah ve ailesi tarafından hep saygı, sevgi görmüştür.Bazı söylentilere göre Mevlevi dergahının genç şeyhi ile Osmanlı sarayının güzel kızlarından Beyhan Sultan arasında bir aşk yaşanmıştır.Iki genç birbirini sevmiş ama aralarındaki aşk ,açığa çıkmamıştır.Şair, şiirlerinde mısraları arasına gizlediği aşkını,

          Senden ey şuh ben ümmid-i visal eylemedim
          Tab'ıma hadşe verüp fikr-i muhal eylemedim
     
          Ruz-ı aşkı şeb-i tarik-i hayal eylemedim
          Zülf-i kafir gibi inkar-ı cemal eylemedim

          Kakülün ah ile berhemzede-hal eylemedim
          Havf edip gamzene bir harf sual eylemedim

          Kalmadı sabra mecalim bilemem isyanım
          Daha yetmez mi tegafüle garaz Sultanım                

diyerek dile getirmiştir.
ümmid-i visal:Kavuşma ümidi
tab:Yaradılış, huy, tabiat
hadşe:Vesvesi, merak, manevi rahatsızlık
fikr-i muhal: Imkansız düşünce
ruz-ı aşk:Aşk günü
şeb-i tarik-i hayal:Hayal yolunun gecesi
zülf-i kafir:Nankör zülf (görünen saç)
inkar-ı cemal:Güzelliği gizleme
berhemzede-hal:Karmakarışık hal
havf etmek:Korkmak
gamze:Yan bakış
tegafül:Anlamamazlıktan gelme
garaz:Kin, düşmanlık

Galip, hocası Neş'et'ten ders alırken kendisine " Es'ad " mahlası verilir. Bu arada şair, kendine güvenin sembolü olan " Galib" mahlasını kullanıyordur.Devrin bir çok şairi kısa zamanda şöhrete ulaşan bu kabiliyetli şairi kıskanırlar. Dönemin hicivci şairi Sururi, iki mahlas kullanan Galip'i şöyle hicvediyor.


          Bilmem ey menhus adın Es'ad mıdır Galib midir
          Zatını tarif kıl kimsin kime mensupsun

          Gerçi dersin şairane bir tegallüb eyledim
          Piş-i erbab-ı sühande Galib-i mağlubsun

Halbuki bu mısraları yazan Sururi de iki mahlaslı idi. Eski mahlası "Hüzni" idi. Galip kendisi için söylenilenlere hiç bir zaman cevap vermedi. Devrin bir başka şairi dayanamayıp bu eleştirilere şöyle cevap verir.

          Mağrurluğun olmada günden güne efzun
          Şayeste idi mahlasın olsaydı gururi

          Galip görünen Es'ad'a mağlub diyorsun
          Hüzni'yi unuttun mu ne yaptın a Sururi

menhus:Uğursuz
tegallüb:Üstünlük
piş-i erbab-ı sühan:Söz erbabının önü
mağrur:Gururlu
efzun:Çok, yukarı, fazla
şayeste:Yakışır

Asıl adı Mehmet. 1758’de İstanbul’da doğdu. Önceleri Hoca Neşet’in kendisine verdiği Es’ad mahlasıyla şiirler yazdı. Sonradan Galib mahlasını aldı. Bir süre Konya’ya gidip Mevlana Dergahı’nda çile çekti. İstanbul’a döndü ve çilesini Yenikapı Mevlevihanesi’nde tamamladı. Dönemin Padişahı III. Selim ve Valide Sultan Mihrişah’ın takdirlerini kazandı. Galata Mevlevihanesi’nin 22’nci şeyhi oldu. Annesi ve çok sevdiği şair Esrar Dede’nin ölümünden sonra fazla yaşamadı. 4 Ocak 1799’da İstanbul’daöldü. Babası kendisinden 3 yıl kadar sonra yaşamını yitirdi.

Şiir dili oldukça ağır ve yabancı kelimeler, tamlamalarla doludur. En ünlü eseri, 26 yaşında başlayıp 6 ayda bitirdiği Hüsn ü Aşk aldı mesnevisidir. Hece vezniyle yazılmış bir şiiri de vardır.

MERSİYE

Kan ağlasın bu dide-i dür-bârım ağlasın
Ansın benim o yâr-ı vefâ-dârım ağlasın
Çeşm ü dehân u ârız u ruhsârım ağlasın
Baştan başa bu cism-i siyeh-kârım ağlasın
Ağyârım ağlasın bana hem yârim ağlasın
Gûş eyleyen hikâyet-i Esrâr'ım ağlasın
Nâ-dide bir güher telef etdim dirîg u âh
Hâk içre defnedüp gerü gitdim dirîg u âh

Zât-ı şerifi âleme bir yâd-gâr idi
Fakr u fenâ vü aşk u hüner-ber-karâr idi
Her şeb misâl-i şem' benim ile yanar idi
Sâye gibi yanımda enis-i nehâr idi
Hakkaa tamâm âşık idi yâr-ı gaar idi
Birkaç zaman muammer olaydı ne var idi
Allah verdi aldı yine kurb-i Hazrete
Biz kaldık intizâr ile rûz-i kıyâmete

Âhir nefesde sohbeti oldu mahabbet âh
Bir yâre urdu bağrıma âh derd-i firkat âh
Gelmezdi hiç kalb-i fakire bu sûret âh
Ey kâş etmeyeydim o âşıkla sohbet âh
Yakmazdı belki cânımı bu nâr-ı hasret âh
Telh etdi kâmımı o zehr-nâk şerbet âh
Eyvâh elden o gül-i handânım aldı mevt
Esrâr'ım aldı cümle dil ü cânım aldı mevt

Olsun mübârek ol mehe kabr-i saâdeti
Mevlâ müyesser ede makaam-ı şefâati
Bitmiş ne çâre dâne vü gelmişdi sâati
Dehrin budur hemişe muhîbbâna âdeti
Tefrik içündür etse de izhâr vuslatı
Zehri yutulmaz ağza alınmaz harâreti
Ben gördüğüm bu dâr-ı fenânın fenâsıdır
Baakî Hûudâ rızâsı bekaa Hâk bekaasıdır

Meydân-ı Mevlevide nişân âşikâr edip
Pervâz ederdi şevk ile Ankaa şikâr edip
Eylerdi nây u defile semâ' âh u zâr edip
Bulmuşdu kân-ı matlabı Hak'da karâr edip
Almışdı müjde kûyuna yârın güzâr edip
Gitdi ne çare Gaalib'i hasretle yâr edip
Olsun visâl-î Hazret-i pirânla kâm-yâb
Kıldı karîn'i kabri Fasîh-i felek-cenâb

(Esrâr Dede'nin ölümü üzerine yazdığı mersiye)

ŞARKI

Fâriğ olmam eylesen yüz bin cefâ sevdim seni
Böyle yazmış alnıma kilk-i kazâ sevdim seni
Ben bu sözden dönmezem devr eyledikçe nüh felek
Şâhid olsun aşkıma arz u semâ sevdim seni

Bend-i peyvend-i dilim ebrû-yı gaddârındadır
Rişte-i cem’iyyetim zülf-i siyeh-kârındadır
Hastayım ümmîd-i sıhhat çeşm-i bîmârındadır
Bir devâsız derde oldum mübtelâ sevdim seni

Ey hilâl-ebrû dilin meyli sanadır doğrusu
Sûy-i mihrâba nigâhım kec-edâdır doğrusu
Râ kaşından inhirâf etsem riyâdır doğrusu
Yâ savâb olmuş veya olmuş hatâ sevdim seni

Bî-gubârım hasret-i hattınla hâk olsam yine
Sıhhatim rûh-i lebindendir helâk olsam yine
Tîğ-i gamzenden kesilmem çâk çâk olsam yine
Hâsılı beyhûde cevr etme bana sevdim seni

Gâlib-i dîvâneyim Ferhâd u Mecnûn’a salâ
Yüz çevirmem olsa dünya bir yana ben bir yana
Şem’ine pervâneyim pervâ ne lâzımdır bana
Anlasın bîgâne bilsin âşinâ sevdim seni













Şeyh Galîb'in Hüsn ü Âşk Mesnevisi İçin Tılayınız.
GAZEL

Gencinen olsam vîrân edersin
Âyînen olsam hayrân edersin

Tîr-i nigehden dâğ-ı derûna
Baksan ne işler seyrân edersin

Sâkî kerâmet sende ya bende
Bahri habâba mihmân edersin

Nezzâre-i germ etdikçe ey çeşm
Âteşle âbı yek-sân edersin

Ey huşk zâhid dem urma meyden
Dest-i duâyı mercân edersin

Zâhid o meh-veş bir nûrdur kim
Büttür demezsin îmân edersin

Mâdâm uçarsın gözlerde ammâ
Rûyun perî-veş pinhân edersin

Tabl-ı tehîden gümdür suhanler
Bî-hûde Gaalib efgaan edersin

Etvâr-ı çerhe uy mevlevî ol
Seyrân edersin devrân edersin

TARD Ü REKB
(tardiyye)

Yek mazrada kıldın ey yüzü gül
Âyinemi âf-tâbe-i mül
Geçdi bana neş’e-i tegaafül
Hem eyle hem eyleme tenezzül
Dil hânesi câ-yı işretindir

Bir şu’lesi var ki şem’-i cânın
Fânûsuna sığmaz âsmânın
Bu sîne-i berk-âşiyânın
Sînâ dahi görmemiş nişânın
Efrûhte-i inâyetindir

Şeh-bâz-ı dil oldu evc-pervâz
Kim sayd-ı hümâya eyleyib nâz
Zülfünde de olmaz âşiyân-sâz
Afv eyle ki şeh-i felek-tâz
Perverde-i dest-i himmetindir

Bir âleme olmuşum ki vâsıl
Şeb-nemleri mihr ile mukaabil
Yok pertev-i mihre anda hâil
Nezdîk ü baîdi özge menzil
Kim firkatın ayn-ı vuslatındır

Açıldı der-i harîm-i ma’nâ
Bir sûret olub hezâr da’vâ
Esrâr-ı hafî hep oldu peydâ
Bildim ki bu cümle şûr ü gavgaa
Gavgaayı sever bir âfetindir

Ey arş-kemâl ü meh-sitâre
Olmak n’ola düşmen-i nezâre
Gaalib sana oldu pâre pâre
Bir hâne-harâb imiş ne çâre
Dâm-ı reh-i mihr-i tal’atindir

GAZEL

Koycek bize gardaş duman atturdu zügürtlük
Kokden pılıyu pırtıyu satdurdu zügürtlük

Zarraflar inanmaz asunaflar söze ganmaz
Çok kimseyü gehr ile zıbartdurdu zügürtlük

Çanlardı çeğem zengün iken çan gibi emme
Suncu deyu ağzumı gapatdurdu zügürtlük

Zalt ben mü ya Gastammanulu da cıbır oldu
Dünyayu birübirüne gatdurdu zügürtlük

Bakkal gasap etmekcü zokakda benü gözler
Taşra çıhman damda gapatdurdu zügürtlük

Gurtara çalab alayumuz gasdu gavurdu
Mal goymadu heskesde top atdurdu zügürtlük

Gaalüb ne öküz galdu ne dombay ne bi eşşek
kokden pıluyu pırtuyu satdurdu zügürtlük


Sinava Hazirlik