Türk Edebiyatı Tarihi      

      Halk Edebiyatı       

         Divan Edebiyatı         

       Modern Türk Edebiyatı      

      Yazar ve Şairler      

       Edebi Sanatlar       

         Edebi Akımlar         

       Anlatım Türleri      

      100 Temel Eser      

      Kitap Tanıtımları       

        Düzyazı Türleri         

        Edebiyat Sözlüğü      

      Dünya Edebiyatı      

        Edebiyat Makaleleri      




      Şiir Nedir?      

     Şiir Türleri       

        Ölçü         

       Uyak ve Redif    

     Halk Şiiri      

       Divan Şiiri       

         Modern Şiir         

       Görüntülü Şiirler      

      Türkülü Hikayeler     




      Türkçenin Tarihi      

     Dil Makaleleri       

        Ses Bilgisi         

     Kelime    

       Cümle      

       Paragraf       

        Metin         

      Yazım ve Noktalama      

      Atasözleri     

        Deyimler         

      Sözlükler      




     Planlar      

     Yazılı Soruları       

       Türkçe Dersi         

       Dil ve Anlatım Dersi    

    Türk Edebiyatı Dersi      

       Kompozisyon       

        ÖSS         

      SBS      

      KPSS     

      Kültür-Edebiyat Kulübü    

      Belirli Gün ve Haftalar      



OSMANLICA-TÜRKÇE SÖZLÜK
Z


 

za’f (A.) [ ضعف ] zayıflık, zaaf.

za’f gelmek zayıflamak.

za’ferân (A.) [ زعفران ] safran.

za’fî (A.) [ ضعفی ] zayıflıkla ilgili, zaaf ile ilgili.

za’fiyyet (A.) [ ضعفيت ] zayıflık, zafiyet.

zâbıta (A.) [ ضابطه ] güvenlik görevlisi.

zâbih (A.) [ ذابح ] boğazlayan.

zâbit (A.) [ ضابط ] subay.

zâbitân (A.-F.) [ ضابطان ] subaylar.

zabt (A.) [ 1 [ ضبط .tutma. 2.ele geçirme. 3.kavrama.

zabt edilmek ele geçirilmek.

zabt etmek ele geçirmek.

zabtiye nâzırı emniyet genel müdürü.

zabtiye nezâreti emniyet genel müdürlüğü.

zabtiyye (A.) [ ضبطيه ] güvenlik güçleri, polis, jandarma.

zabtnâme (A.-F.) [ ضبط نامه ] tutanak, zabıt yazısı.

zabtürabt (A.) [ ضبط و ربط ] disiplin.

zâc (A.) [ زاج ] göztaşı.

zâd (A.) [ زاد ] azık.

zâd (F.) [ 1 [ زاد .doğmuş. 2.doğum.

zâde (F.) [ 1 [ زاده .doğmuş. 2.evlat.

zâdegân (F.) [ زادگان ] soylular, aristokratlar.

zâdgegânlık satmak soyluluk taslamak.

zafer (A.) [ ظفر ] üstünlük kazanma.

zaferyâb (A.-F.) [ ظفریاب ] üstünlük kazanan, muzaffer olan.

zaferyâb olmak üstünlük kazanmak, muzaffer olmak.

zâğ (F.) [ زاغ ] karga.

zağan (F.) [ زغن ] çaylak.

zahâir (A.) [ ذخائر ] zahireler.

zâhib (A.) [ 1 [ ذاهب .giden. 2.sanıya kapılan.

zâhib olmak 1.gitmek. 2.sanıya kapılmak.

zâhid (A.) [ زاهد ] aşırı dindar, zühd ile uğraşan.

zâhidâne (A.-F.) [ زاهدانه ] zahitçe.

zâhir (A.) [ 1 [ ظاهر .ortaya çıkan, görünen, zuhur eden. 2.belli, açık, aşikâr.

3.sanırım. 4.görünüş, dış yüz.

zâhir olmak ortaya çıkmak, görünmek, zuhur etmek.

zâhirbîn (A.-F.) [ ظاهربين ] sadece görünüşe bakan.

zahîre (A.) [ ذخيره ] depolanmış erzak.

zâhiren (A.) [ ظاهرا ] görünüşte, görünüşe göre.

zâhirî (A.) [ ظاهری ] dış görünüş ile ilgili, görünüşteki.

zâhirperest (A.-F.) [ ظاهرپرست ] sadece dış görünüşe bakan.

zahm (F.) [ زخم ] yara.

zahmdâr (F.) [ زخمدار ] yaralı.

zahme (F.) [ 1 [ زخمه .vuruş. 2.yara. 3.tezene, mızrap.

zahmet (A.) [ 1 [ زحمت .sıkıntı, meşakkat. 2.güç.

zahmzede (F.) [ زخم زده ] yaralı.

zahr (A.) [ 1 [ ظهر .sırt, arka. 2.arka yüz.

zahriye (A.) [ ظهریه ] kağıdın arka yüzündeki yazı.

zâid (A.) [ 1 [ زائد .artık. 2.artan. 3.artı. 4.gereksiz.

zaîf (A.) [ ضعيف ] zayıf, güçsüz.

zâik (A.) [ ذائق ] tadan, tadına varan.

zâika (A.) [ ذائقه ] tat alma duyusu.

zâil (A.) [ زائل ] yok olan, yok olucu.

zâil olmak yok olmak, ortadan kalkmak.

zâir (A.) [ زائر ] ziyaretçi.

zâkir (A.) [ ذاکر ] zikreden.

zakkûm (A.) [ 1 [ زقوم .zakkum ağacı. 2.zıkkım.

zâl (F.) [ زال ] saçları ağarmış, ihtiyar.

zalâm (A.) [ ظلام ] karanlık.

zâlim (A.) [ ظالم ] zulüm eden.

zâlimâne (A.-F.) [ ظالمانه ] zalimce.

zamâim (A.) [ ضمائم ] ekler.

zamâne (A.) [ 1 [ زمانه .devir. 2.felek.

zamîme (A.) [ ضميمه ] ek.

zamimeten (A.) [ ضميمة ] ek olarak.

zâmin (A.) [ ضامن ] tazmin eden.

zamîr (A.) [ 1 [ ضمير .gönül. 2.iç. 3.zamir, adıl.

zamm (A.) [ ضم ] ekleme, arttırma.

zamm edilmek eklenmek, arttırılmak.

zamm etmek eklemek, arttırmak.

zamm olunmak eklenmek, ilave edilmek.

zamme (A.) [ ضمه ] ötre.

zan (A.) [ ظن ] zan, sanı.

zanbak (A.) [ زنبق ] zambak.

zanîn (A.) [ ظنين ] zan altında bulunan.

zann (A.) [ ظن ] zan, sanı.

zannedilmek sanılmak.

zannetmek sanmak.

zânû (F.) [ زانو ] diz.

zapt bk. zabt.

zapt edilmek ele geçirmek.

zapt etmek ele geçirmek.

zaptiye bk. zabtiyye

zâr (F.) [ 1 [ زار .perişan, ağlayan, inleyen. 2.inilti.

zâr (F.) [ زار ] yer.

zâr etmek ağlayıp inlemek.

zâr olmak ağlayıp inlemek.

zarâfet (A.) [ ظرافت ] zariflik.

zarar (A.) [ ضرر ] ziyan.

zarardîde (A.-F.) [ ضرردیده ] zarar gören.

zarb (A.) [ ضرب ] vuruş.

zarbhâne (A.-F.) [ ضرب خانه ] darphane.

zarf (A.) [ 1 [ ظرف .kap. 2.mektup zarfı. 3.zarf.

zarfiyyet (A.) [ ظرفيت ] kapasite.

zârî (F.) [ زاری ] inleme, zar zar ağlama.

zâri’ (A.) [ زارع ] ekici, çiftçi.

zarîf (A.) [ ظریف ] zarafet sahibi, nazik, nüktedan.

zarîfâne (A.-F.) [ ظریفانه ] zarifçe.

zarûrât (A.) [ ضرورات ] sıkıntılar, mecburiyetler.

zarûret (A.) [ 1 [ ضرورت .sıkıntı. 2.yoksulluk. 3.zorunluluk.

zarûrî (A.) [ ضروری ] zorunlu.

zarûriyyât (A.) [ ضروریات ] zorunluluklar.

zât (A.) [ 1 [ ذات .kişi. 2.kendi.

zâten (A.) [ ذاتا ] aslında.

zâtî (A.) [ ذاتی ] kişisel.

zâtülcenb (A.) [ ذات الجنب ] akciğer zarı iltihabı, zatülcenp.

zâtürrie (A.) [ ذات الرئه ] zatürriye, akciğer iltihabı.

zav’ (A.) [ ضوء ] ışık.

zavâhir (A.) [ ظواهر ] dış yüzler.

zâviye (A.) [ 1 [ زاویه .açı. 2.köşe. 3.küçük tekke.

zâyi’ (A.) [ ضایع ] kaybolan.

zâyi’ etmek kaybetmek, yitirmek.

zâyi’ olmak kaybolmak, yitmek.

zâyi’ât (A.) [ ضایعات ] kayıplar.

zebân (F.) [ زبان ] dil.

zebândıraz (F.) [ زبان دراز ] dili uzun.

zebâne (F.) [ 1 [ زبانه .yalaz. 2.dilimsi.

zebânzed (F.) [ زبانزد ] ünlü, dillerde dolaşan.

zeber (F.) [ زبر ] üst.

zebercedî (A.) [ زبرجدی ] fıstık yeşili.

zebh (A.) [ ذبح ] boğazlama.

zebh edilmek boğazlanmak, kesilmek.

zebh etmek boğazlamak, kesmek.

zebîh (A.) [ ذبيح ] kesilmiş hayvan, boğazlanmış.

zebîl (A.) [ 1 [ زبيل .pislik. 2.gübre.

zebûn (F.) [ 1 [ زبون .alçak. 2.aciz, zavallı. 3.güçsüz.

zebûn etmek 1.alçaltmak. 2.aciz bırakmak. 3.güçsüz bırakmak.

zebûn olmak 1.alçalmak. 2.aciz kalmak. 3.güçsüz kalmak.

zecr (A.) [ 1 [ زجر .zorlama. 2.eziyet etme.

zecrî (A.) [ زجری ] zorlayarak, zorlayıcı.

zede (F.) [ 1 [ زده .vurmuş, dövmüş. 2.vurulmuş, dövülmüş. 3.uğramış, müptela

olmuş.

zehâb (A.) [ 1 [ ذهاب .gidiş. 2.sanıya kapılma.

zeheb (A.) [ ذهب ] altın.

zehr (A.) [ زهر ] çiçek.

zehr (F.) [ زهر ] zehir, ağı.

zehre (A.) [ زهره ] çiçek.

zehrhand (F.) [ زهرخند ] acı gülüş.

zehrnâk (F.) [ زهرناک ] zehirli.

zekâ (A.) [ ذکا ] zekilik.

zekan (A.) [ زقن ] çene.

zekâvet (A.) [ ذکاوت ] zekilik.

zeker (A.) [ 1 [ ذکر .erkek. 2.erkeklik üreme organı.

zelâzil (A.) [ زلازل ] depremler.

zelîl (A.) [ ذليل ] düşkün, zavallı.

zell (A.) [ زل ] sürçme, kayma.

zelzele (A.) [ زلزله ] deprem.

zemân (A.) [ 1 [ زمان .zaman. 2.çağ. 3.süre.

zemâne (A.) [ 1 [ زمانه .devir. 2.felek.

zemherîr (A.) [ زمهریر ] karakış.

zemîm (A.) [ ذميم ] kötü.

zemîn (F.) [ 1 [ زمين .yer. 2.dünya. 3.fon. 4.konu, alan.

zeminbûsî (F.) [ زمين بوسی ] saygı ile yer öpme.

zemistan (F.) [ زمستان ] kış.

zemistânî (F.) [ زمستانی ] kışlık.

zemm (A.) [ ذم ] kötüleme, yerme.

zemm edilmek kötülenmek, yerilmek.

zemm etmek kötülemek, yermek.

zemzeme (A.) [ 1 [ زمزمه .melodi. 2.mırıltı.

zen (F.) [ زن ] kadın.

zenâdıka (A.) [ زنادقه ] zındıklar.

zenâne (F.) [ 1 [ زنانه .kadınca, kadınsı. 2.kadın işi.

zenb (A.) [ ذنب ] suç, günah.

zenbîl (A.) [ زنبيل ] zembil.

zenbûrek (F.) [ زنبورک ] zemberek.

zencebîl (A.) [ زنجبيل ] zencefil.

zencî (A.) [ زنجی ] siyahî, zenci.

zencîr (F.) [ زنجير ] zincir.

zencîrî (F.) [ 1 [ زنجيری .zincirli. 2.zincirlik deli.

zendeka (A.) [ زندقه ] zındıklık.

zendost (F.) [ زن دوست ] zampara.

zeneb (A.) [ ذنب ] kuyruk.

zenehdân (F.) [ زنخدان ] çene.

zeng (F.) [ 1 [ زنگ .zil. 2.pas.

zengî (F.) [ زنگی ] zenci, siyahî.

zengûle (F.) [ 1 [ زنگوله .çan. 2.çıngırak.

zenne (F.) [ زنه ] kadın rolünü üstlenen erkek sanatçı.

zenperest (F.) [ زن پرست ] kadın düşkünü.

zer (F.) [ 1 [ زر .altın. 2.akçe.

zer’ (A.) [ زرع ] ekim.

zerâfe (A.) [ زرافه ] zürafa.

zerbâf (F.) [ زرباف ] sırmacı.

zerd (F.) [ زرد ] sarı.

zerdâlû (F.) [ زردالو ] zerdali.

zerde (F.) [ 1 [ زرده .zerde. 2.sarılık. 3.safran.

zerdûz (F.) [ زردوز ] sırmacı.

zerefşân (F.) [ زرافشان ] altın saçılmış, altın yaldızlı.

zerger (F.) [ زرگر ] kuyumcu.

zerharîd (F.) [ زرخرید ] köle.

zerîn (F.) [ زرین ] altından.

zerk (A.) [ زرق ] deri altına verme, şırınga etme.

zerrâ’ (A.) [ زراع ] ekici, çiftçi.

zerrâk (A.) [ زراق ] ikiyüzlü.

zerrât (A.) [ ذرات ] zerreler.

zerre (A.) [ 1 [ ذره .en küçük parça, molekül. 2.azıcık, birazcık.

zerreşikâf (A.-F.) [ ذره شکاف ] kılı kırk yaran.

zerrin (F.) [ زرین ] altından.

zevâl (A.) [ 1 [ زوال .yok olma, yok oluş. 2.batma. 3.öğle.

zevâlnâpezîr (A.-F.) [ زوال ناپذیر ] yok olmayan, kalıcı.

zevâlpezîr (A.-F.) [ زوالپذیر ] yok olucu, fani.

zevât (A.) [ ذوات ] kişiler.

zevâyâ (A.) [ 1 [ زوایا .açılar. 2.köşeler. 3.küçük tekkeler, zaviyeler.

zevc (A.) [ 1 [ زوج .koca. 2.çiftin teki.

zevcât (A.) [ زوجات ] nikahlı kadınlar, karılar.

zevce (A.) [ زوجه ] nikahlı kadın, karı.

zevceteyn (A.) [ زوجتين ] karıkoca.

zevceyn (A.) [ زوجين ] karıkoca.

zevciyet (A.) [ زوجيت ] eşlik.

zevebân (A.) [ ذوبان ] erime.

zevk (A.) [ 1 [ ذوق .beğeni, hoşlanma. 2.tat.

zevkbahş (A.-F.) [ ذوق بخش ] zevk veren.

zevrak (A.) [ زورق ] kayık.

zeyl (A.) [ 1 [ ذیل .ek, zeyil. 2.etek.

zeylen (A.) [ ذیلا ] ek olarak.

zeyn (A.) [ زین ] süs.

zeyn olmak süslenmek.

zeytûn (A.) [ زیتون ] zeytin.

zıdd (A.) [ ضد ] zıt, karşıt.

zıddiyyet (A.) [ ضدیت ] zıtlık, karşıtlık.

zılâl (A.) [ ظلال ] gölgeler.

zıll (A.) [ ظل ] gölge.

zımnen (A.) [ ضمنا ] bu arada, dolayısıyla.

zımnî (A.) [ ضمنی ] dolaylı, üstü kapalı.

zırh (F.) [ زره ] zırh.

zırhpûş (F.) [ زره پوش ] zırhlı.

zıyâ’ (A.) [ ضياع ] kaybolma.

zıyâ’ (A.) [ ضياء ] çiftlikler.

zî (A.) [ ذی ] sahip.

zi’b (A.) [ ذئب ] kurt.

zîbâyî (F.) [ زیبایی ] güzellik.

zîbâ (F.) [ زیبا ] güzel.

zîbak (A.) [ زیبق ] cıva.

zîc (A.) [ زیج ] yıldız atlası.

zifâf (A.) [ زفاف ] gerdek.

zih (F.) [ زه ] kiriş.

zîhayât (A.) [ ذی حيات ] canlı.

zihgîr (F.) [ زهگير ] okçu yüzüğü.

zihî (F.) [ زهی ] ne güzel, bravo.

zihin (A.) [ ذهن ] zihin.

zihn (A.) [ ذهن ] zihin.

zihnen (A.) [ ذهنا ] zihin yoluyla.

zihnî (A.) [ ذهنی ] sihinsel.

zihniyyet (A.) [ ذهنيت ] düşünce tarzı, anlayış.

zîk (A.) [ ضيق ] darlık.

zîkıymet (A.) [ ذی قيمت ] değerli.

zikr (A.) [ ذکر ] zikir, anma.

zikr etmek anmak.

zikr olunmak anılmak, zikredilmek.

zîkudret (A.) [ ذی قدرت ] güçlü, kudretli.

zillet (A.) [ ذلت ] düşkünlük, aşağılık, alçaklık.

zilzâl (A.) [ زلزال ] sarsıntı.

zimâm (A.) [ زمام ] yular.

zimâmdâr (A.-F.) [ 1 [ زمامدار .yular tutan. 2.işleri yürüten, sorumlu.

zîmedhal (A.) [ ذی مدخل ] müdahalesi olan.

zimmet (A.) [ ذمت ] elde tutma zorunluluğu.

zîn (F.) [ زین ] eyer.

zinâ’ (A.) [ زناء ] zina, nikahsız cinsel ilişki.

zinâkâr (A.-F.) [ زناکار ] zina eden.

zencîrbend (F.) [ زنجيربند ] zincire vurulmuş.

zencîrbend edilmek zincire vurulmak.

zindân (F.) [ زندان ] hapishane.

zindânî (F.) [ 1 [ زندانی .zindancı. 2.mahpus.

zinde (F.) [ 1 [ زنده .diri, canlı. 2.sağlığı yerinde.

zindegânî (F.) [ زندگانی ] yaşam.

zindîk (A.) [ زندیق ] zındık.

zînet (A.) [ زینت ] ziynet, süs.

zinhâr (F.) [ زنهار ] sakın.

zîr (F.) [ زیر ] alt, aşağı.

zîrâ (F.) [ زیرا ] çünkü.

zirâ’ (A.) [ 75-90 [ ذراع cm. lik bir uzunluk ölçüsü birimi, dirsek ile orta parmak

ucu arasındaki uzaklık.

zirâ’at (A.) [ زراعت ] tarım.

zirâ’î (A.) [ زراعی ] tarımsal.

zirâ’at nezareti tarım bakanlığı.

zîrdest (F.) [ زیردست ] el altındaki, emir altındaki, ast.

zîre (F.) [ زیره ] kimyon.

zîrek (F.) [ زیرک ] uyanık, zeyrek.

zîrîn (F.) [ زیرین ] alttaki.

zîrûh (A.) [ ذی روح ] canlı.

zîrüzeber (F.) [ زیر و زبر ] altüst.

zîrüzeber etmek altüst etmek, yerle bir etmek.

zîrüzeber olmak altüst olmak, yerle bir olmak.

zirve (A.) [ زروه ] doruk.

zîşan (A.) [ ذی شان ] şerefli.

zişt (F.) [ زشت ] çirkin.

ziştî (F.) [ زشتی ] çirkinlik.

zîvekâr (A.) [ ذی وقار ] ağırbaşlı.

zîver (F.) [ 1 [ زیور .süs. 2.ziynet, takı.

ziyâ’ (A.) [ ضياء ] ışık.

ziyâdâr (A.-F.) [ ضيادار ] aşıklı.

ziyâde (A.) [ زیاده ] fazla, çok.

ziyâfet (A.) [ ضيافت ] şölen, ziyafet.

ziyân (F.) [ زیان ] zarar.

ziyânkâr (F.) [ زیانکار ] zarar veren.

ziyâretgâh (A.-F.) [ زیارتگاه ] ziyaret yeri.

zû’(A.) [ ضوء ] aydınlık, ışık.

zu’bân (A.) [ ذؤبان ] kurtlar.

zu’m (A.) [ زعم ] sanı.

zuafâ’ (A.) [ ضعفا ] zayıflar.

zucret (A.) [ ضجرت ] yürek daralması, iç sıkıntısı.

zûd (F.) [ 1 [ زود .çabuk. 2.erken.

zufr (A.) [ ظفر ] tırnak.

zuhr (A.) [ ظهر ] öğle.

zuhûr (A.) [ ظهور ] ortaya çıkma, görünme.

zuhur etmek ortaya çıkmak, çıkmak.

zuhûrât (A.) [ ظهورات ] beklenmedik gelişmeler.

zukâk (A.) [ زقاق ] sokak.

zulm (A.) [ ظلم ] cefa, eziyet.

zulm etmek zulüm yapmak.

zulmânî (A.) [ ظلمانی ] karanlıkla ilgili.

zulmet (A.) [ ظلمت ] karanlık.

zulmetefzâ (A.-F.) [ ظلمت افزا ] karanlığı arttıran.

zulümât (A.) [ ظلمات ] karanlıklar.

zunûn (A.) [ ظنون ] zanlar.

zûr (F.) [ زور ] güç.

zurafâ (A.) [ 1 [ ظرفا .zarifler. 2.seviciler, sevici kadınlar.

zûrbâ (F.) [ 1 [ زوربا .güçlü. 2.zorba.

zûrmend (F.) [ زورمند ] güçlü.

zurûf (A.) [ 1 [ ظروف .kaplar. 2.zarflar.

zübde (A.) [ زبده ] ِz.

zücâc (A.) [ زجاج ] cam.

zücâciyye (A.) [ زجاجيه ] cam eşyalar.

zühd (A.) [ زهد ] zahitlik, aşırı sofuluk.

zühhâd (A.) [ زهاد ] zahitler.

zühre (A.) [ زهره ] Venüs, اoban Yıldızı.

zührevî (A.) [ زهروی ] cinsel ilişkiyle bulaşan.

zühûl (A.) [ ذهول ] dalgınlıkla unutma.

zükâm (A.) [ زکام ] nezle.

zükûr (A.) [ ذکور ] erkekler.

zülâl (A.) [ زلال ] berrak, saf.

zülf (F.) [ زلف ] zülüf.

züll (A.) [ ذل ] alçalma, alçaklık, düşkünlük, zillet.

zülüf (F.) [ زلف ] zülüf, iki yandaki lüleli saç.

zümre (A.) [ زمره ] grup, topluluk.

zümûm (A.) [ ذموم ] yermeler, kِtülemeler.

zümürrüd (A.) [ زمرد ] zümrüt.

zünbûr (A.) [ زنبور ] eşek arısı.

zünnâr (A.) [ زنار ] papaz kuşağı.

zünûb (A.) [ 1 [ ذنوب .suçlar, günahlar. 2.kuyruklar.

zürâfe (A.) [ زرافه ] zürafa.

zürefâ (A.) [ ظرفا ] zarifler.

zürrâ’ (A.) [ زراع ] ekiciler, çiftçiler.

zürriyyât (A.) [ ذریات ] soylar, zürriyetler.

zürriyyet (A.) [ ذریت ] soy, zürriyet.

züvvâr (A.) [ زوار ] ziyaretçiler.

züyûl (A.) [ ذیول ] ekler, zeyiller.

.

 
Sinava Hazirlik