Türk Edebiyatı Tarihi      

      Halk Edebiyatı       

         Divan Edebiyatı         

       Modern Türk Edebiyatı      

      Yazar ve Şairler      

       Edebi Sanatlar       

         Edebi Akımlar         

       Anlatım Türleri      

      100 Temel Eser      

      Kitap Tanıtımları       

        Düzyazı Türleri         

        Edebiyat Sözlüğü      

      Dünya Edebiyatı      

        Edebiyat Makaleleri      




      Şiir Nedir?      

     Şiir Türleri       

        Ölçü         

       Uyak ve Redif    

     Halk Şiiri      

       Divan Şiiri       

         Modern Şiir         

       Görüntülü Şiirler      

      Türkülü Hikayeler     




      Türkçenin Tarihi      

     Dil Makaleleri       

        Ses Bilgisi         

     Kelime    

       Cümle      

       Paragraf       

        Metin         

      Yazım ve Noktalama      

      Atasözleri     

        Deyimler         

      Sözlükler      




     Planlar      

     Yazılı Soruları       

       Türkçe Dersi         

       Dil ve Anlatım Dersi    

    Türk Edebiyatı Dersi      

       Kompozisyon       

        ÖSS         

      SBS      

      KPSS     

      Kültür-Edebiyat Kulübü    

      Belirli Gün ve Haftalar      



DİVAN EDEBİYATINDA DÜZYAZI
Mercimek Ahmed

Onbeşinci yüzyılda, sâde, açık Türkçe ile güzel yazı yazan ediblerden biri ve en ünlüsü olan Mercimek Ahmedin telif eseri yoktur. Yalnız, Kaabus Unsurül-Maâli tarafından oğlu Geylânşaha hitaben yazılmış bir nasihatname, bir ahlâk ve siyaset kitabı olan Kâabusnâmeyi Türkçeye çevirmiştir. Bu eser birçok yabancı dile ve bu arada Türkçeye de birkaç defa çevrilmişti. Fakat Sultan II. Murad bu tercümelerin hiçbirini beğenmemiş, daha açık, daha güzel ve anlaşılır bir Türkçe ile tercümesini istemişti. İşte bu görev Mercimek Ahmede verildi.

Mercimek Ahmed, Kaabusnamenin tercümesinde, Sultan II. Muradla birlikte aydınların da halkın da zevkle okuduğu "güzel, açık Türkçe" örneğini göstermiştir.

İşte Mercimek Ahmedin güzel Türkçesine bir örnek:

".. Ey oğul, eğer şair olup şiir eyitmeğe kasd etsen, cehdet ki şiirde sözün murabba ola, yani rûşen ola, açuk ola. Ve sakın ki mânası şerhin sen bilesin ve ayruk kişi bilmeye, anun gibi sözü söyleme. Zira şiiri halk için eydürler, kendü kendüleri için eyitmezler. Pes şiirin mânâsı açuk gerektir ki rûşenlügi sebebinden ötürü kim gerekse rağbet ede. Amma şiir gerekdür ki hemen vezne ve kafiyye kani olmaya. Pes sen dahi hayal-süz ve tertibsüz ve sınâatsuz şiir eyitme. Tecnis ve tatbik ve müteşâbih ve müs-tear ve tecnis-i mükerrer ve müreddef ve ne ki buna benzer var ise bunda şerh olmaz aruzda bulasun ve bilesin. Sözü müs-tear söyle ama istiareyi imkânla söyle.... Amma eğer gazel eyidesin, terane içün, iğen dahi masnû olmazsa kayırmaz. İllâ lâtif ve ter gerekdür ki gazeli eyidesin. Ve amma kafiyesi ve redîfi gerek ki bir mâruf kafiye ve redîfte eyidesin. Yâni, söylenmemiş kafiyedür deyüb bir meçhul kafiyede eyitme. Gerekmez yerde Arabf müşkil lâfız katub şiirin sovuk etme.."

"... Andan girü, şöyle bilmiş ol ki ey oğul, söz dört kısımdur: Bir kısmı ol sözdür ki anı bileler ve söylemeyeler. Ve ikinci kısım söz de oldur ki ne bileler ve ne söyleyeler. Üçüncü kısım söz de oldur ki hem bileler ve hem söyleyeler. Dördüncü kısım söz de oldur ki söyleyeler velî bilme-yeler. Geldük imdi bu sözlerün şerhine: Ol söz kim anı bileler ve söylemeyeler, oldur kim, bireğünün ayıbın bile, velî söylemeye. Zira anun gibi sözün hâsılı gavga olur.. Akîl olan bunun gibi sözü söylemez, bi-lürse dahi. Geldük ol söz ki ne bileler ve ne söyleyeler, oldur ki yalan ola, dinine ve dünyasına kişinin ziyan değüre. Pes anun gibi sözün bilmesinden ve söylemesinden sakınmak gerek. Amma ol söz ki hem bileler ve hem söyleyeler oldur ki gerçek söz ola, hem dinine yarar kişinün ve hem dünyada. Pes faidelü söz budur. Velî ol söz ki söyleyeler ve bilmeyeler, oldur ki Hak Teâlâ Kuranda âyetler viribişmişdür, mânileri muhalif ve lâfızları müşabih...".



Sinava Hazirlik