Türk Edebiyatı Tarihi      

      Halk Edebiyatı       

         Divan Edebiyatı         

       Modern Türk Edebiyatı      

      Yazar ve Şairler      

       Edebi Sanatlar       

         Edebi Akımlar         

       Anlatım Türleri      

      100 Temel Eser      

      Kitap Tanıtımları       

        Düzyazı Türleri         

        Edebiyat Sözlüğü      

      Dünya Edebiyatı      

        Edebiyat Makaleleri      




      Şiir Nedir?      

     Şiir Türleri       

        Ölçü         

       Uyak ve Redif    

     Halk Şiiri      

       Divan Şiiri       

         Modern Şiir         

       Görüntülü Şiirler      

      Türkülü Hikayeler     




      Türkçenin Tarihi      

     Dil Makaleleri       

        Ses Bilgisi         

     Kelime    

       Cümle      

       Paragraf       

        Metin         

      Yazım ve Noktalama      

      Atasözleri     

        Deyimler         

      Sözlükler      




     Planlar      

     Yazılı Soruları       

       Türkçe Dersi         

       Dil ve Anlatım Dersi    

    Türk Edebiyatı Dersi      

       Kompozisyon       

        ÖSS         

      SBS      

      KPSS     

      Kültür-Edebiyat Kulübü    

      Belirli Gün ve Haftalar      



HUZUR ROMANININ TAHLİLİ - A. Hamdi TANPINAR

 

Tanpınar, 1949’da yayımlanan Huzur’u aracılığıyla, saf şiirin dar çemberi içinde ifade edemediği, hatta öykü dünyasına aktaramadığı yasama şekillerini, romanın geniş kadrosu içinde vermeye çalışır. Her biri kişilerinin adlarıyla anılan dört büyük bölümden meydana gelen Huzur, bir bakıma yazarın anılarıyla örtüşen bir romandır. Başkişi Mümtaz, kimi zaman geçmişin çocukluk anılarına sığınan Ahmet Hamdi, kimi zaman zamanın büyük bir bölümünü sahaflarda geçiren Darülfünun profesörü bir hoca, ama daha çok kendisini aşan, içinde kalmış, dışarıya aksetmemiş farklı bir Ahmet Hamdi Tanpınar’dır. Bu itibarla, başkişi Mümtaz’la Nuran’ın askı çerçevesinde sanat anlayışını, kültür birikimini ve hayat felsefesini isleme fırsatı bulmuştur. Bu özelliğinden dolayı kimilerine göre otobiyografik bir roman, kimilerine göre bir karakter romanı olarak sayılmıştır. Bu görüşlerin belki hepsinde bir doğruluk payı vardır. Aynı endişeyi Tanpınar da taşımış olmalı ki, başkişi Mümtaz’ı ve çevresini elinden geldiğince kendi biyografisinden uzaklaştırmaya çalışmıştır. Mehmet Kaplan, bu konuda, yazarın karakter romanı ile dramatik romanı birleştirdiğini söyler.

 Öykünün merkezi, Mümtaz ve Suat’ın Nuran’a olan aşklarıdır. Mümtaz ve Nuran birbirini sevmekte ve evlenmeyi tasarlamaktadırlar. Ümitsizliğe düsen Suat ise kendini asarak intihar eder. Bu trajedi nedeniyle Nuran’dan ayrılan Mümtaz’ın iç dünyası allak bullak olmuştur. Radyoda II. Dünya Savaşı’nın başladığı haberi verildiği sırada, Suat’ın hayalini gören Mümtaz, merdiven basına yıkılır. Mümtaz, Beyazıt Sahaflar Çarsısında, salaş dükkânlarda, bitpazarında, Çekmece’de balıkçı muhitinde ve kır kahvelerinde dolaşırken, İstanbul’un bir kronikçisi, İstanbul’da eski zamanın donup kaldığı ve biriktiği köselerin bir tasvircisi oluyor romanda. Huzur’un sonraki bölümlerinde Boğaz’a, zengin bir eve, sanki başka bir dünyaya geçiyoruz. Pırıl pırıl görünen modern semtte önceleri çok mutlu olan Mümtaz, giderek bu çevrede yaşayan insanlardan kaynaklanan olayların sonucunda yıkılır. Geçilmemesi gereken bir sınırı çiğnemiştir o. Mümtaz, bindiği bir Ada vapurunda Nuran’a rastlamış ve “Tehlikeli denecek derecede zengin, her ihtimale gebe, her manasında velûd bir kadınlık hayatı(nın), bakımsız bir tarla gibi sırf kendisini isleyecek erkeğin yokluğundan yarı hülya, yarı verimsizliğin bütün sebeplerini kendisinde gören bir aşağılık duygusu içinde akıp gittiğini” fark etmiştir. Bu tespitin arkası kendiliğinden gelecek ve zalim bir çocukluğun ara sokaklarından geçerek kendisini İhsan’ın kollarına atan Mümtaz, fikrî zeminini sağlamlaştırmış bir insan olarak duygusal arka planını inşa etmeye soyunacaktır: “O mademki artık benim için her şeydir, o halde bütün kâinatımla onataşınmalıyım.” der. 

Romanda; Tanpınar’ın zevklerini, hayata ve dünyaya bakısını temsil eden Mümtaz, çocukluğundan başlayarak belli bir terkibe ulaşıncaya kadarki hayatı, bilgi kaynakları tam olarak anlatılmış tek kahramandır. Çevredeki uyarıcı nitelikteki her şey onun dikkatiyle / gözlemiyle / bakış açısıyla okura nakledilir. Aylakça gezinen insanlardan çarsı esnafının şamatalı konuşmalarına, hamallardan sokak satıcılarına kadar mekânı dolduran insanlar, sokak ve caddelerin rengi, kokusu tüm ayrıntılarıyla ve bir tablo hâlinde okuyucunun dikkatine sunulur. 

Romanın ikinci kişisi Nuran, az konuşan, iç dünyasını fazla dışa vurmayan kişiliğiyle daha çok Mümtaz’ın bakış açısından ve Mümtaz’da bıraktığı izlenimlere göre tanıtılır. Tanpınar, Nuran’ın kocası Fahir’den ayrılma sebeplerini anlatırken Nuran’ın kişiliğini de verme fırsatı bulur: “Tehlikeli denecek derecede zengin, her ihtimale gebe, her mânasında velûd bir kadınlık hayatı(nın), bakımsız bir tarla gibi sırf kendisini isleyecek erkeğin yokluğundan yarı hülyâ, yarı verimsizliğin bütün sebeplerini kendisinde gören bir aşağılık duygusu içinde akıp gidiyordu.” Nuran’daki yasak ask eğilimi, geçmişte aile bireyleri arasında etki uyandıracak derecede bir ask serüveni yasamış olan büyükannesinden gelmektedir. İşte Mümtaz ile ada vapurunda karşılamaları, bu irsiyet yoluyla gelen kanın harekete geçmesine, tutuşmasına sebep olur. 

Huzur’daki ilişkiler ağının üçüncü ayağını oluşturan Suat’a gelince o, olaylar içindeki fonksiyonunu eylemleri, düşünceleri bakımından Mümtaz-Nuran birlikteliğinde çatışmanın karsı cephesini oluşturur. Roman kişilerinden İhsan, onun kişiliğini İsyan duygusu ile doğanlardandır. Böyleleri için mesut olmak kabil değildir. Ne de kendilerini unutmak...” cümleleriyle özetler. 

Huzur’un olay örgüsünü belirleyen en önemli unsur, Nuran ile Mümtaz arasında yaşanan asktır. Bu aşk, zaman zaman beşerî vasfından sıyrılarak tasavvufî bir sekle bürünür, din halini alır. Bu ilişkide yazar, romanın Mümtaz aracılığıyla verilen iç âlemiyle ş âlemi paralel yürütülür. Tanpınar, bu iki âlem arasında bir denge kurmaya çalışırken; öznel âlem, çoğu zaman nesnel âlemin önüne geçer. 

Romanın karmaşık gibi görünen yapısında tarihi, doğayı, sanatı, eşyayı birleştirmek isteyen bir hayat görüsü hâkimdir. Bu hayat görüsünü Kaplan, tasavvuf inancına göre kesret âlemi’nde yasayan ve Tanrıyı evren ile bir bütün olarak görmek isteyen insanın vahdet istiyâkı olarak açıklar. Ayrıntılara takılıp kalan Suat’ın huzursuzluğu da ve onunla bağlantılı sorumsuzluğu da yine bu bütüncül görüşten yoksun olmasından gelmektedir. Hayatın he ânını doyasıya yasamak isteyen ve görünenin arkasındaki görünmeyeni arayan Mümtaz’ın zıddına, romanın aksiyonunu yüklenen kötülüğün sembolü olan Suat, bir hareket adamı olarak Mümtaz-Nuran ilişkisinde yer alır. 

Huzur’da müzik, resim, mimarî gibi plastik sanatların hemen her şubesi; rüya, zaman gibi anlatım tekniğiyle ilgili izleklerin romana hâkim olduğu dikkati çekmektedir. Hatta Mümtaz ile Nuran’ın asklarını yönlendiren de güzellik duygusu olarak adlandıracağımız bu ortak değerlerdir. Bu yüzden bütün kişiler, özellikle Mümtaz, Nuran ve İhsan, doğaya, eşyaya ve insanlara güzellik duygusuyla bakar, estetik açıdan değerlendirirler. 

Sözünü ettiğimiz izleklerden en basta geleni müziktir. Tanpınar, Mümtaz ve Nuran’ın duygularını müzik aracılığıyla verir. Bu yüzden, eserdeki musikî teriminin kullanılışı, tüm romanın olay örgüsünü yönlendirecek yoğunluktadır. Romanın bütün kişileri bir ölçüde halk müziğinden Batı müziğine, klasik Türk müziğine kadar çeşitlilik gösterir. Bu yüzden musikî temi, onların asklarını da başlatan/etkileyen/yönlendiren önemli bir unsur olarak romanda yer almaktadır. Yaşadığı ortamla uzlaşamayan ve sürekli bir yalnızlık duygusu içerisinde bulunan Mümtaz, öteki romanların kişileri gibi, gerçeğin katı çıplaklığıyla karsılaşınca rüyaya benzeyen düşsel bir âleme sığınır. Söz gelişi, Sahaflar’daki bitpazarında gezinirken, geçmiş zamanı yakalamak, akıl ve idrakin ötesine sıçramak ister. Bu, bir bakıma içinde yasadığı zaman baskısından ve sorunlarından bunalan insanın kurtuluşunu geçmişe açılan bir kapı olarak görmektendir. 

Romanda iki farklı zamandan söz etmek mümkündür: Birincisi, olay zamanı, yani aktüel zamandır ki yirmi dört saat ile sınırlıdır ve geriye dönüşlerle birkaç yıla yayılır. Roman kişileri, anımsadıklarını aktüel zamana taşıyarak, zamanda bir genişleme sağlarlar. Diğeri ise Mümtaz’ın iç dünyasını bilinç akımı, hatırlama, iç konumsa tekniğiyle aksettiren göreceli zamandır.  Romanın tekniği ile ilgili olan yavaş tempolu zaman, eserin hem muhtevasını hem de tekniğini idare eden bir üslup mekanizması kazanır. 

Kaplan, romanın terkibi konusunda, özellikle İstanbul’un işlevinden söz eder ve İstanbul’un bir“yığın” manzarası arz ettiğini belirtir. Ayrıca ona göre romanın merkezi Nuran’dır. Mümtaz, bütün varlığı onun etrafında topladığı gibi, romanın diğer kahramanları Tevfik Bey, Suat, Fahir ve daha baksa şahıslar da muhtelif münasebetlerle ona bağlanırlar. Nuran’dan ayrıldığı zaman Mümtaz’ın bütün şahsiyeti ve dünyası darmadağın olur. 

Huzur, yeni olan tekniği, zaman ve terkip bakımından getirdiği teklifleri ve yazıldığı dönemde küçümsenen bir uygarlığı ve bu uygarlığa özgü değerleri vermesi ile hem yazıldığı dönemde hem de sonraki dönemlerde kuşaklara ufuk açan, üzerinden düşünülmesi gereken bir romandır.


 
Sinava Hazirlik