Türk Edebiyatı Tarihi      

      Halk Edebiyatı       

         Divan Edebiyatı         

       Modern Türk Edebiyatı      

      Yazar ve Şairler      

       Edebi Sanatlar       

         Edebi Akımlar         

       Anlatım Türleri      

      100 Temel Eser      

      Kitap Tanıtımları       

        Düzyazı Türleri         

        Edebiyat Sözlüğü      

      Dünya Edebiyatı      

        Edebiyat Makaleleri      




      Şiir Nedir?      

     Şiir Türleri       

        Ölçü         

       Uyak ve Redif    

     Halk Şiiri      

       Divan Şiiri       

         Modern Şiir         

       Görüntülü Şiirler      

      Türkülü Hikayeler     




      Türkçenin Tarihi      

     Dil Makaleleri       

        Ses Bilgisi         

     Kelime    

       Cümle      

       Paragraf       

        Metin         

      Yazım ve Noktalama      

      Atasözleri     

        Deyimler         

      Sözlükler      




     Planlar      

     Yazılı Soruları       

       Türkçe Dersi         

       Dil ve Anlatım Dersi    

    Türk Edebiyatı Dersi      

       Kompozisyon       

        ÖSS         

      SBS      

      KPSS     

      Kültür-Edebiyat Kulübü    

      Belirli Gün ve Haftalar      



HALK ŞİİRİ
Genel Özellikleri

Halk Edebiyatı Şiiri Konu Tarama Testleri İçin Tıklayınız.


Halk şiir terimi, Halk içinde yetişmiş kişileri (ozanların, âşıkların) ya da adları bilinmeyen halk sanatçıların hece ölçüsü ile ve özel biçimde ortaya koydukları nazım türlerini kapsamına alır. Yani halk şiir alanına hem bireysel hem de anonim ürünler girer. Yöntem açısından  da halk şiiri terimini kullanmak gereklidir: Adları bilinen ya da bilinmeyen halk sanatçıların, başlangıçtan günümüze değin ortaya koydukları eserleri bir bütün halinde ele almak ve incelemek zorundayız. Tür edebiyatı bir bütündür ve inceleme yönteminin buna uygun olması gerekir.

Halk şiirinin, ister yazanı bilinsin ya da bilinmesin sonuç olarak her iki çeşidi de bir halk sanatçısının elinden çıkmış şiirlerin tümü için halk şiiri demekte de bir sakıncası yoktur. Halk Edebiyatı ve onun bir dalı olan halk şiiri, aslında halk bilimi alanına girer. Âşık edebiyatı ise, bireysel temele dayananan belli kuralı ve özelikleri olan bir edebiyattır.

Çağlar Boyunca Türk Halk Şiirine Genel Bakış

Türklerin tarihleri kadar eski bir edebiyatları vardır. Yazının bilinmediği bu çağlarda bu edebiyat sözlü idi. İslâmlıktan önce Türk edebiyatı bir bütündü; aydınlar ve halk için iki ayrı edebiyat yoktu. Çünkü, yazı diliyle konuşma dili aynıydı. Ozanların şiirlerindeki dil, halkın ve ulusun dili idi. Bu ayrımlaşma, yüksek tabaka ve halk için iki ayrı edebiyat, İslâmlıktan sonra Türk edebiyatında ortaya çıkar ve yüzyıllar boyunca yan yana yaşar.

Türkler tarihleri boyunca, çeşitli alfabeler kullanmışlardır: Göktürk alfabesi, Uygur alfabesi, Manihey alfabesi, Soğd alfabesi, Arap alfabesi. Orta Asya’da yaşayan Türkler, hangi dini kabul etmişlerse, o dinin alfabesiyle yazmışlardı.

Bunların en eskisi Orhun Yazıtları’ndaki Yenisey-Orhun alfabesi. Yaklaşık olarak beşinci yüzyıldan dokuzuncu yüzyıla değin kullanıldığı sanılan Orhun alfabesisinin Türklerce ne zaman bulunduğu ya da hangi kaynaktan alındığı kesinikle bilinmemekte. Bu duruma göre, Yenisey- Orhun alfabesisinin beşinci yüzyılda Türkler arasında geçerli olduğu kabul edilirse, en azından bin yüz yıllık bir yazılı edebiyatımız var demektir.

Kutatgu Bilig ile Divanü Lügat-it Türk’teki manzum parçalar, savlar, Budizm ve Maniheizm çevrelerinde yazılan eserler, eski Türk şiiri ve edebiyatı hakında bizi aydınlatmaktadır. Sözlü eserler; ölçü, tür, konu bakımlarından, yüzyıllar boyunca, pek az değişikliğe uğramıştır. Sözlü edebiyat geleneği, yazılı edebiyat döneminde de unutulmamıştır. Eski Türk topluluklarında ozanlar bütün ilkel topluluklarda görüldüğü gibi, çeşitli görevlileri üzerlerinde toplamışlardı:  Kahramanlık şiirler söylüyor, büyücülük ve hekimlik yapıyorlardı.

Bu halk sanaçılarına, çeşitli Türk kavimler tarafından ayrı adlar verilmiştir; Altay Türkleri Kam, Kırgızlar Baksı, Yakutlar Oyun, Tonguzlar Şaman, Oğuz Türkleri de Ozan adını vermişlerdir. Bunların görevleri bütün milletlerde aynı idi. Eski Türklerde üç büyük tören vardı: Şölen (Şaylan), Sığır, Yuğ. Şölen, Oğuz Türklerin askerî-dinî nitelikte törenleriydi. Türkler, avcılığı seven bir bil ulustur. Türklerin ulusal totemlerinden birisi yak (Tibet sığırı)’tır. Totemin yılda bir kez avlanması gerekir, bunun için büyük bir av partisi yapılırdı. Eski Türkler Tibet öküzüne sığır dedikleri için bu avlarına da sığır adını vermişlerdi. Adına ilk kez rastladığımız yuğ’lar ise ölüler için yapılan genel dini törenlerdir.

Şölen’lerde, sığır’larda, yuğ’larda törenin yönetimi büyücü-şairlerin elinde idi. Türk şiirlerin en eski örnekleri, belki de bu büyücü-şairlerin törenler sırasında müzik eşliğinde söyledikleri parçalardır.

Bütün ilkel toplulukların edebiyatlarında, şiir, mitolojik kimlikte başlar, daha sonra dinî kılığına bürünür. Toplumsal gelişme daha ileri basamağa ulaşınca, dini konular yerlerini dini omayan konular alır. Türk şiirinde de başta destanî şiirler, dini şiirlere dönüşmüş, daha sonraları da her konu şiirin alanına girmiştir.

Türklerin şair-çalgıcıları hakkında en eski bilgiler, Hiyungnularla ilgilidir. İslamlıktan sonra da çeşitli Türk sülalelerinin ordularında halk şair-çalgıcıların bulunduğu tarihi kaynaklar bildirmektedir. Gaznelilerde, Karuhanlılarda, Selçuklularda, Harzemşahlarda, Altın Orduda, Mısır Memlüklerinde, Anadolu Selçuklularında, Osmanlılarda ve Anadolu Beyliklerinde, saraylarda, ordu ve halk arasında şair-çalgıcılar, ozanlar bulunuyor ve eski geleneği sürdürüyordu.

Yakın zamanlara dek, İslamlıktan önce Türk şairlerinden sadece Çuçu’nun adını biliyorduk.3Turfan kazılranında ele geçen Mani metinlerinden, sekiz Türk şairinin daha adlarını öğrenmiş oluyoruz: Aprınçur Tigin, Kül Tarkan, Sangku Seli Tutung Ki-Ki, Paratyaya-Şiri, Asıng Ttung, Cışuya Tutung, Kalım Keyşi.

Oğuz Türklerinin Ozan dedikleri şair- çalgıcılara başka Türk kavimlerinde rastladığımız gibi, bu sözcüğü öteki Türk kavimlerinde görmekteyiz. On üçüncü yüzyılda, Mısır Memluk ordularındaki şair-çalgıcılar Ozan diye anılıyordu. On dördüncü ve on beşinci yüzyıllarda, Azerî alanında da halk şair-çalgıcılarına Ozan deniliyordu.

Fuat Köprülü ise, Ozan sözcüğünü ozmak köküne bağlamaktadır; ozmak, ‘’önce gelmek, ileri geçmek’’ anlamlarındadır. Bu kökten türemiş iki sözcük daha vardır: Ozgan (koşuda birinci, gelen köpeklere verilen ad), ozuş (kurtuluş). Fuat Köprülü, ozgan ile ozan’ın aynı olduğu fikrindedir.

Ozanlar, ilk zamanlar büyücü, oyuncu, hekim, şarkıcı ve çalgıcı görevlerini yüklenmişlerdi. Sonraları, şiirin hem ezgisini, hem sözünü, hem çalgıyı anlatır oldu. Üçüncü aşamada, şair-çalgıcı yani kopuzlarıyle şiirler söyleyen halk şairi anlamında kullanılmaya başlandı.

Ozanlık geleneği, on beşinci yüzyılan ortalarına dek sürmüştür. İsla kültürünün etkisiyle ozanlar ve ozanlık geleneği, yerini âşıklara bırakmıştır.


Aşık, Sazşairi, Kalem Şuarası, Halk Şairi

Ahmet Kutsi Tecer şunu sölüyor: ‘’Âşık kelimesi ise önceleri Yunus tarzında ilahiler ve mistik şiirler söyleyen şairler tarafından kullanılmaya başlanmış, daha sonraları sazşairlerin hepsi âşık adı verilmiştir.’’

Âşık ve saz şairi sözcükleri anlamdaştır, aralarında ayrım yoktur.6 Sazşairleri ya da âşıklar iki bölüğe ayrılır.

Bir kısmı

Ümmidirler, okuma yazma bilmezler, hiç öğrenim görmemişlerdir.
Saz çalmasını bilirler, şairlerini saz eşliğinde söylerler.
İrtical, yani hazırlıksız şiir söyleme, başlıca özeliklerdir.
Şiirler hece ölçüsüyledir.

Âşıkların bir kısmı ise, belirli bir öğrenimden geçtikleri gibi, saz çalmasını da bilirler: Fakat şiirlerini hem hece, hem de aruz ölçüleriyle yazmışlardır ( Âşık Ömer, Gevheri, Dertli, Erzurumlu Emrah gibi).

Kalem şurası’na gelince, bu terim, aslında kalem şairleri demektir; fakat sazşairlerince tekil anlamında kullanılır. Kalem şuarası belli bir öğrenim geçmiş, saz çalmasını bilmeyen, hem hece hem aruz ölçüleriyle şiir yazan şairlere verilen addır.

Halka şairi terimi ise, bir genellik taşır ve âşıklarla kalem şuarasını kapsamına alır. Âşık edebiyatı türlerinde şiirler yazmaları ve bu soy şiirlerinde sade bir dil kullanmalarıyle halk şairi öbeğine girerler. Fuat Köprülü  ve Pertev Naili Boratav halk şairini âşık ve sazşairinin anlamdaşı biçiminde düşünürler.

Korş, Kovalski Vefabo, Türk şiirinde birimin beyt olduğunu öne sürmüşlerdi. Onlara göre dörtlükler, iki beytin birleşmesinden meydana gelmiştir.9 Doktor Rıza Nur Türk şiirinde birimin, dize olduğu kanısındadır.

Öyle ise Türk şiirinde nazım biriminin dörtlük olduğu kanısı nereden gelmektedir? Fuat Köprülü Türk şiirinde nazım biriminin dize ya da beyt olduğu düşüncesini kabul etmez.

Bugünkü bilgilerimize ve eldeki metnlere göre, dörtlüklerin, Türk Şiirinin nazım birimi olduğu gerçeğine karşı çıkılamaz. İslamlıktan sonraki dönemde de üçlüklere yazılmış halk şiirlerine rastlıyoruz. Divanü- Lügat-it Türk’ teki parçalardan bir kısmı hece ölçüsünün altılı, yedili, sekizli kalıplarıyle yazılmış dörtlüklerden, bir kısmı da on bir, on iki, on üç, on dört heceli beyitlerden meydana gelmiştir.

Halk Şiirinde Uyak
Kafiye sözcüğünün sözlük anlamı, ‘’sonda olan, arkadan gelen‘’dir. Uyak başlangıçta ‘’manzum bir hikmet ya da hicivli bir söz’’ karşılığı idi. Anlam değişikliğine uğrayarak beyit, şiir karşılığı kullanır olmuş, sonunda bugünkü anlamı kazanmış. Halk şairleri, ta eski çağalardan beri, uyak konusunda hafif bir ses benzerliğiyle yetinmişlerdir. Fuat Köprülü, halk şiirinde uyak düzeni için şöyle demektedir: ‘’ İlk şiirlerimizin tabi olduğu kafiye kaideleri, tabiyatıyle basit ve iptidai bir mahiyettedir ve onlara bugünkü manasıyle kefiye adını vermektense yarım kafiye (assonance) demek şüphesiz daha doğrudur”. Halk şiirinde kafiye karşılığı ayak terimi kullanılır.

Tarih boyunca Türk şiirinde üç türlü kafiye görülür: Yalnız dize başında, dize başında ve sonunda, yalnız dize sonunda. Eski Türk şiirinde uyak, dizenin başındadır. Bazan da dize sonunda raslanmaktadır. Prof. Reşit Rahmeti Arat, uyağın baştan sona kayışını vurgu ile ilgili görmektedir. Türkçe’ de esas vurgu kelimenin sonundadır, ikinci derece vurgu ise kelimenin başındadır. Eski Tür şiirlerinde asıl ahengin temininde esas olarak kafiye mısraın başında buluduğuna göre, bu ilk hecenin, bugünküden farklı olarak, vurgulu olması veya öyle telafüz edilmesi icap eder.

Halk şiirinde kafiyenin yanı sıra redif de önemli rol oynar. Redif de eski Türk şiirinin özeliklerinden biri. Sazşairlerin eserleride redif, çeşitli biçimlerde görülür. Genelikle dizenin sonunda; kimi zaman da, başa doğru kayar ve dize başındaki sözcükleri kapsar.


Sinava Hazirlik