Türk Edebiyatı Tarihi      

      Halk Edebiyatı       

         Divan Edebiyatı         

       Modern Türk Edebiyatı      

      Yazar ve Şairler      

       Edebi Sanatlar       

         Edebi Akımlar         

       Anlatım Türleri      

      100 Temel Eser      

      Kitap Tanıtımları       

        Düzyazı Türleri         

        Edebiyat Sözlüğü      

      Dünya Edebiyatı      

        Edebiyat Makaleleri      




      Şiir Nedir?      

     Şiir Türleri       

        Ölçü         

       Uyak ve Redif    

     Halk Şiiri      

       Divan Şiiri       

         Modern Şiir         

       Görüntülü Şiirler      

      Türkülü Hikayeler     




      Türkçenin Tarihi      

     Dil Makaleleri       

        Ses Bilgisi         

     Kelime    

       Cümle      

       Paragraf       

        Metin         

      Yazım ve Noktalama      

      Atasözleri     

        Deyimler         

      Sözlükler      




     Planlar      

     Yazılı Soruları       

       Türkçe Dersi         

       Dil ve Anlatım Dersi    

    Türk Edebiyatı Dersi      

       Kompozisyon       

        ÖSS         

      SBS      

      KPSS     

      Kültür-Edebiyat Kulübü    

      Belirli Gün ve Haftalar      



ANONİM HALK NESRİ
Halk Fıkrası

Bir konuda ders vermek, bir görüşü, düşünceyi mizah yoluyla insanları gülümseterek anlatmak amacıyla söylenmiş kısa, özgün halk anlatılarıdır.

Türleri:

Fıkralar kahramanlarına göre ikiye ayrılırlar.

1 - Kahramanları belirli halk tipleri olan fıkralar: Nasrettin Hoca, İncili Çavuş, Bekri Mustafa fıkraları gibi.

2 - Kahramanları belirsiz fıkralar: Bunlar çoğunlukla "Adamın biri", "Kadının biri", "Laz'ın biri", "Yahudi'nin biri" gibi sözlerle başlar.

Fıkralara genellikle olay kahramanının adıyla başlanır, sonra kısaca amaca yönelik olan olay anlatılır ve çarpıcı, beklenmedik, güldürücü bir sonla sonuçlandırılır. Bu çarpıcı son doğrudan söylendiği gibi, kimi zaman da dinleyicinin anlayışına bırakılır.

Her ulusun toplumsal yapısını genel özellikleriyle yansıtan ulusal fıkra kahramanları vardır. Örneğin bizde "Nasrettin Hoca", Almanlar'da "Oylenşpigel", Araplar'da "Ebunevas" gibi.

Kimi zaman da ulusların en belirgin özellikleri fıkra kahramanlarına sıfat olarak yüklenir. Örneğin "Cimri İskoçyalı", "Mübalağacı İranlı" gibi.

Fıkraların toplum yaşamında çok önemli bir başka işlevi de "örtük transaksiyon" (imalı iletişim) aracı olarak kullanılmalarıdır. Demokrasi ve insan haklarının, istendik düzeyde gelişmediği, yönetimsel-toplumsal baskıların yoğun olduğu ortamlarda yaşayan ve bireyselleşmelerine izin verilmeyen insanlar; Yunus Emre'nin "Söyler isem olur savaş/Söylemez isem bağrım baş" (baş: yara) dizelerinde çok yalın ve etkili bir söyleyişle dile getirdiği bu dayanılmaz ikilemin açmazını, yüzyıllardır hep yaşamlarında ruhlarında duyumsamışlar ve onu aşmaya çalışmışlardır. Düşündüklerini ve doğru bildiklerini açıkça söyleyerek, savaş çıkarıp yaşamlarını yitirmeden ve susup bastırarak da yüreklerini, ruhlarını yaralamadan, dolaylı olarak "örtük" söylemenin yollarını aramışlardır. Bu "imalı iletişim" arayışları sırasında da çoğu kez, oldukça etkili bir yol olan masal, türkü, ninni, fıkra gibi sözlü halk anlatılarını aracı olarak kullanmışlardır.

Bu halk anlatıları içinde, sosyal ve siyasal baskıyı düzenlemede en elverişli olanı da gülmecedir. Hani, "Aşk gelince cümle eksikler biter"miş ya, gülümseme gelince de cümle hoşgörüsüzlükler biter. Anlatılan gülmecenin (fıkra) sonunda yaratılacak "gülüş" eylemi, anlatının içerdiği eleştiriyi iyiden iyiye kabul edilir kılıp "yenilir, yutulur" hale getirecek ve aynı zamanda bir "korunak" da oluşturacaktır. Bu nedenledir ki, imalı iletişimde halkımızın Nasrettin Hocayı "aracı", fıkrayı da "araç" olarak kullanması, özsavunma ve korunma açısından, çok bilinçle yapılmış bir seçimdir.

Örneğin; çağın hızlı değişiminin ve acımasız yaşam koşullarının dayatmaları karşısında, giderek geçerliliğini yitiren kimi geleneklerin sürdürülmesi mümkün değildir. Bu konuda yapılacak bir zorlama da bireyi bunaltır. Ekonomik koşulların giderek ağırlaştığı, "iki elin bir başı düzeltemediği" bir ortamda, konukseverlik geleneğinin korunup sürdürülmesi de pek mümkün görülmemektedir. İşte aşağıda vereceğim örnek fıkra, artık sürdürülmeye çalışıldığında, bireyi çok zorlayacak olan kimi geleneklere karşı, insanlara bir çıkış yolu göstermekte ve gerekirse, onların bazılarından vazgeçilebileceği "göndermesini" yapmaktadır. Şöyle ki:

Nasrettin Hoca evinde otururken kapısı çalınmış. Hoca "kim o?" diye sorunca da dışardan bir ses "Tanrı misafiri" diye cevap vermiş. Bunun üzerine kapıyı açan Hoca, kapıdaki adamı tuttuğu gibi camiye götürerek "Eğer sen Tanrı misafiriysen, Tanrının evi işte burasıdır" demiş.

Sonuç olarak fıkralar yalnızca insanları güldürmek, eğlendirmek için değil, toplumsal yaşamı düzenlemek, ders vermek, belirli bir düşünceyi, görüşü karşı tarafa "mizah" eşliğinde iletmek için halk tarafından yaratılmış, çok kapsamlı işlevleri olan halk edebiyatı ürünleridir.
Sinava Hazirlik