

Yaşamıyla ilgili bilgiler, eserlerine ve kendinden sonraki şairlerin şiirlerine dayalıdır. Harezm’den geldiği sanılan Gülşehrî’nin, Kırflehir’de, Mevlevîliği yaydığı bir zaviyede yaşadığı; mahlâsı olan Gülşehrî’yi, bir gül kenti olarak bilinen Kırşehir’den (Gülşehir) aldığı belirtilir. Adının Ahmed veya Süleyman olduğu ileri sürülmekteyse de bu bilgiler kesin değildir. Mantıku’t-Tayr adlı eserini 1317’de tamamladığından, ölümünün de bu tarihten sonra olduğu kabul edilir.
Muhtemelen Ahî Evran’ın dervişlerinden olan Gülşehrî, daha çok Mevlânâ etkisinde kalmış, bu nedenle de Mevlevî olabileceği ileri sürülmüştür. İslâmî ilimler yanısıra matematik, mantık ve felsefeyle uğraşan Gülşehrî’nin eserleri, hem eski Anadolu Türkçesi, hem de tasavvuf açısından büyük önem taşır. Türkçeyi ve aruz veznini iyi kullanan bir şair olan Gülşehrî, Yûnus Emre’den sonra çağının en büyük şairlerinden biri olarak kabul edildiği gibi, Türkçenin ileri kültür dili hâline gelmesi için giriştiği çabalarla da tanınır.
ESERLERİ
Feleknâme: İlhanlı Hükümdarı Gazan Han adına 1301’de Farsça olarak mesnevî tarzında, yaratılmışların en yücesi olan insanoğluna, nereden geldiğini ve nereye döneceğini anlatmak amacıyla kaleme alınmıştır. Kur’an-ı Kerîm’in birçok âyetine telmihte bulunan Gülşehrî, bu eserinde, Mevlânâ’nın Mesnevî’sinden de geniş ölçüde faydalanmıştır. Eserin tek nüshası Ankara İl Halk Kütüphanesi’ndedir. Sadettin Kocatürk tarafından üzerinde doçentlik çalışması yapılan eser, Farsça metni ve Türkçe tercümesiyle birlikte “Güşlehrî ve Feleknâme” adıyla yayımlanmıştır (Ankara 1982, 2000).
Kerâmât-ı Ahî Evran: 167 beyitlik Türkçe bir mesnevidir. Eserde Ahî Evran, cömertliğiyle tanınan Hâtim et-Tâî ile mukayese edilir. Daha önce Feleknâme’de ele aldığı bazı konuların genişletilmiş şekli olan bu mesnevinin 1301’den sonra yazıldığı tahmin edilmektedir. Eser, Franz Taeschner tarafından ilk olarak “Ein Mesnevî Gülscheris auf Achi Evran (Kerâmât-ı Ahî Evrân Tobe Şerâhu) adıyla (Hamburg 1930) yayımlanmış, daha sonra da Raif Yelkenci, mesnevinin daha doğru, fakat eksik bir nüshasını bulup 1955’te yeniden yayımlamış, ancak Raif Yelkenci ve Agâh Sırrı Levend, eserin Gülşehrî’ye ait olmama ihtimalini de belirtmişlerdir.
Mantıku’t-Tayr: Gülşennâme olarak da bilinen ve Gülşehrî’nin en önemli eseri olan bu kitap, İranlı mutasavvıf Feridun Attâr’ın aynı adlı eserinin çevirisidir. Dilimizdeki karşılığı “Kuş Dili” dir. 1317’de ortaya koyduğu bu çevirinin metninde bazı değişiklikler yapan Gülşehrî, konunun ana çerçevesine sadık kalarak Attâr’ın pek çok hikâyesini kullanmamış, bunun yerine Mesnevi, Kelîle ve Dimne ile Kâbusnâme’den hikâyeler almıştır. Mantıku’t-Tayr, tasavvufî ve alegorik bir eser olup tamamı 5000 beyit kadardır. Çok sayıda yazması olan eseri Müjgan Cumbur 1952’de, Agâh Sırrı Levend ise 1957’de tıpkıbasım olarak yayımlamışlardır.
Aruz-ı Gülşehrî: Farsça olarak kaleme alınan on altı varaklık bir risaledir. Eserde çeşitli aruz kalıplarının terkip ve teşkilinden bahsedilmekte ve bunlarla ilgili örneklere yer verilmektedir. Bu risale, ilk defa, Kilisli Rifat Bilge tarafından bulunup ilim âlemine tanıtılmıştır. Eserin bilinen tek yazma nüshası Millet Kütüphanesi’ndedir.
Kudûrî Tercümesi: Gülşehrî, Mantıku’t-Tayr adlı eserinde Kudûrî’yi nazmen çevirdiğini söylüyorsa da, bu eser henüz ele geçmemiştir. Ayrıca Gülşehrî’nin üç şiirine Eğridirli Hacı Kemâl’in Câmi’ün-Nezâir adlı nazîre mecmuasında, bir şiirine Ömer bin Mezîd’in Mecmuatü’n-Nezâir’inde, iki gazeline Kerâmât-ı Ahî Evran’da, bir gazeline de Mantıku’t-Tayr’da yer verilmiştir.
Bunlardan başka Süleymaniye Kütüphanesi’ndeki bir yazmada bir şiiri bulunmaktadır.