EDEBİYAT SÖZLÜĞÜ -F-
FABL
Hayvanlar,
bitkiler ve cansız nesneler arasında geçtiği hayal edilen öğretici masallara
denir. Teşhis ve intak sanatı üzerine kurulmuştur. Olaydaki kişilere insan
karakteri ve davranışı verilir. Asıl masallardan kısadırlar. Her fablın
sonunda mutlaka bir ahlak dersi veya kıssadan hisse yer alır. Bu ders, kısa,
açık ve doğru olmalıdır. Fablı de diğer masallardan ayıran bu özelliğidir.
Bu tür eski Türk edebiyatında daha çok kıssadan hisse adıyla bilinir.
Sâdi’nin Bostan ve Gülistan‘ında Mevlana (1207-1273)’nın Mesnevi’sinde
fablın özelliklerini görürüz. Bu sahada en önemli eser Şeyhî (1375-1431)’nin
Harname’sidir.
Dünya
edebiyatında hayvan masalları önce Hindistan’da yazıya geçirilmiştir.
Beybaba adıyla bilinen Brahman filozofunun Sanskritçe yazdığı söylenen Pança
Tantra (beş kıta) adlı bu eser, çok çeşitli dünya dillerine çevrilmiş
Türkçeye de Farsçadan Kelile ve Dimne adıyla aktarılmıştır.
Eski Yunan edebiyatında Hesiodos’un kardeşine öğüt vermek için yazdığı
İşler ve Günler adlı kitabının bir bölümünde bir hayvan masalını nazımla
anlatır. Aisopos (Ezop), gezdiği ülkelerden topladığı fablları nesirle
yazmıştır. Fransız şairi La Fontaine ( 1621-1695)’nin Pança Tantra
çevirisinden ve Aisopos’un eserinden faydalanarak kaleme aldığı fablları çok
ünlüdür. Yeni Türk edebiyatında Şinasi (i86-l871) birkaç fabl yazmış, Orhan
Veli ve Sabahattin Eyüboğlu da La Fontaine’nin fabllarını dilimize
çevirmişlerdir.
FAHRİYE
Bir şairin kendisini övmek için yazdığı şiirlere denir. Divan şairleri
sanatkarane bir gururla şiirlerini ve şairliklerini övmüşlerdir. Bu tür
şiirler genellikle kaside ve mehdiyelerin bir bölümü içinde yer alırlar.
Şair fahriye adı altında şiirler yazdığı gibi, bir gazelin makta beyitinde
de fahriye söyleyebilir. Fahriye yazan şairlerin en ünlüsü divan şairi
Nef’i’dir.
FALNAME
Fal ile ilgili kitap. Falın her bir çeşidine göre düzenlenen eserler.
Yıldızname, tefe’ülname, hurşidname, ihtilacıtame, kıyafetname, kehanetname
adlarıyla da bilinirler. Falnameler çokluk manzum yazılırlar. Nesir halinde
yazılanlarına genellikle yıldızname denir.
Falnameler Kur’an falı, kur’a falı gıbi dallara da ayrılırlar. Kur’a
taşları veya bir kağıt üzerine çezilmiş noktalar ve noktaların meydana
getirdiği şekilleri konu edinen kur’a fallar; daha çok Hz.Ali’ye nispet
edilir.
Edebiyatımızda Cem Sultan’ın Divanında yer alan Faly-ı Reyhan-ı Sultan Cem adlı kur’a falı meşhurdur.
FANTASTİK
Hayal ürünü olağanüstü olayları konu alan eser. Gerçeğin dışında hayal
gücünün serbest şekilde yarattığı hayali olaylardan meydana getirilir,
içinde masal unsuru fazladır.
Destan, masal, Gotik edebiyat, korku ve heyecan edebiyatı, ütopyalar ve
bilim-kurgu edebiyatı fantastik içinde değerlendirilirler.
Fantastik edebiyat çok işlenmiş bir türdür. İlk örnekleri antik Yunan ve
Latin yazarlarının eserlerinde görürüz. Theopompus Meropeliler Ülkesi,
Antonius Diagones Tüle’nin Ötesinde Görülen Olağanüstü Şeyler; Ortaçağ’da
Kepler Somnium (Rüya, 1634), Cyrano de Bergerac Öekii Dünya (1656)’yı
yazdılar.
XVIII ve XIX yüzyılda fantastik edebiyat çeşitli türlere ayrıldı.
İngiltere’de doğan Gotik edebiyat sonraki yüzyılları da etkiledi. Mary
Shelle’in Frankeşıayn, Brahm Storker’in Drakula’sı XIX. yüzyılın en tanınmış
eserleridir. Fantastik edebiyat XX. yüzyılda da çok tutulan bir tür
olmuştur.
Türk edebiyatında ise, Giritli Aziz Efendi (?-1798)’nin Muhayyelat-ı Aziz
Efendi, Ahmet Hamdi Tanpınar (1901- 1962)’ın Abdullah Efendi’nin Rüyaları
fantastik türün örnekleridir.
FARS
Sadece güldürmek maksadı güden kaba komediye denir. Oyunda bir takım jestler ve soytarılıklar yapılır. Karakter veya örf komedisinin zıddıdır. Bu tür oyunlar geniş halk kitlelerine hitap eder. Fars terimi “dolma” anlamına gelir. Ortaçağ’da kiliselerde cemaatle ibadete mahsus dualara yapılan ilaveyi karşılamaktaydı. Benzetme yoluyla ciddi piyeslerin arasında oynanan komedileri ifade etmiştir.
FASIL
Ayırma, bölme. Bir kitabın bölümlerinin her biri. Mevsim manasına da gelir: FasI-ı zayf (yaz mevsimi), fasI-ı şita (kış mevsimi) fasl-ı hazan (sonbahar mevsimi)
Tiyatro oyunlarında perde anlamında kullanılır.
Türk sanat musikisinde bir defada çalınan aynı makamdan paçaların tamamına
denir.
FASIL, FASL
Duygu, düşünce
ve hayalleri kısa cümlelerle ifade etmeye denir. Kelime veya kelime grupları
bağlama edatları ile birbirine bağlanıp cümleler uzatılmadan yazılır.
Meâni tabirindendir. Mefsûl da denir.
Örnek:
“Alimsin, ilmine gayet yok. Kadir’sin kudretine nihayet yok.”
Sinan Paşa
FASİH
Dilin bütün
kaidelerine uyularak doğru, güzel ve açık şekilde konuşup yazılmasına,
ifadenin anlam ve ahenk bakımından kusursuz olmasına denir.
FERD
Divan edebiyatında manzum tek beyite denir. Müfred adı da verilir. Şairler
tek kalmış beyitlerini divanlarının sonunda ferd veya müfredat başlığı
altında toplamışlardır.
FEERİ
Masallardaki
olağanüstü olaylar üzerine kurulmuş tiyatro eserine denir. Kelime, periler
dünyası anlamını taşır. Oyunun gerçek hayat ile hiçbir ilgisi yoktur. Halk
edebiyatında belli bir yeri olan peri masallarındaki olağanüstü unsurların
seyirlik eserlere uygulanmasıyla meydana getirilir. Bu eserlerde oyun
kahramanları meselkler, periler, ruhlar, cadılar, cinler vb.’dir. Dram,
komedi, opera, operet gibi her türde feeri yazılabilir; nazım ve nesir
olabilir.
Bu eserlerde genellikle ihtişamlı dekorlardan ve her türlü sahne imkanından
faydalanır. Bu tarzın özelliklerini taşıyan eserlere feerik denir.
FESAD-I TELİF
Söz veya yazıda anlamın anlaşılmayacak kadar karışık olmasına denir.
FESAHAT
Sözün ses ve anlam kusurlarından kurtarılması yollarını gösterir.
İfadenin kusurlardan uzak bulunması hal-i fasih’tir. Sözün söylenişi
ve işitilişi tatlı olmalı, anlaşılmasında güçlük çekilmemelidir. Eskiler
fesahati kelimede fesahat, kelamda fesahat diye ikiye ayırmışlardır.
FETİHNAME
Osmanlılarda
savaş sonunda kazanılan zaferleri, ele geçirilen kaleler veya şehirleri ülke
halkına veya yabancı devletlere duyurmak için gönderilen yazılara denir,
Hükümdarlar, düşmana tehdit, dosta müjde amacı taşıyan fetihnamelerini çok
şatafatlı yazdırırlar, savaş ganimetlerinden oluşan hediyelerle birlikte
elçileriyle gönderirlerdi.
Başına yet ve hadislerin eklendiği fetihnameleri devlet memurları veya alim
ve sanatkarlar kaleme alırlardı.
FIKRA
Birkaç anlamı vardır.
1- Günlük her hangi bir olayı yorumlayarak belli bir görüşe bağlayan kısa
yazılara denir. Ciddi veya eğlendiricici olabilen bu tür yazılar
genel bir başlık altında da yazılırlar. Türk edebiyatında ilk gazeteyle
birlikte görülmeye başlayan fıkra, gazetenin en canlı bölümünü meydana
getirir.
Fıkralar günlük konuşma diliyle kaleme alınırlar, kitleleri ilgilendiren
konuları işlerler. Fıkra yazarlarımızın arasında Ahmet Rasim, Hüseyin Cahit
Yalçın, Ahmet Haşim, Burhan Felek. Falih Rıfkı Atay, Peyami Safa, Ahmet
Kabaklı, Ergun Göze’nin isimlerini sayabiliriz.
2- Kısa, nükteli. hikmetli hikayelere fıkra adı verilir. Bu tür, zaman zaman
kıssa ve menkabeyle eşanlamda kullanılmıştır. Türk halk edebiyatında
daha çok sözlü geleneğin malı olan fıkralar, ders vermek, bir dünya görüşünü
belirtmek, her hangi bir düşünceyi örnekle kuvvetlendirmek, yanılma
durumlarına delil göstermek, hisse kapmak, sohbeti tatlı hale getirmek,
hoşça vakit geçirmek içti: söylenirler.
FİGÜRAN
Sinema ve tiyatroda dikkati çekmeyen rollerde oynayanlara denir. Genellikle
konuşmalara katılmazlar. Maç çekiminde seyirciler, savaş sahnesinde askerler
figüran rolündedirler.
FİKSİYON
Bu sanat eserinde uydurularak bulunmuş şeye denir. Günümüzde, roman, kısa
hikaye gibi nesir halindeki edebi eserler kastedilir. Romanla eş anlamlı
kullanıldığı da görülür. Açık bir şekilde bir olaya bağlı bulunmasından
dolayı edebi şekiller içindeki bir çok şahıs hakkında kullanılmasına imkan
verir.
FİKTİF (KURMACA)
İtibari, gerçek olmayan, var sayılan demektir. Roman, hikaye, masal, halk hikayesi, destan gibi edebi eserler için kullanılır. Bu eserleri, hatırat, tarih, biyografya, seyahat yazısı vb. eserlerden ayrılan en önemli özellik fiktif (itibari) oluşlarıdır. Yazar, dış dünyaya zihninde bir şekil verir ve bunu eserine aktarır. Bu tür eserler tasvir esasına dayandığı için olaylar ve kahramanlar fiktiftir.
FİLOLOJİ
Bir medeniyetin dil ve edebiyat ürünü metinlerini incelemeye yarayan bütün
bilgileri ifade eder. Kavram dil ilmi karşılığı olmakla beraber, dil,
edebiyat ve kültürün araştırılmasını da içine alır. Filoloji ile uğraşanlara
filolog denir. Dilbilim, felsefe, sosyoloji, tarih, hukuk vb, dallar
filolojinin yardımcı unsurlarıdırlar.
Her medeniyetin bir filoloji dalı vardır. Eski Yunan ve Latin metinleriyle
klasik filoloji, Latinceden türemiş olan dillerle Romanoloji, İngilizce ile
Anglistik, Germen dilleriyle Germanistik, lslav dilleriyle Islavistik, Türk
edebiyatıyla da Türk filolojisi ilgilidir.
Türk filoloji araştırmalarında şu metot takip edilir.
1- Türk dilini, yayıldığı coğrafya alanını, meydana gelişini, lehçe
ayrılıklarını göz önünde tutarak sınıflandırır.
2- Lehçeler ve şiveler arasında kıyaslamalar yapar.
3- Tarihi Türk dilbilgisinin esasını hazırlar.
4- Belirli bölgelerdeki ağız özelliklerini belirtir.
5- Türk dilinin fonetiği üzerinde çalışarak, ses değerlerini tespit eder.
6- Etimoloji denemeleri yapar.
7- Eski Türk dili
kalıntılarını toplar; bunları dikkatle işleyerek metin tenkidi yapar. Bu iki
yolla olur:
a) Eski metinlerin anlaşılmayan yerleri tamir edilir; zamanla bozulmuş
cümleler mümkün olduğu kadar aslına yakın düzeltilir.
b) Eski metinler imla fonetik, morfolojik, sentaks ve stilistik açılarından, çağın özellikleri göz önünde tutularak incelenir. Metin yorumlanır.
Filoloji çalışmalarının tarihi çok eskidir. İlk Türk filologu olarak Divünü
Lügati’t Türk’ün yazarı Kaşgarlı Mahmud gösterilir.
FOLKLOR
Halkın maddi ve manevi kültürünü kendine özgü metodlarla derleyip
yorumlayan ilim dalına denir. Halk bilmi, halkbilgisi, halkiyat kavramları
da aynı anlamı taşır.
Folklor, İngilizce folk (halk) ve lore (ilim) kelimelerinden meydana gelir.
Folklorun “halk oyunları” ve “halk müziği”ne karşılık gösterilmesi
yanlıştır.
Folklorun sınırını çizmek çok güçtür. Bazı ilim adamları belirli bir saha
tespitine gitmiş, folklorun, sosyal hayatın kendisinden başka hiçbir ilim
tarafından birinci derecede göz önüne alınmayan madde ve unsurlarıyla meşgul
olduğunu; toplum içinde faaliyetlerin değişmediği zamana ait hayatı
araştırdığını; ferdiyetler baş gösterince folklor yerini edebiyat tarihi,
din tarihi, sanat tarihi gibi ayrı kurumların inceleme alanına bıraktığını
söylemişlerdi.
FRAGMAN
Yazının bütününden alınmış parça anlamına kullanılır. Sinemacılıkta
gösterilecek filmi tanıtan orijinal parçalara da fragman denir.
FRAGMATİZM
Parçacılık diye adlandırabileceğimiz bir edebiyat akımıdır. İlk defa XX.
yüzyılın başlarında İtalyan yazarı A.Soffici’nin başlattığı bu akımda,
gerçekten alınmış kısa kısa parçalar, küçük tablolar ve hayattan görüntüler
(enstantaneler) en belirgin özelliği oluştururlar.
FUAYE
Tiyatro
salonlarında, perde arasında oyuncuların ve seyircilerin dinlenmesi için
ayıran yere denir.
FÜTÜRIZM
Gelecekçilik. Geçmişi ve alışkanlıkları terk ederek bu günün ve yarının
dinamik, hareketli hayatını yeni bir üslupla anlatmayı gaye edinen sanat
akımıdır. İtalyan şairi Filippo Tommaso Marinetti (1876-1944) tarafından
kurulmuştur. Marinetti ve arkadaşlarının yayımladıkları ilk bildirileri
sanat tarihinde ihtilal sayılır. 22 Şubat 1909’da Figaro gazetesinde
çıkan bildirileninde şu görüşlere yer verirler:
1. Edebiyat şimdiye kadar dalgınlığı hareketsizliği, kendinden geçişi ve
uyku halini övdü.
2. Oysa hayatta her şey hareket halindedir ve bir biçimden başka bir biçime girmektedir. Bu halin sanata yansıması arttır.
3. Bunu gerçekleştirmek için geçmişin bütün sanat değerleri terk edilmeli, bu değeri taşıyan müze, kütüphane gibi kurumlar yıkılmalıdır.
4. Hayatın hızlı değişimine uygun yeni anlatım biçimleri ve türleri bulunmalıdır.
