EDEBİYAT SÖZLÜĞÜ -E-
EBCED HESABI
Arap alfabesinde, her harfi bir rakamı karşılayan hesap sistemine denir. Bu gün de kullanılmakta olan İbrani alfabesinin harf sırasına göre dizilmiş olup hemen hemen aynı telaffuzu ve şekilleri muhafaza eder. Yalnız Araplar 900 rakamına kadar varan İbrani alfabesinin sonundaki beş harf varyantını atarak yerine dillerinin telaffuz ihtiyacına göre yeniden harf şekli eklemişler ve 1000 rakamını da gösteren müstakil bir harf elde etmişlerdir.
Ebced hesabı ulum-ı hafiye, esrar-ı huruf, havas vb. bilgilere bağlanarak büyü sahasında kullanılmıştır. Ayrıca İran ve Türk edebiyatında bu hesaba dayalı tarih düşürme sanatı geliştirilmiştir. Kültürümüzde daha çok doğum, ölüm, savaş, barış olayları, çeşme, han, hamam vs. gibi hayır eserlerinin yapılışına bazı telif ve tercüme eserlerinin bitiş tarihine tarih düşürülmüştür.
EDÂ
Söz ve yazıdaki ifade şekli, üslup tarzı, anlatış yoludur. Belagatçiler bunun, hakikat, mecaz, kinaye olmak üzere üç türlü olduğunu söylerler.
EDEBÎ ESER
Dil ile meydana getirilen, muhayyileye hitap ederek, bizde hissi reaksiyon, bedii heyecan ve güzellik duygusu uyandıran eser. Bir hukuk, bir iktisat kitabının da malzemesi dil olmakla beraber, muhayyilemize hitap etmediği, hissi reaksiyon uyandırmadığı ve bedii zevk vermediği için edebi eser kabul edilmezler.
EDEBİ SANATLAR
Edebi eserlerde görülen söz
hünerlerine denir. Kelime oyunları, söz sanatları gibi adlarla da
bilinirler. Yeri geldikçe ifadeyi, gerek söz ve gerekse anlam yönü ile daha
tesirli ve parlak hale getirmek için kelimeler düz anlamlarının dışında
kullanılırlar. Özellikle, sanat yapmada (tasannu) birbiriyle yarışa giren
divan şairlerinin anlaşılması ve yorumlanmasında edebİ sanatların çok iyi
bilinmesi gerekir.
Edebi sanatların çoğu nazım ve nesirde ortak olduğu gibi, sadece nazma veya
nesre özgü olanları da vardır.
Belagatçiler edebİ sanatları şu başlıklar altında incelemişlerdir:
A- İlm-i beyan: Mecaz ve mecazlı anlatım yollarını öğretir.
B- İlm-i bedi: Kendi içinde ikiye ayrılır:
a- Sanayi-i maneviye (anlamla ilgili sanatlar).
b- Sanayi-i lafziye (sözle ilgili sanatlar).
Zamanımızda da edebi sanatların mecazlar, anlamla ilgili sanatlar ve sözle
ilgili sanatlar olmak üzere üç kısımda incelendiğini görürüz.
EDEBÎ KELAM
Acı, hoş olmayan, ayıp, çirkin, kaba veya uğursuz sayılan şeyleri kendi
adlarıyla söylemeden başka sözle ifade etmektir. Buna asalet ve mümfaziyet
adları da verilir. Ölen birisi hakkında “öldü” demek yerine, rahmet-i
Rahmana kavuştu, sizlere ömür demek gibi…
EDEBİYAT
Sanat gayesi güdülerek meydana getirilen sözlü ve yazılı eserlere; söz ve yazı sanatının kurallarını öğreten ilme denir. Kelime, “davet” anlamı taşıyan Arapça “edb” den gelir. İslamiyet’ten önce zariflik ve ahlakla ilgili edeb kelimesi doğmuş ve Abbasilerin ilk yıllarına kadar bu anlamını korumuştur. Zamanla bir ders halini alarak günümüze kadar gelmiştir. Güzel, ahlaklı konuşma demektir.
EDİSYON KRİTİK
Tenkitli basım, ilmi neşir de denir. Farklı nüshaları bulunan yazma veya matbu eserlerin aralarındaki ayrılıklar tespit edilerek aslına en uygun şekilde yayınlanır. Farklar dip notlar halinde gösterildiği gibi açıklayıcı bilgiler de verilebilir.
EDİTÖR
Kitap yayımcısı. Yayın evi sahibi veya basılacak kitabı seçen için kullanılan bir tabirdir.
EFSANE
Tabiatüstü özellikler gösteren kişilerin hayatlarının ve olayların
anlatıldığı hikayelere denir. Efsane halkın muhayyilesinde yarattığı
“ideaI insan tipi”ni verir ve nesilden nesile aktarılır. Efsane ile
masallar arasında uygunluk vardır. İki türde de olağanüstü olaylar işlenir.
Yalnız efsane daha inandırıcıdır. Bu yönüyle hikaye ve destana yaklaşır.
Efsaneler şöyle tasnif edilirler:
1. Yaradılış efsanesi (dünyanın yaradılışı, tabiat varlıklarının meydana
gelişi, kıyamet günleri).
2. Tarihi efsaneler.
3. Olağanüstü kişiler, varlıklar ve güçleri konu alan efsaneler.
4. Dini efsaneler.
Türk efsanelerinde kahramanlık, fedakârlık, cesaret, ahlak davranışlar, sosyal düzene bağlılık, Allah’ın kudretine iman, doğruluk, cömertlik, samimiyet gibi konular yer alır. Genç Osman, Boş Beşik, Çakıcı Efe, Çoban Çeşmesi, Gelin Kaya, Cennet Dağı, Kan Kuyusu, Yusufçuk Kuşu gibi efsaneler halk arasında söylenegelmektedir.
EGLOG
Çoban şiiri. Birkaç çobanın aşk, kır hayatının güzellikleri üzerine vb. karşılıklı konuşmaları biçiminde yazılır. Latin edebiyatında gelişen bu şiir türü genellikle Batı edebiyatında görülür. Bir olaya dayandığı ve karşılıklı kişileri konu aldığı için küçük bir piyesi andırır. Bu türün ilk örneklerini Theokritos eidyllionlarında, sonra Latin şairi Vergilius Bucolica (çoban şiirleri) adlı eseriyle vermiştir. Fransız şairi Ronsard ise, eglogları konu yönünden zenginleştirmiştir. Eglog, Türk edebiyatında kullanılmayan bir türdür.
EGZİSTANSİYALİZM
Varoluşçuluk. İnsanın, kendi değerini kendi yarattığını, dünyada kendisine
yol gösterecek kendisinden başka hiç bir şey olmadığını iddia eden felsefi
sistem. Önce Alman filozofu Martin Heidegger (1889-1977) tarafından ortaya
atıldı (1927): İkinci Dünya Savaşı yıllarında Fransız filozof ve romancısı
Sartre (1905-1980)’in edebiyata uygulamasıyla yaygınlaştı.
Yeni bir düşünce tarzı
değildir. Kaynağı, insanı ilk defa kendi kendisini tanımaya yönelten Sokrat
(M.O.469-399)’a dayanır. Başka felsefi sistemler gibi, kendinden önceki
düşünce şekillerine karşı çıkmak suretiyle doğdu. Ancak varoluşçular
fikirleri doğrudan bir felsefi sistem olarak ortaya koymadılar. Bir sistem
çerçevesi içine sığdıramadıkları görüşlerini daha çok edebi eserlerinde veya
şahsi hayatlarını anlatan günlüklerinde ifade ettiler. Aslında bu felsefenin
öncüsü Danimarkalı Sören Kierkegaard (1813-1855) da varoluş gerçeğinin
sistem halinde anlatılamayacağını söylemiştir.
Varoluş felsefesi, varolmanın (vücud) değil, mevcut olanın felsefesidir.
Bu felsefesinin iki temel prensibi vardır: Öz (essence) ve vücut (existence), XIX. yüzyıla kadar klasik felsefe Öz’ün üstünlüğünü kabul etmişti. Egzistansiyalizm varoluşu ön plana alır. Ancak genel olan varlıktan hareket etmez, mücerret (soyut) kavramlarla ilgilenmez. Mücerredi müşahhas (somut) şekilde anlamaya çalışır. Egzistansiyalizmde felsefi sisteme gidilmesi yerine, fikirlerin edebi eserlerde işlenip anlatılması bundandır. Varoluşçuluğun mücerrede karşı oluşu Kierkegaard’ın Descartes (1996-1650)’e ait meşhur “Düşünüyorum o halde varım” formülüne itirazında açık şekilde görülür. Varlığı düşünceden çıkarmak tezada düşmektir. Çünkü düşünce varoluştan sonra gelir.
Egzistansiyalizme göre varoluş varlığın mevcut şekli değildir. Esasen
varoluş bir hal değil, harekettir, imkandan gerçeğe geçiş hareketidir.
Gerçek varoluş da ancak hürriyet içinde meydana gelir. Egzistansiyalistlere
göre; kendi kendisini serbestçe seçen, kendi varlığını yapan, kendi
kendisinin eseri olan insan varoluş sahibidir. Önceden kabul edilmiş her
çeşit prensip reddolunur.
İnsan ne olacağnı kendisi
seçer. Bu seçişle öz’ünü yaratır. Seçme içinse önce var olmak gerekir. Buna
göre insanda varoluş öz’den önce gelir. Tohumdan ne çıkacağı bellidir ve
kendi kendini seçemez. insanın ise ne olacağı bilinemez, o kendi kendisini
seçer, tayin eder. Kendisi dışında olan ve kendisini çevreleyen şartlara
karşı istediği şekilde hareket eder. Sartre’a göre bu geçiş yaşamaktır.
Dünyamızı biz seçmiyoruz ama aradaki mutluluk ve ıstırapları biz yaratıyoruz
ve bunlardan sorumluyuz.
Varoluş kat’ilik kazanmış, nihai şeklini almış, gayeye ulaşmış bir hal
tanımaz.
Bu felsefeye göre, varlık insan için tanınandan ibarettir; ötesi yoktur.
Egzistansiyalistler Allah’a inananlar ve inanmayanlar olmak üzere ikiye
ayrılırlar. Dine inanan kolu Pascal (1623-1662) tarafından kurulmuş,
Kierkegaard, Jaspers (1883-1967) ve Cabriel Marcel (1889-1973) tarafından da
geliştirilmiştir.
Allah’a inanmayan egzistansiyalistlerin başında Alman Martin Heidegger
(1889-1976) gelir. Onu Sartre, Simone de Beauvoir (1908-1986) ve C’eorges
Bataille (1897-1962) takip eder.
İki görüşü arasındaki en büyük fark, Allah’a inananlara göre, varoluşun
sonsuzluğa, inanmayanlara göre ise hiçliğe açık oluşudur. Bu sonuncu görüş,
Il. Dünya Savaşı sırasında Avrupa’da, köklerinden kopmuş, geçmişe ve tarihe
güvenini kaybetmiş, ahlaki değerlerden uzak, topluma yabancılaşmış, halkla
olan ruhi bağlarından sıyrılmış, mutsuz, gelecekten ümitsiz, ölümün devamlı
tehdidi altında yaşayan gençlik arasında Sartre’in eserleri ile
yaygınlaşmıştır.
Egzistansiyalist edebiyat, alışkın olduğumuz edebiyattan farklıdır. Alışkın
olduğumuz edebiyatta karakterler tahlil edilir, örfler anlatılır, onlarda
hayat hadiselerinin gelişmesi görülür, kısaca, eserde insan ve insanının
hayatı verilir. Egzistansiyalist edebiyat ise, aksine, varlıkta özel olarak
var olan şeyi araştırır ve onun hususiyeti içindeki zihni denemesini yapar.
O kadar realistler ki, realite dışı sandığımız durumlarla karşı karşıya
kalırız. Yaşadığımız veya yaşayabileceğimiz ruh hallerinin tahlil edildiğini
görürüz.
Bu sebeple egzistansiyalist yazarlar roman ve oyunlarında okuyucunun ve
seyircinin merakını sürekli uyanık tutarlar.
EGZOTİK
Yabancı ülkelere alt olanı ifade eder. Bir edebiyat terimi olarak yabancı ülkelerin insanlarını örf ve adetlerini, tabiatını, manzaralarını konu alan eserlere egzotik, bu tür eserler verme cereyanına da egzotizm denir. Kelime ilk olarak XIX. yüzyılda kullanılmaya başlandı. Pierre Loti’nin Maddam Krizantem ve Aziydde adlı romanları, Yahya Kemal’in Çin Köşesi şiiri egzotik türdendir.
EKLEKTİZM
Felsefede uyuşabilir tezleri toplayıp uyuşamayanlarını bir yana bırakma eğilimini, edebiyatta ise birbirine aykırı çeşitleri bağdaştıran geniş sınırlı zevki ifade eder.
EKSPRESYONİZM
Anlatımcılık. İnsanın iç dünyasında doğan duyguları anlatmaya önem veren bir
akımdır. Romantizmin değişik şekli kabul edilir. XX. yüzyılın başında
empresyonizme tepki olarak doğdu. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Alman
sinemasında da uygulandı.
Avrupa ve Amerika’da gelişen bu akım sanayi medeniyetinin anlamsızlaştırdığı
hayata karşı ruhun isyanı mahiyetindedir. Sanata objektiflik yerine
ferdiyetçilik hâkimdir. Şairler duygularını hür bir şekilde anlatırlar.
Tiyatroda ise konformizm ve gelenekler hicvedilir.
Franz Kafka (1883-1924), Thomas Stearns Eliot (1888-1965) Eugene Giadstone
O’neill (1888-1953), bu akımın önemli temsilcileridir.
Örnek:
DÖKÜM
Bu kasketim
Bu kaputum
İşte traş takımı
Bez bir kılıfa koydum
Konserve kutusundan
Tabağım bardağım
Tenekenin üzerine
İsmimi yazdım
Haris gözlerden sakladığım
Şu kıymetli çivi
Yazdı tenekeye
ismimi
Ekmek torbamda
Bir çift yün
çorap
Ve herkesten gizlediğim
Öteberi
Bu torba geceleri
Yastık olur başıma
Durur toprakla vücudum
Arasında bu mukavvat
Şu Kurşun kalemi var ya
En çok sevdiğim bu, işte
Düşündüğüm şiirleri gecede
Gündüz onunla yazarım
Bu benim defterim
Bu benim çadır
Bu benim iplik
Bu havludur
Günter Eich
(Çev. Behçet Necatigil)
ELEJİ
Aşkın veya mukaddes bir sevginin uyandırdığı acıklı duyguları anlatan lirik manzumelere denir. Eski Yunan ve Latin şiir şeklidir. Edebiyatımızda zaman zaman mersiye kelimesiyle karşılanmıştır. Bu türle milli konuların da işlendiği görülür.
ELFİYE
Binlik karşılığıdır. Bin mısradan meydana gelen manzum eserler için
kullanılır. Elfiyeler edebiyatla ilgili olduğu gibi, hadis, fıkıh, feraiz,
nahiv ilimleriyle de ilgili olabilir.
ELGAZ
Bilmece anlamına gelen lugaz kelimesinin çokluğudur.
ELİFNAME
Genellikle mısra başlarındaki kelimelerin ilk harflerinin alt alta elif’den
ye’ye kadar alfabetik tarzda devam etmesi ile meydana gelen şiirler. Divan
ve halk edebiyatımızın ortak mahsulleri arasında yer alırlar. Dini-tasavvufi
ve din dışı konularda örneklerine rastlanır.
EMOSYANALIZM
Sanat ve edebiyat
eserlerinde duyguya önem veren estetik anlayıştır.
EMPRESYONİZM
Nesneyi doğrudan doğruya tasvir ve analiz etme yerine, onun uyandırdığı duyguları anlatma yoludur. XIX. yüzyılın sonlarında Fransa’da doğdu. Önce resimde, sonra diğer sanatlarda tesiri görüldü. Empresyonistler dış dünyanın kendi içlerinde bıraktığı inhibayı dile getirirler. Bu alem, sanatkrlara sadece heyecan ve ruhi dalgalanmalar veren bir uyarıcıdır. Önemli olan sanatkarın tabiatı şahsi olarak idraki ve onu, bu idrak açısından ifadesidir. Belli bir şekil ve ahlak kaygısı taşımazlar. Bir gayeye hizmet eden edebiyat anlayışını reddederler. Özellikle resimde sistemsizlik ve renk hakimiyeti görülür. Şiir, kısa hikaye, tek perdelik manzum piyes gibi kısa çalışmaları tercih etmişlerdir.
Resimde Edgar Degas (1834-1914, Paul Gaugum (1848-1903), Poul Czzanne (1839-1906), edebiyatta Arthur Rimbaud (1854-1891), Paul Verlaine (1844-1896) bu akımın önemli temsilcileridir.
ENCÜMEN-İ ŞUARA
XIX. yüzyılda klasik
dil ve eski şiir zevkini devam ettiren şairler topluluğudur. Tanzimat
sonrası edebiyatında bir yandan yeni bir edebiyat anlayışı ile eserler
verilirken bir yandan da eski edebiyat ve özellikle divan şairi kendi yolunu
takip ediyordu. Bu şiirin en büyük temsilcisi Leskofçalı Galip
(1828-1867)’di. Yenişehırli Avni (1827-1884), Hersekli Arif Hikmet
(1839-1903), Lebib Efendi (1785-1867), Osman Şems (1813-1893), Kazım Paşa
(1821-1899), Manastırlı Hoca Naili Efendi (1823-1876), Halet Bey
(1837-1873), Recaizade Celal Bey (1838-1882) gibi şairler Leskofçalı
Galib’in çevresinde yer alırlar. 1961 yılında Hersekli Arif Hikmet’in evinde
hemen hemen her hafta toplantı düzenlediler. Toplantıları bir yıl kadar
süren Encümen-i Şuara fazla bir varlık gösteremedi. Ziya Paşa ve Namık Kemal
de toplantılara katılmakla beraber görüşlerini benimsemediler. Encümen-ı
Şuara içinde görülmeyen Muallim Naci onların dil zevklerine uygun başarılı
örnekler vermiştir
ENJENÜ
Komedi ve operetlerde saf genç kız tipine denir.
ENTİMİZM
İçtencilik. İnsan ruhunun mahrem ve gizli sırlarını içtenlikle anlatma
eğilimi. Bu sanat anlayışına sahip edebiyatçılara entimist denir.
ENTONASYON
Cümlede heceler, kelimeler ve daha büyük anlamlı guruplar üzerindeki
seslerin alçalıp yükselmesine verilen addır. Konuşmacının anlatmak istediği
anlama yardımcı olur. Dinleyicileri duygulandıran, heyecanlandıran, coşturan
özellikler taşır. Cümlenin yapısına göre değişiklikler gösterir. Bazen
cümlelerin anlamını da belirtir.
EPİFONEM
Anlatılanların hikmetli bir sözle son bulmasına denir.
EPİGRAF
Bir yapının özelliklerini belirten ve genellikle bir plaka üzerinde binanın
ön yüzüne iliştirilen yazıya (kitabe) bir kitabın, bir kitabı meydana
getiren bölümlerin başına konan, o kitapta veya bölümdeki yazılanları
özetler mahiyette sözler, şiir parçaları, atasözleri, vecizelere denir.
EPİGRAM
Greklerde mezar taşlarına yazılan kısa ve epik nazım şekli, Romalılarda çok
kısa hiciv manzumesi, son kısım veya mısrası nükteli, dokunaklı olan küçük
manzumeler de bu adla bilinir.
EPİK ŞİİR
Konusu savaş, kahramanlık, yiğitlik veya yurt sevgisi olan şiirlere denir. Tarihi bir olayı coşkulu bir dille işleyen şiirler de epik sayılır. Destani şiir, hamasi şiir ve kahramanlık şiiri kavramları da aynı anlamda kullanılır.
EPİZOT
Hikaye, roman veya şiirde ana konuya bağlı ikinci derecede olay; müzikte temaları birbirinden ayıran serbest yazılmış bölümler; tiyatroda bir aksiyona (harekete) katılmış ikinci derecede bir aksiyon; Yunan trajedisinin unsurlarını meydana getiren diyaloglu bölümlerin her biri. Bu bölümler modern tiyatroda perde adıyla bilinir.
EPOPE
Kahramanlık konusunu işleyen uzun şiirlere denir. Kelimenin aslı “konuşma, nutuk, sohbet anlamına Yunanca epospoien’e dayanır.
ESATİR, bk. MİT, MİTOLOJİ
ESPERANTO, bk. YAPMA DİLLER
ESREM
Aruzdaki fe’ûlün
cüzünden fe ve n’yi kaldırıp ûlü yerine getiren fa’lü cüzine denir.
ESTETİK
Güzelliği ve güzelliğin insan ruhundaki etkilerini konu alan ilim koluna
denir. Estetik heyecanının cinsini, sanat şekillerinde güzelin nasıl meydana
getirildiğini inceleyen estetik, İikçağ’da Yunan düşüncesinde, metafiziğin
genel felsefesi içinde yer almıştı. İlk defa XVIII. yüzyılın ortalarında
Alman Alexander Baumgarten (1714-1762) tarafından başlı başına
tanımlanmıştır.
EŞHAS
Şahıs kelimesinin çokluğu. Eskiden tiyatro eserlerinde ve romanlarındaki
kahramanlara veya kadroya bu ad verilirdi.
EŞTER
Aruzdaki mefâ’ilün
cüzünden m ve e harflerinin kaldırılıp yerine getirilen fâ’ilün cüzine
denir.
EURİPİDES (M.Ö. 480 - M.Ö. 406)
