EDEBİYAT SÖZLÜĞÜ -B-
BAB
Bir eserin
düzenlenmesinde, konuların ele alınıp işlenmesine göre ayrıldığı bölümlerden
en geniş olanına verilen ad.
BADE
Üzümden yapılan şarap anlamınadır. Bazen manevi aşk manasına da gelir.
Tasavvuf ehli “bade”yi Allah’a ulaşmak için ruha gerekli olan
coşkunluk, kendini unutma, kendinden geçme hallerini verecek bir vasıta
saymışlardır. Doğrudan doğruya içki olarak kullanıldığında, çoğu zaman bir
takım terkiplerle birlikte geçer. Bunların bazıları şöyledir: Bade-i
gül-gün; bade-i gül-fam; bade-i gül-renk: Gül renkli, kırmızı şarap;
bade-i saad sale: Yüz senelik eski şarap; bade-ı mest: Keskin
Şarap
BAHARİYE
Nesib kısmı
baharı tasvir eden kasidelere denir. Rebiiye adı da verilir. Baharın
güzellikleri türlü benzetmelerle anlatılır. Baki’nin Ali Paşa için yazdığı
Bahariye’si ünlüdür.
BAHR, bk. ARUZ
BAHR-I TAVÎL
Vezinli, kafiyeli uzun nesir cümleleri şeklinde oluşturulan divan edebiyatı nazım türüdür. Fe’ilâtün, mefâ’ilün, müstef’ilün gibi cüzler arka arkaya tekrarlanır. Bahr-ı tavil edebiyatımızda çok az kullanılmıştır.
BALAD
Batı edebiyatına ait bir nazım şekli ve türü. Nazım şekli olarak balad üç
uzun bir kısa bendden meydana gelir. Uzun bendlerin mısra sayısı 6-10
arasında değişir. Her bendde eşit mısra vardır. Kısa bend ise 4-5
mısradır. Bu bend Allah’a, krala, prense vb. seslenen ithaf bendidir. Her
bendin sonundaki mısra bir çeşit nakarattır; değişmeden tekrarlanır.
Kafiyelenmiş şekli kesin değildir; ancak bendlerde ilk dört mısra çoğunlukla
çapraz kafiyeye, sonrakiler de sarma kafiyeye uyar.
Nazım türü olarak, eskiden
bir hikayesi olan kısa lirik şiirlere, her çeşitten duygulu şarkılara balad
denirdi. Dini, satirik, trajik vb. olmak üzere her çeşit konuda söylenirdi.
Ortaçağ boyunca, özellikle İtalya’da ders sırasında ve müzik eşliğinde
söylenen lirik şiirler olarak görüldü. XVII. yüzyıldan bu yana klasik
şeklini aldı. Masal ve efsane niteliğindeki bendleri ele alıp işleyen, kısa
ve hikayesi olan şiirler olarak kullanıldı. Çağdaş şiirde ise baladın klasik
biçimi ve muhtevası değiştirilip genişletilerek hikayelerin yanında felsefi,
hikemi ve duygu yönü (lirik) ağır basan baladlar yazıldı.
Türk edebiyatında balad ancak Cumhuriyet edebiyatından sonra kullanılmıştır.
ASILMIŞLARIN BALADI
Olmayın bu kadar katı yürekli,
Ey dünyada kalan insan kardeşler;
Allah da sizden razı olur belki
Sizler acırsanız bizlere eğer:
Şurada asılmışız üçer beşer;
Kuş südüyle beslenen şu bedene
Bir bakın dağılmadan günden güne;
Bakın kül olan kemiklerimize;
Gülmeyin dostlar, bu hale düşene;
Tanrı’dan mağfiret dileyin bize,
Kanun namına öldürüldük diye
Hor görmeyin bizleri; kardeş bilin
Dünyada herkes akıllı olmaz ya,
Biz de böyle olmuşuz neyliyelim.
Madem alnımıza yazılmış ölüm,
Isa Peygambere dua edin de
Yanmaktan cehennem ateşlerinde
Esirgesin bizi, acısın bize.
Etmeyin, işte ölmüşüz bir kere,
Tanrı‘dan mağfiret dileyin bize.
Görmedik bir gün olsun rahat yüzü;
Yağmur sularında yıkandın yunduk,
Kurda, kuşa yedirdik kaşı, gözü;
Gün ışıklarında karardık, yandık;
Kuş gagalarıyla kalbura döndük;
Durmadan kah şu yana, kah bu yana
Esen rüzgarla sallana sallana...
Kargalar geldi kondu üstümüze.
Sakın siz katılmayın bu kervana.
Tanrı’dan mağfiret dileyin bize.
DILEK
Büyük Isa, cümlenin efendisi!
Cehennem ateşinden koru bizi;
Koru bizi, acı da halimize.
Dostlar, görüyorsunuz halimizi;
Tanrı’dan mağfiret dileyin bize.
François Villon (Çev. Orhan Veli )
BASİTNAME
Divan şiirinde,
yalın Türkçeyle yazılmış gazellere denir. Bu tür gazeller Türki-i basit
gazel diye de bilinir. Şairler Arapça ve Farsça kelime ve tamlamaları
çok az kullanmışlaradır. Bu yolu deneyenlerin arasında Aydınlı Vısali’nin,
Edirneli Nazmi’nin, Tatavlatlı Mahremi’nin ve Şeyh Galib’in adlarını
sayabiliriz.
Örnek:
GAZEL
Düşdi bu gönlüm sana hey sevdüğüm
N’ola yakışsan bana hey sevdüğüm
Çün seve geldi seve gider seni
Bu gönül önden sona hey sevdüğüm
Ayruluk derdi bana bir bun durur
Kim döyer imdi buna hey sevdüğüm
Turmadım uçmak diler gönlüm kuşı
Yüce köşkünden yana hey sevdüğüm
Yüzüni gözler güzel bu uyüzden ay
Ciceler kalur tana hey sevdüğüm
Ağzını öpmek ana ol kim senün
Söğme yok yire ana hey sevdüğüm
Edirneli Nazmi
BEDÎ
Sözü kulağa
hoş gelecek ve ruha heyecan verecek şekilde güzelleştirme yollarını
gösteren ilim; ilm-i bedi de denir. Belagat ilminin maani ve beyanla beraber
üzerinde en çok durulmuş bölümüdür, En eski Arap belagati sınıflandırmasında
bu bölüm bulunmuyordu. “Müteahhirin” adı verilen “sonrakiler”’ kelime
ve anlamı süslemek için kullanılan bazı sanatları bu adla belirtmişlerdir.
Sözün kendi içindeki güzelliği değil, ona dışarıdan ilave dilen güzellikleri
anlatır. İlm-i bedi adı altında toplanan sanatlar iki kola ayrılır. Sözle
ilgili sanatlar, anlamla ilgili sanatlar
BELAGAT
Düzgün ve yerinde söz söylemek. Sözün düzgün, açık, anlaşılır, güzel olmasını; söyleme sebebiyle ve hitap edilene göre düzenlenmesini öğreten bir ilimdir. Belagat ilmi (İlm-i belaga), beliğ (açık, düzgün ve güzel) söz söyleme melekesini kazandırdığı gibi, beliğ bir sözü, beliğ olmayan bir sözden ayırma iktidarını da verir. Üç kısma ayrılır:
1- İlm-i maani, 2- İlm-i beyan, 3- İlmi bedi.
Belagate edebiyatın
eski adı diyebiliriz.
Edebiyat kelimesi kullanılmaya başlanılınca, belagat onun bir kolu
haline girmiştir.
İslam dünyasında belagatin iki yönü vardır:
1- Tarf-i âlâ(yüce yön): Belagatın en yücesi olan îcaz mertebesidir. Bu mertebe Allah’ın kudreti dahilindedir ve örneği Kuran-ı Kerim ‘dir.
2- Tarf-i efsel (aşağı yön): İmana hastır. İslam belagatçılarına göre mutlak belagat Kur’an-ı Kerim ‘e mahsustur.
BEND
Bir manzumede
belli sayıda mısraların meydana getirdiği kümelere denir. Bendler iki, üç,
dört, beş, on ve daha çok mısralık bölmeler halinde olabilir. İki mısralık
bendlere beyit denir. (Bk. Beyit). Diğer kümelere mısra sayısına göre üçlük,
dörtlük, beşlik, onluk adı verilir. Manzumeler bu şekilde bendlerin
birleşmesinden meydana gelir. Bendlerin dış yapısı (mısra ve kafiye sistemi)
divan edebiyatı ve halk edebiyatında bellidir. Ancak yenileşme devri Türk
edebiyatında, özellikle Abdülhak Hamid’in ve onun tesirinde kayan şairlerin
denemeleri ile bendlerin mısra sayısı yirmiye kadar çıkarılarak klasik
ölçülerin dışına taştı. Kafiyeleniş sistemi de şairin tercihine kaldı. Bir
bütünden ayrılmış ama genellikle kendi içinde bir anlam bütünlüğü taşınan
yazı parçasına da bend denir. Cumhuriyet devrine kadar gazete
makalesine bend-i mahsus adı verilmiştir.
BERAAT-İ ISTİHSAL
Sözün başında, eserde anlatılanlara işaret eden kelime ve tabirlere denir. Berat, lügatte “üstün gelmek”, istihsal ise, “yeni ayın görünmesi, yağmurun yağması, çocuğun doğarken çığlık atması” anlamlarına gelir. Bu sanata hüsn-i ibtida adı da verilmiştir. Beraat-ı istihsal’de maksada iki yolla geçilir: Bir münasebet bulunarak veya hiçbir münasebet bulunmayarak, Bunlardan birincisi tahallüs, ikincisi iktidab adını alır. Eskiden manzum veya mensur eserlere maksadı belirten ebedi değeri yüksek ifadelerle giriş yapılırdı. Sinan Paşa’nın Tazarru’name’sinde, Fuzüli’nin Leyla u Mecnun ‘unda, Şeyh Galib’in Hüsn ü Aşk’ında, Cevdet Paşa’nın Belagat-ı Osmanniye’sinde bu sanatın güzel örneklerini buluruz.
BERCESTE
Öz, güzel, latif, ince anlamlı, hatıra kolaylıkla gelen; yapısı sağlam mısra, beyit. Mısra için daha çok “mısra-ı berceste” beyit için ise, “beyt-i berceste” şekilleri kullanılır. Bu tamlamalar, ister bir şiirin parçası olsun, ister olmasın, anlam ve yapı bakımından ustaca söylenmiş mısra ve beyitleri adlandırır.
Örnek:
Eğer maksud eserse mısra-i berceste kafidir
Ragıp Paşa
Kişi noksanın, bilmek gibi irfan olmaz
Bursalı Talib
Sitem hep aşinalardan gelür biganeden gelmez
Nabi
Hatırından çıkmasun dünyaya üryan geldiğin
Nabi
Sağ gözü
eylemesün sol göze Allah muhtaç
Sümbülzöde Vehbi
Çelebi böyle olur bizde de konser dediğin
Muallim Nıici
Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer
Lâ
Uyduk dil-i divaneye dil uydu hevaya
Ruhî
Su uyur düşmen uyur hasta-i hicrân uyumaz
Şeyh Gâlib
BER-DAR
Asılmış,
darağacına çekilmiş. Deyim olarak sevgilinin saçlarına vurulan “Aşık”ı
anlatır.
Aşık sevgilinin saçlarına bağlanır. Onlardan kendini alamaz ve onlara asılı
kalır. Böylece sevgilinin saçları aşık için darağacı olmuş olur. Aşık çokluk
bu durumda mutluluk duyar ve sevgilinin saçları arasında seve seve can
verir.
Örnek:
Ayağı yire mi basar zülflne ber-dar olanun
Zevk ü şevk ile virür can ü seri döne döne
Necati
BEYDEBA (M.Ö. 1. yy.)
Ahlaki öğütler veren ünlü
Kelile ve Dimne’nin yazarı. Hindistan’da yaşadı. Beydeba’nın
Sanskritçe’deki adı olan Bidpay “bilginlerin başı” anlamına gelir. Bakü’de
doğduğu, Türk aslından geldiği ve Hindistan’a sonradan gittiği söylenir.
Zalim Kral Debşelim’i doğru yola getirmek için yazdığı eseri yüzünden hapse
atıldı. Sonra affedilerek devletin üst yönetiminde görev verildi.
Beydaba’nın eserinin kahramanlarının çoğu hayvanlardan oluşur. Aslı
Sanskritçe olan eser adını ilk bölümdeki Kelile ve Dimne adlanndaki iki
çakalın isimlerinden alır. Eser VI. yüzyılda Pehlevi (İran) dili- ne, oradan
da Kelile ve Dimne’nin Kitabı adıyla Abdullah İbn el-Mukaffa
tarafından Arapçaya çevrildi. Kelile ve Dimne, Batı dillerine de
çevrilmiş, birçok şair ve yazarın ilham kaynağı olmuştur. Türkçemde de
çeşitli çevirileri vardır.
BEYAN
Sözü açık bir şekilde söylemeyi ifade eder. Belagat ilminin ikincisidir.
Kelime, lügatte “kendisiyle delaletin tam olduğu şey” anlamındadır. “Açık
oldu” demek olan Arapça bane kökünden gelir.
Beyan, sözü, anlatılmak istenen anlamı tam olarak karşılayabilecek açık ve
güzel kullanma yollarını öğretir. Bununla ilgili bütün kaideleri içine alır.
Hakikat, mecaz, kinaye, teşbih istiare gibi ebedi sanatları inceler.
BEYÎT
Aynı vezindeki iki mısradan meydana gelen ve bir mana bütünlüğü taşıyan
divan edebiyatı nazım şekli ve birimi. Sözlük anlamı “ev”dir. Gazel, kaside
ve mesnevi gibi nazım şekilleri bu nazım birimi ile yazılır. Bütün mısraları
üç parçaya ayrılır:
Sadr-haşv-aruz
İbtida-haşv-acz.
Birinci mısranın ilk parçasına (cüz’üne) sadr son parçasına aruz,
ikinci mısranın ilk parçasına ibtida, son parçasına da acz, darb veya
kafiye denir. Her iki mısranın ortasında kalan parçalara da haşv adı
verilir. Mısraları birbiri ile kafiyeli olan beyitlere beyt-i musarra denir.
Örnek:
Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor
Bir hilal uğruna ya Rab
ne güneşler batıyor
Mehmet Akif
Mısraları
kafiyeli olmayan beyitler de ferd yahut müfred diye bilinir.
Örnek:
Avazeyi bu aleme Davud gibi sal
Baki kalan bu kubbede bir hoş sada imiş
BEZM
Sohbet,
muhabbet, içki meclisi demektir. Bu kelime edebi eserlerde ve özellikle
divan şiirinde tek başına kullanıldığı gibi, çeşitli tamlamalar halinde de
geçer. Bezm-i nûşânûş (durmadan içki içilen meclis); bezm-i vuslat (kavuşma,
birleşme meclisi); bezm-i muhabbet (aşk meclisi), bezm-i mey (içki içilen
meclis) vb.
Tasavvuf ehlinin yazdığı eserlerde bezm kelimesi çoğu zaman bezm-i elest şeklinde geçer. Bu tamlama ezelde (başlangıcı olmayan zamanda) yapılan toplantı, ruhlar meclisi demektir. “Kalu belâ”, “bezm-i ezel” ve “beli ahdi” diye de bilinir. Bu meclis, Allah ruhlara “Elestü bi Rabbiküm” yani “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” sorusunu sorduğu ve “beli” (evet) cevabını aldığı meclistir.
BİBLİYOGRAFYA
Kitap bilgisi, bibliyografi. Kelime, Yunanca bibliyographia’dan gelir. Kitap bilgisi anlamına yabancı dillerde ve Türkçede literatür denir. Osmanlıcada bibliyografya karşılığı olarak esami kütüb, ilm-i kütüb, ilm-i ahval-i kütüb, kitabiyat terimleri kullanılmıştır. Kaynakça da bibliyografyayı karşılayan bir kelimedir. Bibliyografya, Tanzimat’tan sonra Batı’dan dilimize giren bir kelimedir. İlk defa 1891’de kullanıldığı görülür. Bibliyografyaların ilmi çalışmalara büyük katkısı vardır. Aynı konuda daha önce yapılmış araştırmalar ve incelemeler, yayınlan sonuçlar yeni çalışmalar sırasında değerlendirilir.
BİLADİYE
Beldeleri konu
edinen eserlerdir. Bilad ve büledan kelimeleri beldenin çokluğudur.
Biladiyeler esma-yi büledan, kasfde-i büledan gibi adlarla da anılırlar. Bu
türde coğrafya kitaplarından başka manzum edebi eserler de görülür. Türk
edebiyatında Ferdi, Derviş Ömer Efendi gibi şairler biladiyeler
yazmışlardır.
BİLDEDANE, bk. İRTİCAL
BİLMECE
Her hangi bir
şeyin, ad vermeden üstü kapalı vasıflarını anlatarak o şeyin ne olduğunu
bilmeyi karşısındakinden isteyen sözlü oyun. Halk edebiyatı türüdür.
Genellikle manzum düzenlenir.
Bilmeceler için yer yer tanılmaca, atlımesel, atlı hekat, bilmeli matul,
ecal, metel, matal gibi tabirler de kullanılır. Bazı bilmeceler
“matel metal matatar... vb.” şeklinde de başlar.
BİYOGRAFYA
Bir kimsenin
hayatını anlatan kitaplardır. Eskiden terceme-i hal (hal tercümesi) ve
çokluğu teracim-i ahval denirdi. Zamanımızda daha çok Fransızca
biographie’den Türkçemize giren biyografya veya biyografi kullanılır.
Biyografyalarda kişinin doğum tarihi, yeri, ailesi, öğrenimi, çalışma hayatı
anlatılır. Bir kişinin hayatının bir başkası tarafından yazılması biyografya
edebiyatının temel özelliğidir.
BOZLAK
Halk
edebiyatında bir ezgi türüdür. Konusunu aşiret kavgalarından, kan
davalarından, aşk maceralarından almıştır. Çokluk Güney ve Orta Anadolu
bölgelerinde söylenir. Afşar Bozlağı, Urum Bozlağı gibi çeşitleri vardır.
BUYRUK
Tarikat büyüklerinin tarikatın adab, erkan ve tutulan yolun mahiyetini
veciz şekilde anlatan manzum ve mensur sözleri. Özellikle Bektaşilikte
önemlidir.
