G
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
Ö
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z

ABA
Dövme yünden yapılan kalın kumaş. Genellikle beyaz renklidir. Karaya çalanına “kebe” denir. Cübbe, çakşır, hırka gibi giyecekler yapılmakta kullanılır. Örme yünden ve ince olanlarına “aba”, dövme yünden olanlarına “kepen

EDEBİYAT SÖZLÜĞÜ -A-

 

ek” adı verilir.


Abadan yapılan hırkaları dervişler ile züht ve takva erbabı giydiği için dini-tasavvufi, edebi eserlerde dervişler ve dervişliğin sembolü olarak geçer. Mutasavvıflar için kullanılan “abâpûş” “aba-giyen” deyimi ile dervişler anlaşılır. “Al-i ab┠ise, Hz. Muhammed ve Hz. Hüseyin’i bir arada ifade eder.


Örnek:
Kimi derviş, kimi hacı,
Cümlemiz Hakk ‘a duacı;
Resul-i Ekrem ‘in tacı,
Aba, hırka, şal bizdedir.
Hasan Dede


ABDAL
Tasavvuf terimidir. Birinin yerine geçmek, birini, bir şeyi, başka birinin, başka bir şeyin yerine koymak, değiştirmek anlamlarına gelen “bedel” ve “bedil”in çokluğudur. “Budala” da aynı anlamı taşır Tasavvufi inanca göre, ölen erenlerden birinin yerine geçen, ondan sonraki erene “abdal” denmiş, böylece erenlerin bir kısmı “abdal” diye çağrılmıştır.


Abdallar hakkında bazı hadislerin rivayet edildiği belirtilirse de, bu hadislerin uydurma olması büyük ihtimaldir.
IX. yüzyıldan beri bilinen abdal kelimesinin Xll. yüzyıldan itibaren teklik anlamıyla “derviş” karşılığı kullanıldığı görülür.


Dervişler arasında cezbe ve istiğrak halinde bulunanlar olduğundan abdallar da bu zümreyle özdeşleştirilmişler ve mecnun, meczup, divane gözüyle bakılmışlardır. Bu anlayışa dayanarak Türkçede abdal kelimesine “ahmak, şaşkın” anlamları yüklenmiştir.


XIII. yüzyıldan itibaren serseri kılıklı, başı kabak, keşküllü, ellerinde bayrak grup halinde dolaşarak inançlarını yayan Şii, kalenderi zümreye de abdal denmiştir. Halk şairlerinin bir kısmı da münferit olarak abdal diye tanınmıştır. Abdal Musa, Pir Sultan Abdal gibi... Halk edebiyatında abdal kelimesine yer veren ve abdalları tavsif eden çok şiire rastlanır.


Örnek:
Abdallığın binasını sorarsan
Allah bir Muhammed Ali’ Abdaldır
Hakıykat ilminin aslın sorarsan
Cümle ululardan ulu Abdaldır


Ben bu Abdallıktan gerüye kalmam
Tuttum Abdallığı elden bırakmam
Hem Hadice hem Fatıma hem Selman
Kemer-bestelerin beli Abdaldır


Muhammed kırklarda bir hayal gördü
Ol hayal ne imiş aslına erdi
Firdevs-i  a‘ladan içeri girdi
Öten bülbüllerin dili Abdaldır


Muhammed kırklara beli bes dedi
Ali’yi görünce Allah dost dedi
Hak Muhammed Abdal olmak istedi
Muhammed Ali’nin yolu Abdaldır


Dertli kemter anladın mı hisabı
Seyyid Battal Gazi Abdülvehhab’ı
Hem doksan bin halifenin sahabı
Hünkar Hacı Bektaş Veli Abdaldır.
Dertli


ÂB-I HAYAT

Hayat suyu. İçenleri ölümsüzlüğe kavuşturduğuna inanılır. Efsaneye göre, Hızır ve İlyas peygamberler bu suyu bulup içmişlerdir ve kıyamete kadar yaşayacaklardır. İskender “zulumat” (karanlıklar) ötesindeki bu suyu bulmak için Hızır’ın da yardımı ile yollara düşmüş, fakat birbirlerini kaybetmişlerdir. İsteğine ulaşamayan İskender de, geri dönmüştür.

 
Ab-ı hayat tasavvufi bir terim olarak gerçek aşkı belirttiği gibi, insanı ölümsüzlük sırrına ulaştıran ilahi bir anlamı da vardır. Edebiyatta inca, saf söz demektir.


Ab-ı hayat’ın eşanlamları: Ab-ı beka, ab-ı zindegani, aynü-l-hayvan, çeşme-i hayvan, ab-ı Cavidan’dır.

 

Örnek:
Ab-ı Hayat olmayacak kısmet ey gönül

Bin yıl gerekse Hızr ile seyr-i Skender it
Zeyneb Hatun


ABSOLUTİZM
Mutlakçılık. Eserde veya prensipte bir ebedinin varlığına ve değişmezliğine inanmaya, eseri bu değişmeze göre incelemeye denir.

 

AÇIK

Yazılış veya söylenişinde açıklık bulunan, anlaşılması kolay, vazıh. Açıklık, bir anlatım özelliğidir.


AÇIK HECE

Türkçe kelimelerde sesli harf ile belirtilen (A-na-do-lu, a-şı-la-ma vb.), Arapça ve Farsça kelimelerde ise sesli harflerle yazılmayıp, hareke ile gösterilen (ka-deme, ha-se-ne vb.), kısa hecelere verilen isim. Aruz vezninde bütün açık heceler kısa hece olarak kabul edilir.

 

AÇIKLAMA
Edebi bir eseri geniş okuyucu kitlesi için anlaşılır hale getirmek gayesi ile yapılan izahlar. Sanatkar, eserinde, manası herkes tarafından bilinmeyen bir çok kelime, deyim, mazmun ve çeşitli edebi sanatlar kullanır. Bunlar her biri bir olay, durum veya düşünceyi ifade eder. Okuyucu bunları çözmeden, sanatkarın söylemek istediği düşünceyi anlamadan, eserin zevkine yaramaz. İşte, okuyucuya yardımcı olmak için yapılan bu çalışmalara açıklama denir.


AÇIKLIK
Bir yazıda belirtilmek istenen duygu ve düşüncelerin kolay, anlaşılır izah ve yoruma ihtiyaç duyulmayacak şekilde dile getirilmesi demektir. Edebiyatta bir üslup özelliğidir. Açıklık, birinci derecede yazarın ele aldığı konuya vakıf olmasına bağlıdır. Ancak açıklıkta kullanılan kelimelerin ve cümle yapısının da büyük önemi vardır. Açıklık ile basit ifadeyi birbirinden ayırmak gerekir. Usta sanatkârlar, en karışık, en derin, anlaşılması ve anlatılması zor olan duygu ve düşünceleri açık bir şekilde dile getirebilirler. Yunus Emre’nin şiirlerinde bu durum en iyi bir şekilde görülür. Mehmed Akif Ersoy da birçok zor meseleyi açık bir üslupla ifade edebilmiştir.


ADAPTE, ADAPTASYON

Herhangi bir dilde yazılmış bir eseri başka bir dile yer ve şahsın adlarını değiştirerek, olayları, örf ve adet, duyuş ve düşünüş bakımından aktarıldığı dili konuşanların hayatına uygulamak suretiyle çok serbest bir şekilde çevirmedir. Türk edebiyatında adapte, daha çok tiyatro türünde görülür. Bu sahada ilk ve en başarılı örnekleri, Moliere’den yaptıkları adaptelerle Tanzimat Devri edebiyatı yazarlarından, başta Ahmet Vefik Paşa olmak üzere, Direktör Ali Bey ve Teodor Kasap vermişlerdir.


Farklı türde bir eserin (roman, oyun. vb.) sinema veya sahneye uygulanmasına yahut farklı türde bir eserden (roman, destan, vb.) farklı bir edebi eser (oyun) meydana getirilmesine de adaptasyon denir.

 

AĞIT
Bir kimsenin ölümünden dolayı duyulan acıları anlatmak için söylenen şiir. Bu özellikteki şiirlere divan edebiyatında mersiye, İslamiyet’ten önceki Türk edebiyatında da sagu adları verilirdi. Bu tür şiirleri söylemeye ağıt yakma denir. Türk toplumunda çok eski bir geçmişi vardır. Sagular, eski Türklerde ölen bir kişinin arkasından yapılan yuğ törenlerinde söylenirdi. Ağıtlar, genellikle genç yaşta ölenler için yakılır. Gelin olan kızlar ve büyük felaketler için de söylendiği olur. Ağıtlar, bir şiir şekli değil, bir şiir türüdür. Şekil olarak koşma veya türkülere benzer.

 

AĞIT
Yurt yuva kıldığın tenli mereği
Düzüp kotardığın tepir eleği
Şu kavdan yaptığın tecir tereği
Divan-ı Bari’ye yadigar götür


Yetim gömleğini diken iğneyi
Her gün yal verdiğin topal ineği
Ayran topladığın şu ak küleği
Mahşer yığnağına sakla sar götür


Üç kot arpa beş kot çavdar ekerdik
Kesmik ekmeğine hasret çekerdik
Namertlere ağu merde şekerdik
Sözünü tekrar et iftihar götür

 

İle kısmet balsa bize pay taştı
Yokluktan derdimiz deriden aştı
Açlıkla uğraşmak haylı savaştı
Çektiğin mihnetten ah u zar götür

 
Yetim kalmış idim emzik tavında
Gamla kavrulmuştun gençlik çağında
Bir gül yeşertmedin vuslat bağında
Gönül yaraların beraber götür


De ki kadir Mevla’m bize ilişme
Dünyada sızıyan çıbanı deşme
Celali Baba’dan sorma söyleşme
Bu dertli çobandan bir selam götür

Celâlî

 

AĞIZ

Bir anadilin herhangi bir şivesi içinde var olan söyleyiş farkına denir. Ağızlarda dilbilgisi ve kelime farklılığı yoktur. Ancak bazı sesler, değişik şekilde söylenir. Rumeli ağzı, Karadeniz ağzı vb.

 

AHREB, AHREM

Rubai vezinlerinin ana ölçüsüdür. Bunlardan mef’ulü ile başlayan ahreb, mef’ulün ile başlayanlar ise ahrem veznindedir.

 

AHSENU’L KASAS

Kıssaların, hikayelerin en güzeli. Bu deyimle Kur’an-ı Kerim’deki Yusuf Süresi’ nde geçen Yusuf kıssası anlatılmak istenir.


AHZ Ü SİRKAT (Bk. İNTİHAL)


AİSOPOS
(1 .Ö.620-560)

Eski Yunan masalcısı. Daha çok, Ezop diye tanınır. Hayatı hakkında fazla bilgiye sahip değiliz. Mısır’da, Sisam Adası’nda ya da Trakya’da doğduğu söylenmektedir. Frigyalı bir köle olup sonradan azat edilmiştir. Atina’da çeşitli öğretmenlerden ders aldı. Mısır, Babil, Ön Asya’da geziler yaptı.
Eski Yunan’da fabl ustası olarak tanınır. Fabllarında ibret dersi vermek amacındadır. Aisopos, kendisinden sonra gelen birçok yazarı etkiledi. Bunların başında Fransız şair La Fontaine gelir. Yazdığı ayvan hikayeleri Ezop Masalları adıyla bir araya toplanmıştır. Aisopos’a atfedilen hikayelerin daha önce de var olduğu bilinmektedir. Ezop Masalları defalarca Türkçeye de çevrildi.

 

AKD Ü HALL

Düğümleme ve çözülme demektir. Divan edebiyatında nesir bir parçayı nazma çevirmeye akd; manzum bir parçayı da nesre çevirmeye hall adı verilirdi.


AKICILIK
Kelime ve cümlelerin dile takılmadan kolayca okunabilmesi için, anlatılmak istenen fikrin rahatlıkla ve anlaşılır şekilde ifade edilmesine denir. İfadede akıcılık, düşüncelerin bir düzenleme dahilinde sıralanması, bu düşüncenin herkes tarafından bilinen ve kolaylıkla söylenebilen kelimelerle anlatılması, cümlelerin kısa ve yapı bakımından doğru olması ile sağlanır. Akıcılık muhtevadan çok üslup özelliğidir. (Bk. SELASET)

 

AKROSTİŞ
Bir şiirde mısraların ilk harflerinin yukarıdan aşağıya doğru anlamlı bir kelime meydana getirmesine verilen ad. Divan edebiyatında akrostişe muvaşşah veya istihrac denmiştir. Grekçe “üç mısra” anlamına gelen akrostiş eski Yunan ve Latin edebiyatında çok kullanılmıştır.

 
Örnek:
Varolan bir sen, bir ben bir de bu bahar,
Elden ne gelir ki? Güzelsin gençliğin var.
Dünyada aşkımız ölüm gibi mukaddes.
İnan ki bir daha geri gelmez bu günler,
Alemde bu andır bize dost esen rüzgardır.
Cahil Sıtkı Tarancı


AKS, AKİS

Bir cümlede, bir mısrada iki kelime veya kelime topluluklarının yerlerini değiştirerek yapılan söz sanatı.
Cümlede bir kelime diğerinin önüne veya arkasına getirilerek cümle yeniden kurulur. Tard ü aks veya aks ü tebdil de denir. Aks-i tam (tam akis) ve aks-i nakıs (eksik akis) olmak üzere iki çeşittir.
1- Aks-i tam: Mısranın veya cümlenin manalı iki parçası, kalıp halinde yer değiştirir, ekleme ve çıkarma yapılmaz.

 

Örnek:
mkün değiI Hudayı bilmek de
bilmemek de
Matem görünür şadi şadi
görünür matem
Nazîm


2- Aks-i nakıs: Cümle veya mısralarda manalı kelime topluluklarının yerlerinin bazı ekleme ve çıkarmalar yapmak suretiyle değiştirilmesi sonucu meydana gelir.


Örnek:
Hayran oluyor kudretine, sun‘una insan,

İnsan oluyor kudretine, sun‘una hayran
İsmail Safa

 

AKSAN
Vurgu. Söyleyiş farkını belirtmek için bazı seslerin üzerine konur.


AKSESUAR
Tiyatroda sahnede kullanılan eşya. Piyesin konusu ile yakın ilgisi olan aksesuarın yerli yerince kullanılması oyunun etkisini artırır.


AKS-İ MÜFRED

Bir kelimedeki harflerin sondan başa doğru alınması halinde yine manalı bir kelimenin meydana gelmesine verilen isim Ayak-kaya gibi.


AKSİYON
Bir edebiyat eserinde vak’aların (olguların) akışını anlatmak için kullanılır. Bir romandaki aksiyon, o eserin içindeki tasvir, düşünce ve moral kısımları çıktıktan sonra kalan vak’alardır. Bir eserin konusu, üslubu, karakterleri, aksiyonu ayrı ayrı ele alınarak incelenir. Piyeste prensipler (heyecanlı hareketli vak’alar), düğüm, çözülüş bölümlerindeki olayların oluşu aksiyonu sergiler.

 

AKTÖR
Oyunlardaki kahramanları sahnede canlandıran erkek oyuncu.


AKTRİS

Oyunlardaki kahramanları sahnede canlandıran kadın oyuncu.


ALAKA
ligi. Bir kelimeyi hakiki manasının dışında bir anlamda (mecazi manada) kullanılmak için düşürülen münasebet. Edebi sanatların çoğu için bu durum söz konusudur. Bu münasebet ne kadar uygun olursa edebi sanat da o derece yerinde ve güzel sayılır.

 

ALEGORİ
Bir düşüncenin canlı bir varlık olarak ifadesidir. Soyut (mücerret) bir fikri heykel veya resim ile gösterme. Genellikle Adaletin gözü bağlı, bir elinde kılıç, bir elinde terazi olan bir insan şeklinde gösterilmesi gibi. Bu tür eserlere alegorik denir.

ÂL-İ ABA

Aba altına alınanlar anlamına Hz. Muhammed ile beraber Hz. Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin’i bir arada ifade eder. Saz şairleri ve tasavvuf ehli” Al-i Aba-Ehl-i Kis┠deyimini çok kullanmışlardır. Al-i Aba”ya aba altına giren beş kişiyi anlatmak için ‘Penç Ten-i Al-i Aba”ya da “Pençe-i Al-i Aba” denmiştir. “Pençe” beş, beşli aynı zamanda el ve avuç anlamlarını taşır. Bileğe kadar parmaklar açık ve avuç görünür şekilde yapılan el resmi bu beş zatı hatırlattığı ıçin, parmaklara Hz. Muhammed Hz.Ali, Fatıma, Hasan, Huseyin ısimleri, avuca da “Allah” lafzı yazılır. Alevi-Bektaşi şairleri “Al-i Aba”yı şiirlerinde çok işlemişlerdir.

 
Örnek:
Muhammed Ali’nin kullarındanım
Al-i Abâ nesl-i Hayderidenim
İmam-ı, Cafer‘in mezhebindenim
Derdimend Hatâyî ihsâna geldi.

 

ALİTERASYON

Şiirde ve nesirde, bir ahenk yaratmak için, aynı sesleri taşıyan kelimeleri sık sık ve art arda tekrarlamadır. Türk şair ve yazarlarının eserlerinde bu ses oyununa önem verdikleri görülür. Divan şairleri, Servet-ı Fünün sanatkarlarının hemen hepsi, Yahya Kemal ve Mehmed Akif gibi şairler bu ses imkanını şiirlerinde ustaca kullanmışlardır.


Seherlerde seyre koyuldum semayı,

                                                 deryayı
                                                      Tevfik Fikret
Bu mısrada “s” sesinin nasıl tekrarlandığı açık bir biçimde görülmektedir.

 

ANA DİL,bk. DİL

 

ANA DUYGU

Bir fikri işlemekten çok bir duyguyu dile getirmek, okuyucu ve dinleyiciye hissettirmek, onların benliğinde yaşamak maksadı taşıyan yazı, konuşmaların öne çıkarmak istediği asıl duygu. Ana duygu yazının özünü teşkil eder. Yazıda bu duyguyu destekler durumdaki bütün yardımcı (tali) duygu ve düşünceler hep bu ana duyguya bağlanarak onu anlaşılır ve duyulur hale getirirler. Ana duyguyu konu olarak düşünmemelidir. Konu, anlatılan şey, ana duygu, bu anlatılanlardan çıkan sonuçtur. Yazıların başlığı ile dile getirilen ana duygu arasında sıkı bir bağ vardır. Çokluk yazı başlığı ana duyguyu sembolize edecek biçimde seçilir.


ANA FİKİR
Belirli bir konuda kaleme alınmış yazıların temelini teşkil eden ve okuyucuya verilmek istenen asıl fikir.


ANAGRAM
Bir kelimede var olan harfler ile başka bir kelime yapmaktır. Sahip olma anlamına “malik” kelimesi ile tamamlamak manasına gelen “ikmal” kelimesi yapılabilir, Buradaki beş harf ayrı anlamdaki iki kelimeyi meydana getirmektedir. Anagram genelinde özel isimlerde yapılır. Gerçek adın söylenmesi yerine o harflerle yapılma başka bir ad kullanılır.

 

ANAKRONİZM
Meydana geliş tarihi kesin olarak bilinen bir olayı, yaşadığı zaman belli olan bir kişiyi, değişik bir tarihte geçmiş yahut yaşamış gösterme. Anakronizm bilgi eksikliğinden, yeterince araştırma yapmamaktan meydana geldiği gibi belli bir gaye için de anakronizme başvurulabilir.
Kültürümüzün önemli anakronizm örneği Nasrettin Hoca’nın Timur ile ilgili fıkralarıdır.


ANALİZ
Bir bütünü parçalarına ayırıp inceleme. Bir edebiyat eserinin analizi, olayların, kişilerin ve üslubun ayrı ayrı incelenmesidir. Eserin fikri, gerçeği yansıtma derecesi, çıkarılan sonuç bir tartışma konusu olursa bu duruma tenkit denir.


ANEKDOT
Bir edebi eserde anlatılan bir olayın başlı başına bütünlük gösteren parçasıdır.

ANJANBMAN
Şiirde cümlelerin bir mısra veya beyitte bitmeyip diğer mısra, beyit veya bentlere kaymasıdır. Edebiyatımıza Fransız şiirinden geçmiştir. Ara nesil şairleri arasında görülse de asıl Servet-i Fünun devresinde yaygınlık kazanmıştır. Nazmı nesre yaklaştıran önemli bir üslup özelliği ve bir ahenk unsurudur.

 Örnek;
Geçen akşam ese geldim. Dediler:
Seyfi Baba
Hastalanmış, yatıyormuş.

—      Nesi varmış acaba?

—       Bilmeyiz, oğlu haber verdi
geçerken bu
sabah.

—       Keşke ben evde olaydım... esef
ettim. Vah vah!
Mehmed Akif

 

ANKET
Ayni soruları çeşitli insanlara sorarak bilgi toplama. Soruştura da denir. Bilgi, hazırlanan soru listesine cevap istemek şeklinde elde edilir. Edebiyat sahasında tartışılması, açıklık getirilmesi veya yaygınlık kazanması istenen konu, eser veya başka sanat olayları etrafında anketler düzenlenir.

 

ANLAM
Bir kelimenin anlattığı fikir vardır; bu fikir o kelimenin anlamı olmaktadır. Kelimeler birden fazla anlama da gelirler. Bu kelimelerin anlamlarından biri öz anlam, diğerleri ise mecaz veya yan anlamdır. Her kelime, yeni anlamlar alarak zenginleştirilebilir.


ANLATIM
Duygu ve düşüncelerin sözlü veya yazılı olarak ifadesidir. Daha çok yazılı ifade kullanılır. Anlatılmak istenen duygu ve düşünceler önce zihinde tasarlanır, sonra yazıya geçirilir. Anlatımın aracı kelimelerdir. Kelimelerin dilbilgisi kurallarına göre sıralanması, anlatımı meydana getirir.

 

ANLATIMCILIK, bk. (EKSPRESYONIZM)


ANSİKLOPEDİ
Bütün veya tek bir ilim dallarına ait bilgileri veren eserlere denir. Bu eserlerde, sözlüklerdeki gibi, sadece kelimelerin karşılıkları gösterilmekle kalınmaz, geniş ve derin bilgiler de yer alır. Maddeler, harf sırasına göre dizildiği gibi, sistematik de olabilir.

 
Kavram, Yunanca en (içinde), kyklos (çember), paedeip (eğitim) sözlerinden çıkmıştır.
İlk ansiklopediyi M.Ö. lV’üncü yüzyılda Eflatun’un öğrencilerinden Speusippus’un yazdığı bilinmektedir, Bu eser zamanımıza ulaşmamıştır Latin yazarlarından Terentius Varro (M. Ö.116-27)’nun hazırladığı ve aritmetik, geometri, mimari, müzik vb. konuları işleyen “Disciplinarium’u belirtmek gerekir.

 

 Ansiklopedi çalışmaları XVII. ve XVIIl. yüzyıllarda önem kazanmaya başlamıştır. Batı’da harf sırasıyla hazırlanan ilk ansiklopedi Italyan Marco Coronelli’nin yarım bıraktığı eseridir. Kolektif çalışma sonucunda gerçekleştirilen ilk ansiklopediyi kitapçı le Breton, Paris’te yayınlamıştır. “Eneydopedie on dictionaire raisonne des sciences des arts et des metiers” (ansiklopedi veya ilim, sanat ve mesleklerin açıklamalı sözlüğü) adını taşıyan eseri, felsefeci Denis Diderot ile matematikçi Jean Jean d’Alembert idare ettiler. 1571-1772yılları arasında 17 cildi, 1777’ de beş ek cildi ve 1778’deki iki dizin cildi çıkmıştır.

 

ANTİK
Çok eskiye ait olanı ifade için kullanılır. Grek ve Romalılar’dan kalma resim ve heykellere dendiği gibi, İlkçağ’a da antik devir adı verilir.


ANTOLOJİ
Edebiyat ve müzikte gerçek sanat eseri değerindeki örnekleri içine alan derleme anlamındadır. Yunanca anthos (çiçek) ve legein (toplamak) kelimelerinden, meydana gelir. Batı’da ilk antoloji örneklerini Yunanlılar vermişlerdir.

 

ANTONİM
Ters anlamlı kelimlere denir. Sıcak-soğuk, güzel-çirkin

 

APOSTROF
Kesme işaretine denir. Özel isimleri eklerden sonra ayırmak için, düşen bir harfi belirtmek için (ne olur? = n’olur?), bir kelimenin ekle karışmaması için (kola’nın gibi), bazen yazıda “ayn” veya “hemze”yi işaret için (san ‘af, mes’ele gibi) kullanılır.


ARAÇSIZ USLUP

Bir fikri, bir duyguyu doğrudan doğruya söyleyenlerden aynen nakletmektir. Monolog ve diyaloglar araçsız üsluba örnek gösterilir. Bu anlatım, yazıya, söze hareket ve canlılık getiri.

 
ARA SÖZ

Asıl konudan olmayıp, dolayısıyla arada söylenen veya yazılan söz. Eski nesir yazılarda böyle parçalar istidrat başlığıyla yazılır ve bitiş yeri işaret olunurdu. Sonraları buna lüzum görülmeden yazılmaya başlanmış, yalnız “Sadede gelelim” sözüyle tekrar konuya dönüldüğü anlaşılmıştır. Bir yazıda bunun birkaç kere olması, yazının bütünlüğünü bozar. Elden geldiği kadar, katılacak böyle bir fikri asıl yazı ile kaynaştırmak daha uygun olur. Sonraları bu ara sözler, parantez arasında yazılmaya başlanmıştır.

 

ARGO
Bir milletin konuştuğu dilin içinden çıkan ve belli bir sosyal topluluk tarafından özel terimlerin kullanıldığı konuşma sistemine denir. Bu konuşma sistemi talebe argosu, asker argosu, hırsız argosu gibi topluluk adlarıyla anılır. Argo, yaşayan ve sürekli değişen bir dildir. Kelimeleri örtülü olarak kullanma, eski bölge dilinden faydalanma, hayvanları konuşkan, cansız eşyayı canlı gibi gösterme, yabancı asıllı kelimelere yer verme yoluyla mizah ve alay çeşnisi katılarak oluşturulur. Argonun bir bakıma toplum içinde çevreye kapalı yaşayan sosyal toplulukların az çok gizli düşüncelerinin kendi aralarında kullanması ihtiyacından doğduğu gözlenir. Argo sosyal bir zümrenin kullandığı dil
olmasından dolayı gizli dil, meslek dili, diye de adlandırılır. Yazılı argoyu, çok az görüldüğü için meslek dili saymak doğru olmaz.

 

ARKAİZM
Dilin eskimiş kelimelerini veya cümle kuruluşlarını kullanma anlamında Fransızca söz. Bu çeşit eskimiş kelimelerin veya cümle kuruluşlarının kullanıldığı yazılara arkaik denir.


ARUZ
Nazımda uzun veya kısa, kapalı veya açık hecelerin ahenkli sıralanmasına dayanan bir vezin sistemidir. Arap edebiyatında doğmuş, dil yapısına ve edebi zevkine göre değişikliğe uğrayarak, başta Fars ve Türk edebiyatları olmak üzere, İslam medeniyeti dairesi içine giren diğer milletlerin edebiyatına geçmiştir. Aruz kelimesinin sözlük anlamı çok çeşitlidir. Bunları şöyle sıralayabiliriz: “Yön”, “cihet”, “yan”, “taraf”, “bölge”, “Mekke”, “Medine ve etrafı”, “bulut”, “daracık dağ yolu”, “serkeş deve”, “çadırın orta direği”, “kendisiyle bir şey karşılaştırılan, dolayısıyla ölçü ve örnek olan şey”.


ASALET
Edebi eserlerde terbiye dışı, çirkin, bayağı, müstehcen ve galiz sözlerden kaçınma. Buna edeb-i kelam yahut mümtaziyet de denir. Zıddı: Hasaset.


ASKI
Halk edebiyatında kullanılan bir deyimdir. Saz şairleri arasındaki şiir yarışmalarını kazananlara verilmek üzere duvara tüfek, kılıç, heybe gibi çeşitli şeyler asılır. Bunlara askı, askıyı kazanmaya da askı indirmek denir.

 

ÂŞIK
Bir hazırlığı olmaksızın şiir söyleyen, saz eşliğinde başkasının şiirini okuyan, halk hikayeleri veya destan anlatan sanatkarlara verilen ad. Aşık terimi XIII, ve XIV. yüzyıllarda Yunus Emre gibi ilahi tarzında şiir söyleyen ve tekke mensubu olanlara denmekle beraber, daha sonra yaygınlaşarak, özellikle XV. yüzyıldan itibaren Azeri, Anadolu ve Rumeli sahalarında din dişi şiir söyleyenler için de kullanılmıştır. Aşık karşılığı olarak, saz şairi, meydan şairi, çöğür şairi, çöğürce terimleri de kullanılagelmiştir. Kazaklar “akın”, Türkmenler “bağsı”, “bahşı”terimlerine yer vermişlerdir. Aşıkları, İslamiyet’in kabulünden önce Türk toplumlarında önemli yer tutan ozanların, bahşıların devamı sayabiliriz. Bazı araştırmacılar anonim halk edebiyatında daha yaygın olan türkü, mani, ağıt, yakan ve düzenlere “halk şairi” diyerek, “aşık”tan ayrı tutmuşlardır.


Aşık denilen, çokluk saz şairlerinin meydana getirdiği şekil ve muhteva olarak belli özelliklere sahip edebi ürünleri içine alır. Aşık kelimesinin nereden çıktığı bilinmemektedir. Veled Çelebi, Türkçe Işık’tan geldiğini söyler. Ahmet Tal’at, “yüreği aşk ile yanan” anlamını vererek, Veled Çelebi’nin görüşünü paylaşır. F. Köprülü, kelimenin köküne inmez; ancak, ışık şeklinde dilimize geçtiğini “Kalenderi, Bahayi, Bektaşi, Hurüfi gibi ehl-i sünnet akidelerine aykırı zümrelere mensup dervişlere ve Yunus Emre tarzında halk şair mutasavvıflarına sıfat olduğunu” belirtir. Hüseyin Kazım Kadri, Türk Lügati’nde aşk’ı Arapça isim sayarak “gönül veren” anlamını taşıdığını yazar. Ahmet Kutsi Tecer, aşık için “önceleri Yunus tarzında ilahiler ve mistik şiirler söyleyen şairler tarafından kullanılmaya başlanmış, daha sonraları saz şairlerinin hepsi aşık adını takınmışlardır” der.

ATASÖZÜ
Yüzyıllar boyu atalarımızın gözlem ve tecrübeleri sonucu çıkardığı özlü sözler. Atasözleri atalarımızın uzun hayat tecrübeleri sonunda verdikleri hükümdür. Meram, mecaz yoluyla kısa ve kesin şekilde anlatılır. “Atalarsözü”, “atasözleri” diye de adlandırılan bu hikmetli sözler daha çok sözlü olarak nesilden nesile geçerler. Her toplumun kendilerine göre atasözleri vardır.
Türk edebiyatının sözlü devresindeki “sav’lara atasözlerinin ilk şekilleri nazarıyla  bakılabilir. Kaşgarlı Mahmud’un “Dvanü Lügali’t-Türk”ünde bu “sav”lardan örnekler vardır. “Sav” terimi daha sonraları yerini mesel’e’mesel de darb-ı mesel ve durub-ı emsal tabirlerine bırakmıştır.

 
Yazıya geçmiş ilk atasözü örneklerinin Mezopotamya’da bulunmuş tabletlerde yazılı olduğu bilinmektedir. Bu tabletlerdeki atasözleri Türk atasözleri ve diğer milletlerin atasözleriyle yakınlık gösterir. Atasözleri anonim halk edebiyatı ürünlerinden kabul edilir. Çünkü bunların da başlangıçta bir yaratıcısı olmuş, zamanla bu ilk yaratıcısı unutulmuş, fakat toplum, bu sözü benimsemiş, aynen ve zamanla değiştirerek nesilden nesile yaşatmış, onu kendi milli varlığına mal etmiştir. Ancak atasözleri, anonim halk edebiyatının diğer ürünleri olan masal, türkü, mani gibi başlı başına bir edebi tür olarak kabul edilmez. Çünkü onlar müstakil olmaktan ziyade, bir şiiri, bir masalı veya konuşmayı süsleyen, zenginleştiren ve ifadeyi kuvvetlendiren bir malzeme durumundadırlar.  Bir çok atasözlerinin söyleniş hikayeleri bulunmakta ise de çok azı zamanımıza ulaşmıştır. Atasözlerinin çoğunda mecaz ve aliterasyon başta olmak üzere pek çok edebi sanat ifadeyi kuvvetlendirir. Atasözüne icazın en güzel örneği olarak bakabiliriz.

 

Her durum için atasözleri söylenmiştir. Mesela; kardeşin tutumunu belirtmek için, birbirine zıt görünen “Kanlı olsun kardeşim olsun” ve “Sen dost kazan, düşmanı anan da doğurur” atasözlerinin kullanıldığı görülür. Deyim ve vecizeler atasözleriyle benzerlik göstermekle beraber birbirine karıştırmamak gerekir. Deyim ve atasözleri kalıplaşmış olmaları, mecazi anlam taşımaları, anonim vasıfta bulunmaları yünlerinden aynıdırlar. Fakat deyimlerin cümle içinde kullanılmaları, hüküm anlamı bulunmaması, atasözlerinin ise cümle yapısında olması ve hüküm anlamı taşıması bakımından ayrılırlar. Atasözleriyle vecizeler arasında en belirgin ayrılık ise vecizeyi bilinen bir kişinin söylemiş olmasıdır.


Atasözleri ilk kullanıldıkları gibi kalmazlar. Zamana, bölgelere, dilin gösterdiği gelişme seyrine, din ve törelere, medeniyet dairelerine göre birtakım değişikliklere uğrarlar. Ortak dilde, geniş bir kullanma alanı bulunan atasözleri olduğu gibi, bir bölgeye veya bir çevreye ait atasözleri de vardır. Bazı atasözleri zamanla kullanımdan düşer.

 

AYİNE
Ayna, mir’at. Edebiyatta her hangi bir şeyi veya hali yansıtan, göz önünde canlandıran anlamına kullanılır. Mutasavvıflara göre alem, Allah’ın tecelli ettiği bir aynadır. Mutasavvıflar gönül (kalb)e “Ayfne-i Hude” derler. Edebiyatta daha çok “Ayine-i İskender” şeklinde geçer. İskender, Aristo’nun icat ettiği bu ayna ile düşmanı görür ve ona göre savunma vaziyeti alırmış.

 

 




      Türk Edebiyatı Tarihi      

      Halk Edebiyatı       

         Divan Edebiyatı         

       Modern Türk Edebiyatı      

      Yazar ve Şairler      

       Edebi Sanatlar       

         Edebi Akımlar         

       Anlatım Türleri      

      100 Temel Eser      

      Kitap Tanıtımları       

        Düzyazı Türleri         

        Edebiyat Sözlüğü      

      Dünya Edebiyatı      

        Edebiyat Makaleleri      




      Şiir Nedir?      

     Şiir Türleri       

        Ölçü         

       Uyak ve Redif    

     Halk Şiiri      

       Divan Şiiri       

         Modern Şiir         

       Görüntülü Şiirler      

      Türkülü Hikayeler     




      Türkçenin Tarihi      

     Dil Makaleleri       

        Ses Bilgisi         

     Kelime    

       Cümle      

       Paragraf       

        Metin         

      Yazım ve Noktalama      

      Atasözleri     

        Deyimler         

      Sözlükler      




     Planlar      

     Yazılı Soruları       

       Türkçe Dersi         

       Dil ve Anlatım Dersi    

    Türk Edebiyatı Dersi      

       Kompozisyon       

        ÖSS         

      SBS      

      KPSS     

      Kültür-Edebiyat Kulübü    

      Belirli Gün ve Haftalar      



Sinava Hazirlik