Türk Edebiyatı Tarihi      

      Halk Edebiyatı       

         Divan Edebiyatı         

       Modern Türk Edebiyatı      

      Yazar ve Şairler      

       Edebi Sanatlar       

         Edebi Akımlar         

       Anlatım Türleri      

      100 Temel Eser      

      Kitap Tanıtımları       

        Düzyazı Türleri         

        Edebiyat Sözlüğü      

      Dünya Edebiyatı      

        Edebiyat Makaleleri      




      Şiir Nedir?      

     Şiir Türleri       

        Ölçü         

       Uyak ve Redif    

     Halk Şiiri      

       Divan Şiiri       

         Modern Şiir         

       Görüntülü Şiirler      

      Türkülü Hikayeler     




      Türkçenin Tarihi      

     Dil Makaleleri       

        Ses Bilgisi         

     Kelime    

       Cümle      

       Paragraf       

        Metin         

      Yazım ve Noktalama      

      Atasözleri     

        Deyimler         

      Sözlükler      




     Planlar      

     Yazılı Soruları       

       Türkçe Dersi         

       Dil ve Anlatım Dersi    

    Türk Edebiyatı Dersi      

       Kompozisyon       

        ÖSS         

      SBS      

      KPSS     

      Kültür-Edebiyat Kulübü    

      Belirli Gün ve Haftalar      



DİVAN EDEBİYATI

KLASİK TÜRK ŞİİRİNDE (DİVAN ŞİİRİNDE) DUYGULARIN DİLİ: ÇİÇEKLER


Divan Edebiyatı Konu Tarama Testleri İçin Tıklayınız.

Yüzyıllara göre Divan edebiyatının gelişimi için tıklayınız.


Divan şairleri, zaman zaman çiçek kelimesini kullansalar da, bu anlamda genellikle ezhâr ve şükûf” kelimelerini tercih etmişlerdir. Ayrıca gonca ve gül kelimelerinin de çiçek karşılığında kullanıldığı olmuştur. Ayrıntılara geçmeden önce iki hususta kısa bir hatırlatma yapmak gerekli görünmektedir. Öncelikle bilinmelidir ki klasik Türk şiirinde, hemen hemen tüm bitkilerde olduğu gibi, çiçekler de gerçekçi, simgesel ve karma olmak üzere üç temel bakış açısıyla değerlendirilmişlerdir ve bu üç açı genellikle birbiriyle iç içe girmiştir. Diğer yandan şu hususun da bilinmesinde yarar vardır ki bir çiçeğin klasik Türk şiirinde yer almasında, söz gelimi bir benzerlik unsuru olarak değerlendirilmesinde, başka bir çiçekle ilgili münasebetler de önemli bir işlev görmüştür.

 

Gül, verd, nesrîn, nesteren: Divan şairlerinin ilgisini çeken çiçeklerin başında şüphesiz gül (verd) vardır. Divanlarda gülün gerçekçi ya da simgesel bakış açılarıyla değerlendirildiği anlaşılan binlerce örnekle karşılaşmak mümkündür. Gülün klasik Türk şiirinde dikkat çeken aksâmı sırasıyla şunlardır: taç yapraklarıdikenleridallarıköklerifidanıtohumları.

 

Gülün klasik Türk şiirine yansıyan bitkisel özellikleriyse; renkli (rengîn) oluşutazeliğigüzelliği, güzel kokulu olmasıhassas ve nazlı oluşutaç yapraklarının kıvrım kıvrım olması ve taç yapraklarının lezzetli oluşudur. www.diledebiyat.net 

 

Eski kaynaklara göre gül-i gîtî (gül-i zemîn), gül-i kahbe (gül-i ra‘nâ), gül-i kûze, gül-i müşgîn, gül-i Parsî (gül-i sad-berg, gül-i Fârsî), gül-i piyâde, gül-i sürh (verd-i ahmer), gül-i ter (verd-i tâze) (Mütercim Âsım Efendi 2000) gibi türleri bulunan gülün klasik Türk şiirinde en belirgin ayrımla dikkat çeken türleri şunlardır: gül-i hod-rû (yaban gülü), gül-i sakız, gül-i hokka, nesrîn (yaban gülü, Van gülü, Mısır gülü) ve nesteren (ağustos gülü, yaban gülü).

 

Eski kaynaklara göre gül-i gîtî (gül-i zemîn), gül-i kahbe (gül-i ra‘nâ), gül-i kûze, gül-i müşgîn, gül-i Parsî (gül-i sad-berg, gül-i Fârsî), gül-i piyâde, gül-i sürh (verd-i ahmer), gül-i ter (verd-i tâze) (Mütercim Âsım Efendi 2000) gibi türleri bulunan gülün klasik Türk şiirinde en belirgin ayrımla dikkat çeken türleri şunlardır: gül-i hod-rû (yaban gülü), gül-i sakız, gül-i hokka, nesrîn (yaban gülü, Van gülü, Mısır gülü) ve nesteren (ağustos gülü, yaban gülü).

 

Gül ile ilgili olarak klasik Türk şiirine yansıyan alışkanlık, âdet ve gelenekler; dönemin toplumsal ve kültürel yapısı hakkında ipucu verecek niteliktedir. Bunlardan bazıları şunlardır: destâra (sarık, baş örtüsü) gül iliştirmek, mendile gül bağlamak, kabre gül dikmek, elde gül taşımak, kitap ve Kurân-ı Kerîm içine gül koymak vs.”. Gül ile ilgili en yaygın âdet ve gelenekler gül suyunun (gülâb) yapımı ve kullanımıyla ilgilidir: “gül suyu yapılırken yüksek ısıdan yararlanılması, Edirne ve Şam’ın gül suyu üretim merkezleri olması, ağzı gül suyu ile yıkamak ve temizlemek, yüze ve elbiseye gül suyu sürmek, saçı gül suyu ile yıkamak, gül suyuna başka kokular eklemek, ölülerin üzerlerine gül suyu serpmek, gül suyunu şişede saklamak vs. Ayrıca gülden gül yağı (revgân-ı gül) üretilmesi, güllaç yapımında gül suyunun ve gülün taç yapraklarının kullanılması, gülden şerbet yapılması ve bazı gül türlerinin şeker üretiminde değerlendirilmesi gibi alışkanlık ve geleneklerin yer aldığı beyitlerle de karşılaşılmaktadır. 

 

Gülün klasik Türk şiirindeki temel işlevi, değişik vesilelerle sevgili, Hz.Muhammed, diğer din ve devlet büyükleri gibi şahıslarla; sevgilinin yanağı, yüzü ve dudağı gibi uzuvlarla; cennet, Kurân-ı Kerîm, ümit, tebessüm, mutluluk, muhabbet, şiir gibi olumlu ve soyut kavramlarla; mevsim, bahar, nevrûz, şebnem, yıldızlar, bülbül gibi doğal ögelerle ve süs, ayna, elbise, la‘l, tâc gibi eşyayla ilişkilendirilmesine dayanır. Gül, klasik Türk şiirinde en çok doğal ve kozmik ögelerle ve insan uzuvlarıyla ilişkilendirilmiştir. İlişkilendirildiği şahıslar arasında sevgili ve güzel; uzuvlar arasında yanak, yüz ve dudak; soyut ve manevî kavramlar arasında olumlu anlam ve çağrışım ifade edenler; doğal ve kozmik ögeler arasında da kadeh ve şarap, diğerlerine oranla çok daha fazla dikkat çekmektedir.

 

Lâle: Lâlenin klasik Türk şiirindeki temel işlevi; sevgili, memdûh, güzel, gelin, sâkî, hizmetçi, asker gibi şahıslar; sevgilinin yanağı, dudağı; âşığın yüzü, vücûdu, kanı, gözyaşı ve yaraları gibi uzuvlar; kadeh, şarap, tabak, tâc gibi eşya; güneş, ay, yıldız gibi kozmik unsurlar ve cennet, gönül, ümit, dert, şiir gibi soyut kavramlar ile değişik vesilelerle ilişkilendirilmesine dayanır. Tahlil edilen beyitlerden elde edilen verilere göre klasik Türk şiirinde lâlenin anlam çerçevesini oluşturan soyut ve somut tüm ögeler, aşağıdaki tabloda verilmiştir. Lâle, klasik Türk şiirinde en çok insan uzuvlarıyla ilişkilendirilmiştir. Ayrıca ilişkilendirildiği şahıslar arasında “sevgili ve güzel”, uzuvlar arasında “yanak ve dudak”, eşyalar arasında “kadeh ve şarap”, doğal ve kozmik ögeler arasında “güneş, ay ve ateş”, soyut kavramlar arasında da başta şiirsel terimler olmak üzere olumlu anlam ve çağrışım ifade edenler daha çok dikkat çekmektedir. www.diledebiyat.net 

 

Sünbül: Klasik Türk şiirinde çok sık kullanılan çiçeklerden biri de sümbüldür. Sümbülün divan şairlerinin ilgisini çeken en belirgin bitkisel özellikleri sırayla; güzel kokulu olması (müşgîn, ‘abîr, mu‘anber, ‘anberîn); kıvrımlı, dalgalı ve karmaşık görünümü (âşüfte, perîşân, târmâr, halka halka, çîn, târ); genellikle siyaha yakın rengi (siyâh, kara, lâciverd, mâ‘î, kebûdî, gömgök) ve açıldığı dönem itibarıyla baharın habercisi olmasıdır.

 

Klasik Türk şiirindeki temel işlevi; sevgilinin saçı, zülfü, kâkülü vs. için doğal bir benzerlik ögesi olarak değerlendirilmesine dayanır. Sümbül, klasik Türk şiirinde en çok insan uzuvlarıyla ilişkilendirilmiştir. Diğer ögelerle ilişkilendirildiği beyitlerin sayısı oldukça azdır.

 

Nergis, ‘abher, zerrînkadeh: Divan şairlerinin en çok ilgilendikleri çiçeklerden biri de nergistir. Çok az olmakla birlikte ‘abher ve zerrin-kadeh kelimelerinin de nergis anlamında kullanıldığı olmuştur. Daha çok beyaz ve sarı renkli taç yaprakları, çiçek kısmının yuvarlak olması, suya ihtiyaç duyması, taç yapraklarının yere yakın ve eğik olması, kokusuz ve meyvesiz olması, ince ve zarif görüntüsü açısından kullanılmıştır. Bu bakımdan nergisin klasik Türk şiirindeki temel işlevi; sevgilinin gözü ile benzerlik ögesi olarak değerlendirilmesine dayanır. Aşağıdaki tablodan da anlaşılacağı gibi, nergisin klasik Türk şiirindeki anlam çerçevesinin oluşumunda sözü edilen bitkisel özellikler etkili olmuştur. Nergis, klasik Türk şiirinde en çok insan uzuvlarıyla ilişkilendirilmiştir. Ayrıntıya inildiğindeyse gözün hem uzuvlar hem diğer tüm ögeler arasından çok belirgin biçimde öne çıktığı görülmektedir. Şahıslar arasından hasta, sarhoş ve âşık; eşya arasından tâc, külâh, kadeh, altın ve gümüş; kozmik ögeler arasından da yıldızların diğer ögelere oranla daha çok dikkat çektiği söylenebilir. Ayrıca gül, lâle ve sümbüldekinin aksine nergisle soyut kavramlar arasında ilişki kurulmamış olması da ilgi çekici bir ayrıntıdır.  

 

Yâsemîn, yâsemen, semen: Yasemin, klasik Türk şiirinde yumuşak dokulu, beyaz ve sarı çiçekli, güzel kokulu ve tırmanıcı özellikleriyle dikkat çekmiştir. Bu bitkisel özellikleriyle bağlantılı olarak yaseminin klasik Türk şiirindeki temel işlevi, sevgili ve sevgilinin saçı, zülfü, yüzü, yanağı, sînesi, teni gibi uzuvlarıyla benzerlik ilişkisine dayanır. Divan şairlerinin yaseminle en çok insan uzuvları arasında ilişki kurmuşlardır. Ayrıntıya inildiğinde uzuvlar arasından saç, zülf, yanak ve sînenin; eşya arasından elbise, altın ve gümüşün; şahıslar arasından da sevgili ve güzelin daha çok dikkat çektiği anlaşılmaktadır.

 

Menevşe, benefşe (menekşe): Menekşenin divan şairlerinin dikkatini çeken bitkisel özellikleri; kısa boylu ve taç yapraklarının yere eğik olması, taç yapraklarının küçük ve kıvrımlı şekli, güzel kokulu olması, renkli görüntüsü, çiçeklerini ilkbaharda açması ve zor şartlara karşı dayanıklı olmasıdır. Bu özellikleri, aşağıdaki tablodan da anlaşılacağı gibi, menekşenin klasik Türk şiirinde sevgilinin saçı, zülfü, kâkülü ve âşık için temel bir benzerlik ögesi olarak değerlendirilmesine sebep olmuştur. Divan şairleri menekşeyle daha çok insan uzuvları arasında ilişki kurmuşlardır. Ayrıca menekşeyle ilişkilendirilen uzuvlar arasından hat, saç ve zülfün; şahıslar arasından âşıkın ön plâna çıktığı anlaşılmaktadır.

 

Reyhân, fesleğen: Klasik Türk şiirinde çokça kullanılan çiçeklerden biridir. Daha çok kuvvetli ve güzel kokulu olması açısından değerlendirilmiştir. Bu özelliği, reyhânın sevgilinin başta saçı ve zülfü olmak üzere hattı, kâkülü ve perçemiyle ilişkilendirilmesine sebep olmuştur. Bunun dışında şekli, yazıyla ilişkilendirilmesinde etkili olmuştur. Ayrıca çok az beyitte ilişkilendirildiği ben, hayrân, reyhâncı, şarâb, duman ve etfâl reyhânın anlam çerçevesini oluşturan diğer ögelerdir.

 

Sûsen (süsen): Klasik Türk şiirinde özellikle sivri, uzun ve keskin görünümlü yeşil çanak yaprakları vesilesiyle dikkat çekmiştir. Bu yönüyle divan şairleri, sûsenle daha çok kılıç, tîğ, hançer ve şemşîr gibi keskin eşya ile ayrıca dil (zebân) ve askergibi ögeler arasında ilgi kurmuşlardır. Sûsenin anlam çerçevesini tamamlayan diğer ögeler de (şeşper, devât, kadeh, tas, âşık, hokkabaz, suhandân, deli, hizmetçi, dilber ve diğer şahıslar, sözü edilen çanak yaprakların görünümünden ilhâm alındığını göstermektedir.

 

Erguvân, ergavân, ergevân: Taç yapraklarının kırmızı, özellikle de eflâtun ve eflâtunun değişik tonlarında olması, erguvânın divan şairlerince şarâbla özdeşleştirilmesine sebep olmuştur. Yine bu bitkisel özelliğinden ilhamla ilişkilendirildiği kadeh, yaş, kan, ateş, dudak, yüz, yanak, yara, yara izi, dil, boy, vücûd, sevgili ve âşık gibi ögeler; erguvânın anlam çerçevesini tamamlamaktadır.

 

Karanfil, karanfül: Örnek beyitlerde hem güzel kokulu, sarı taç yapraklı çiçek hem de hoş kokulu bir baharat anlamıyla kullanıldığı anlaşılmaktadır. “Testiye karanfil koymak, kumaşlara karanfil motifleri işlemek, gûşe-i destâra karanfil takmak, ağızda karanfil (kökü) çiğnemek” alışkanlıkları, klasik Türk şiirine de yansımıştır. Diğer yandan klasik Türk şiirinde karanfilin anlam çerçevesini; yara (zahm) ve ben (hâl) ile yüz, yanak, boy, göz, çene (zenehdân), zülf, güzel, gelin (‘arûs), sevgili, âşık, âbdâl, âbid, kuş ve yıldızlar (encüm) gibi değişik ögeler oluşturmaktadır. 

 

Şebbû, şebbûy (şebboy): Klasik Türk şiirinde az rastlanan çiçeklerden olan şebboy, beyitlerde daha çok “geceleri açması ve güzel kokması” açısından dikkat çekmiş ve bu sebeple en çok “sevgilinin zülfü ve saçları”yla ilişkilendirilmiştir. Ayrıca “hâl, göz, sûfî ve hırsız” olarak algılanmasında da bu özelliğinin etkili olduğu anlaşılmaktadır.

 

Za‘ferân (safran): Klasik Türk şiirinde az rastlanan çiçeklerdendir. Diğer çiçeklerin aksine sonbaharda açar ve sarı renk elde etmede kullanılır. Bu yönüyle daha çok âşığın yüzüyle (çehre, sîmâ, beniz, yanak) ilişkilendirilmiştir. Ayrıca âşık, sevgilinin hattı ve Nasreddin Hoca’yla ilgisinin kurulduğu da görülmüştür. www.diledebiyat.net 

 

Zanbak (zambak): Bazı kaynaklarda sûsenle karıştırılan ve güzel kokulu bir çiçek olan zambak, klasik Türk şiirinde, genellikle şekli ve rengi açısından değerlendirilmiştir. Divan şairleri, çok az beyitte kullandıkları zambağı ince ve uzun, beyaz taç yapraklı, güzel bir çiçek olarak düşünmüşlerdir. Doğal olarak zambağın anlam çerçevesini; güzel, serdâr, yüz, zekân, parmak, yara, kirpik, boy, arz-ı hâl, kef-i Mûsâ, yed-i Beyzâ, Hz.Mûsâ, bâzûbend, şem‘, lû‘bet, lûle, şiir, devât ve nâme gibi ögelerin oluşturmasında bu ince, uzun, beyaz, güzel ve zarif özelliklerinin etkili olduğu açıktır. 

 

Buhûr-ı meryem, bahûr-ı meryem (buhurımeryem): Klasik Türk şiirinde istisnaî derecede az kullanılan bir çiçek olan buhurımeryem; şekli, kokusu ve mitolojik geçmişi açısından dikkat çekmiştir. İçinde buhurımeryem geçen beyitlerde sevgilinin zülfü, hâme, Hz.İsâ, Mesîh ve yed-i Beyzâ imgelerinin ön plâna çıkması bundandır.

 

Leylâk: Taranan 26 Türkçe divanda sadece 3 beyitte geçtiği tespit edilen leylâk, mor veya beyaz renkli, kuvvetli kokulu olması sebebiyle; sonuna nisbet i’si (î) getirilerek, sevgilinin ayva tüyleri, zülfü ve elbisesini nitelemek üzere sıfat konumunda değerlendirilmiştir.

 

Merzengûş (mercanköşk): Taranan yüz bin civarındaki beytin sadece birinde tespit edilen merzengûş, şeklinden ötürü tesbîh-hân (tesbih çeken bir şahıs) gibi tasavvur edilmiştir.

 

Sedâb (sedefotu): Yapılan taramada sedâbın bir beyitte, sanavberle birlikte, rengi (levn) açısından değerlendirildiği görülmüştür. www.diledebiyat.net 

 

Lisânü‘s-sevr (sığırdili): Tek beyitte tespit edilen çiçeklerden olan lisânü‘s-sevr, herhangi bir ögeyle benzerlik ilgisi kurulmaksızın, hüsn-i talil aracılığıyla zikredilmiştir.



Sinava Hazirlik