Türk Edebiyatı Tarihi      

      Halk Edebiyatı       

         Divan Edebiyatı         

       Modern Türk Edebiyatı      

      Yazar ve Şairler      

       Edebi Sanatlar       

         Edebi Akımlar         

       Anlatım Türleri      

      100 Temel Eser      

      Kitap Tanıtımları       

        Düzyazı Türleri         

        Edebiyat Sözlüğü      

      Dünya Edebiyatı      

        Edebiyat Makaleleri      




      Şiir Nedir?      

     Şiir Türleri       

        Ölçü         

       Uyak ve Redif    

     Halk Şiiri      

       Divan Şiiri       

         Modern Şiir         

       Görüntülü Şiirler      

      Türkülü Hikayeler     




      Türkçenin Tarihi      

     Dil Makaleleri       

        Ses Bilgisi         

     Kelime    

       Cümle      

       Paragraf       

        Metin         

      Yazım ve Noktalama      

      Atasözleri     

        Deyimler         

      Sözlükler      




     Planlar      

     Yazılı Soruları       

       Türkçe Dersi         

       Dil ve Anlatım Dersi    

    Türk Edebiyatı Dersi      

       Kompozisyon       

        ÖSS         

      SBS      

      KPSS     

      Kültür-Edebiyat Kulübü    

      Belirli Gün ve Haftalar      



DİL MAKALELERİ

teen-age, jenerasyon, geçmiş, mazi, tane, ayrıca, emektar, gidişat, çaydanlık, verimkâr, sürmedan, iğnedan, defa, kere, kez, kata üzerine.

Radyo Pop’ta 25.12.1999 Cumartesi günü saat 16.30’da program sunucusu, Sibel adlı sanatçıya şöyle bir soru soruyor: “Bu jenerasyonu nasıl buluyorsun, yani şu tinleri...?”

Herhâlde bundan birkaç yıl önce teen-age, teenaged (13-19 yaşları arasındaki döneme ait) veya teen-ager (13-19 yaşları arasındaki kimse, genç) kelimelerinin de Türkçeye gireceğini söyleselerdi “Daha neler!” diye karşı çıkardık. Hadi jenerasyon’u belki bir yüzyıldan beri Fransızcadan Türkçeye geçmiş diye hoş görelim. Kaldı ki jenerasyon yerine “kuşak” diye çok anlamlı bir sözümüz var. Burada sunucu, nesil kelimesini de kullanabilirdi. Anlaşılan kuşak, nesil gibi kelimeler çağdaşlığı ifade etmiyor! Batı dillerinden bir iki kelime cümleye katılacak ki, çağdaş ve Avrupalı görünüm kazanılsın; hatta teenage (tineyç) bile değil kısaca teen (tin) denmeli! Şimdi bana, “Galiba koskoca yerli bankanın çıkardığı teens card’tan haberin yok.” diyeceksiniz. Büyükler, koca kuruluşlar böyle davrandıktan sonra gençlere diyecek kalmıyor.

Nereye gidiyoruz diye düşünmeye bile fırsat bulunamıyor. Bu akımın bir sınırı olmalı. Bu bilinçsizliğin önüne geçmeliyiz.

İngilizceyi iyi bilen, yabancı ülkelerde öğrenim görmüş bazı dostlardan zaman zaman şu düşünceyi duymuşumdur: İngilizceye veya başka yabancı bir dile vâkıf olanlar, hiçbir zaman konuşmalarına o dillerin kelimelerini katmaz; bu özellik, bir veya birkaç dilde rahat konuşabilmenin göstergesidir. Bu nitelikte ve bilinç içinde olan kimse ana diline de tam anlamıyla hâkimdir.

Doğru ve yerinde bir tespit.
D kanalında, 19.12.1999 günü saat 18.30’da Magazin adlı programı yöneten bayan, Fatih Ürek’e Hülya Avşar ile ilgili sorular soruyor. Fatih Ürek, “Hülya ile geçmiş mazimiz vardır.” diyor. Fatih Ürek, mazi kelimesini kullanmasaydı doğrudan “Hülya ile geçmişimiz vardır.”deseydi; bu durumda da söylenilmek istenen şey tam olarak ifade edilmiş olmazdı. Burada geçmiş sözüne sıfat getirmek gerekirdi. “Unutulmayacak günlerle dolu bir geçmiş, acı tatlı olaylarla dolu bir geçmiş, ortak geçmiş.” gibi ifadelerle duygular daha açık anlatılabilir, aynı anlama gelen geçmiş ve mazi birlikte kullanılmazdı.

18.12.1999 tarihli Hürriyet Magazin’in, 8. sayfasında Zeki Alasya’nın bir reklâmından söz ediliyor: “Geçtiğimiz günlerde bir balık lokantası açan Zeki Alasya, bu işe yabancılık çekmemekle kalmadı aynı zamanda provalar sırasında lokantasının reklâmını da yaptı.”

“Yabancılık çekmemekle” bir fiil grubu olarak cümlede yer almış. “yetinmemek” anlamında, olumsuzluk eki almış ve kalıplaşmış olan -makla kalmadı’dan önce gelen fiil de olumsuz. Burada iki olumsuzluk bir arada kullanılmamalıydı.

Bu cümle “Geçtiğimiz günlerde bir balık lokantası açan Zeki Alasya, bu işte hiç yabancılık çekmedi; provalar sırasında lokantasının reklâmını da yaptı.” biçiminde olabilirdi.

Bizi rahatsız eden bir nokta da tane sözünün gelişigüzel kullanılması. Antalya’da gençlerin beden eğitimini üstlenmiş olan öğretmen, televizyonda öğrencilerini tane kelimesiyle sınıflandırıyordu. Beş öğrenci yüzmede (veya yüzme sporunda) başarılı bulundu denebilir. Beş tane öğrenci veya öğrencilerin beş tanesi yerine beş öğrenci, öğrencilerin beşi demek yeterlidir. “Portakalların beş tanesini torbasına koydu” örneğinde ise tane yerinde kullanılmıştır. Arada bir duyduğumuz üç tane olay, beş tane sorun gibi ulu orta kullanımları da bu örneğe ekleyebiliriz.

Anadolu ağızlarında daha çok dane biçiminde kullanılan Farsça kökenli dâne, dane dane benleri var... ve nar tanesi, tanesi seviyom bir tanesi... diye sürüp giden türkülerde doğru kullanılmıştır. Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun Karadutum çatalkaram çingenem / Nar tanem nur tanem bir tanem örneğinde de tane sanatlı bir biçimde şiire yerleştirilmiştir. Bu arada tane’nin daha çok hangi anlamlarda kullanıldığını vurgulamak için “Asmamız artık tane bağlamaya başladı.” örneğinde olduğu gibi tane bağlamak deyimini de hatırlatalım. Ayrıca “buğday tanelenmiş” de denir. Tane’nin ilk hecesinin uzun olduğunu belirtmeden de geçmeyelim.

Ayrıyeten, ayriyeten biçimlerinde söylenen ve yazılan kelime Türkçe Sözlük’te yer almamış. “Ayrı olarak” anlamında ayrıca var. Dillerden pek düşmeyen ayrıyeten nedir?

Kelimenin, ayrı ve -ıyet-en’den oluştuğunu düşünecek olursak Türkçe kökenli bir kelimeye Arapça iki ek getirilmiş diye açıklamamız gerekir. Cari mastar diye adlandırılan -iyet eki üzerine zarf yapan -en eki gelmiş. Başka örneklerinin de olacağını sanmadığım üst üste gelen bu iki ekin Türkçe kökenli bir kelimeye getirilmesi kanaatimce doğru bir kullanım değildir. Doğrudan “ayrıca, ayrı olarak, buna ek olarak” diye daha başka sözlerle bu yanlış kullanım giderilebilir.

Bu arada akla emektar, gidişat gibi örnekler gelebilir. Bunlarda da Türkçe kökenli kelimelere yabancı ekler getirilmiş, emek-tar örneğinde Farsça ek üstelik ünsüz benzeşmesine uğramış, emek-dâr>emek-tar olmuştur. -at çokluk ekinin gidiş ismine getirilmesi de alışılmamış bir örnektir. Ancak Türkçe Sözlük daha yaygın olması sebebiyle her iki kelimeyi de almış ve anlamlarını vermiştir.

Dilimizde bunlara benzer daha başka örnekler de var: Verimkâr (Türkçe verim+Farsça -kâr eki). Bu örnek de Türkçe Sözlük’te yerini almış. Birçok dünya dilinde ortak kelimeyle adlandırılan yabancı kökenli çay kelimesine getirilen Farsça -dan eki anlaşılan zamanla kalıplaşmış, -dan’ın görevi yeniden -lık ekiyle karşılanmış ve çaydanlık olmuş. Halk ağzında, özellikle Doğu Anadolu’da hâlâ çaydana su koy örneğinde olduğu gibi -lık eki getirilmeden doğrudan çaydan biçiminde kullanımlar vardır.
Bunlara bugün için biraz eskimiş sürmedan (sürme konulan kap), iğnedan (iğnelik) gibi örnekleri ekleyebiliriz. Bunlarda da Türkçe kelimelere Farsça ek getirilmiştir.

Bu örnekleri gözden geçirdiğimizde ayrıyeten’in bunlardan farklı olduğu, kullanımının yadırgandığını söyleyebiliriz.

Türk Dili ve Edebiyatı alanında çalışmalar yapmış bazı kimselerin maiyet ile mahiyet’i birbirine karıştırması insanı dehşete düşürüyor.

XV. yüzyıla ait bir metinde geçen elinüz altında olanları ve yetim masumları aç koman ulu günahdur biçimindeki cümlede elinizin altı kelimesine anlam veriliyor. Anlam olarak verilen karşılık “mahiyetiniz altında”.

Mahiyet, “bir işin aslı, bir olayın veya durumun esası, iç yüzü” demektir. Burada kullanılması gereken söz ise maiyet olmalıydı. Maiyetinizin buradaki anlamı da “gözetiminiz, emriniz altında”dır.

Yüzyıllar önce yazılmış Türkçe metinleri okudukça bir zamanlar Arapça, Farsça ve şimdi de Batı dillerinden gelen kelimelerin Türkçeyi nasıl harap ettiğini daha iyi görebiliyoruz.

Harzemşahlar döneminde 1358 tarihinde yazılmış Cennetlerin Açık Yolu adını taşıyan eserin bir bölümünde pişmekte olan bir yemeğe düşen böcekten söz ediliyor ve yemeğin haram olup olmadığı üzerinde duruluyor. Bizi burada, daha çok metinde geçen kata kelimesi ilgilendiriyor.

“Defa, kere” anlamında kullanılmış olan kata, katmak fiilinden kata biçiminde türetilmiş. Tıpkı görmek’ten göre gibi. Dikkatimizi çeken bu edatın geçtiği cümleyi verelim. Küveç kaynayur hâlde bolsa (olsa) et haram bolgay (olacak) ve likin ol etni üç kata (defa) yumak (yıkamak) gerek (Nehcülferadis 193. sayfa). Zamanla Arapça kökenli def’a, kerre kelimeleri kata’nın yerine hâkim olmuş; kata günümüz Türkçesine ulaşmamıştır.

Cumhuriyet döneminde defa ve kere yerine kez kelimesi önerilmiştir. Bugün oldukça yayılmış olan kez’in Türkçe olup olmadığı şüphelidir. Bu arada kata’nın Türkçenin doğu lehçelerinde bugün de kullanıldığına bakıp teselli olabiliriz.

Köklü tarihi ve kişilikli yapısıyla iki bin yılına giren Türk milletinin bu yoğun iletişim ortamında geçmişte olduğu gibi bugün de diline sahip çıkmasını bekliyoruz.

Prof. Dr. Hamza ZÜLFİKAR