Türk Edebiyatı Tarihi      

      Halk Edebiyatı       

         Divan Edebiyatı         

       Modern Türk Edebiyatı      

      Yazar ve Şairler      

       Edebi Sanatlar       

         Edebi Akımlar         

       Anlatım Türleri      

      100 Temel Eser      

      Kitap Tanıtımları       

        Düzyazı Türleri         

        Edebiyat Sözlüğü      

      Dünya Edebiyatı      

        Edebiyat Makaleleri      




      Şiir Nedir?      

     Şiir Türleri       

        Ölçü         

       Uyak ve Redif    

     Halk Şiiri      

       Divan Şiiri       

         Modern Şiir         

       Görüntülü Şiirler      

      Türkülü Hikayeler     




      Türkçenin Tarihi      

     Dil Makaleleri       

        Ses Bilgisi         

     Kelime    

       Cümle      

       Paragraf       

        Metin         

      Yazım ve Noktalama      

      Atasözleri     

        Deyimler         

      Sözlükler      




     Planlar      

     Yazılı Soruları       

       Türkçe Dersi         

       Dil ve Anlatım Dersi    

    Türk Edebiyatı Dersi      

       Kompozisyon       

        ÖSS         

      SBS      

      KPSS     

      Kültür-Edebiyat Kulübü    

      Belirli Gün ve Haftalar      



DİL MAKALELERİ

Jurnal, sutyen, eyalet, an üzerine

Türkçe konuşan kardeş ülkeler arasında dil birliği, terim birliği sık sık dile getirilir, heyecanlı konuşmalar yapılır ama uygulamaya geçme konusunda nedense herhangi bir adım atılamaz. IV. Uluslar Arası Türk Dili Kurultayına katılan Azerbaycanlı bilim adamlarından Sayın Prof. Dr. Meded Çobanov, Türk Edebî Dillerinin Birliğine Doğru adlı 54 sayfalık kitabının bazı bölümlerinde bu konuyu ele almış ve kurultaya birtakım öneriler getirmişti.

İzmir’in Çeşme ilçesinde yapılan IV. Uluslar Arası Türk Dili Kurultayına katılan Sayın Prof. Dr. Ağamusa Ahundov da Terim Yaratıcılığı Nerede? adlı bildirisinde ortak terimlere gidilmesi ve bu konuda ortak çalışmalar yapılması üzerinde durmuştu. Sayın A. Ahundov’un ileri sürdüğü öneriler ve Sayın M. Çobanov’un kitabında belirttiği hususlar, üzerinde düşünmeye değer ciddî noktalardı. Bir yerden işe başlamak gerekiyor. Köken olarak aynı dili konuşan insanları birbirine yaklaştıracak ortak dil nasıl kurulmalı? İşe önce en sık kullanılan sözlerden mi, terimlerden mi başlanmalı? Benzeri sorunlar üzerinde düşünürken öncelikle kullanımı sık olan kelimeleri seçmemiz ve bunlar arasında ortaklık aramamız bana daha uygun geliyor. Kullanımı sık olan kelimeler arasında anlaşmayı zorlayan her iki halkın giderek daha fazla kullandığı batı kökenli kelimeler önce ele alınmalı. Biz eskiden Arapça kökenli mecmua kelimesini kullanırdık. Şimdi bu kavramı dergi sözüyle karşılıyoruz. Derlenmiş, toparlanmış, bir araya getirilmiş dil malzemesi, sözlük malzemesi anlamında önceleri kullanılmış olan dergi, daha sonra mecmua’ya karşılık olmuş ve dile yerleşmişti. Uçak sözü de böyle bir yol izlemişti. Önce “hava meydanı” anlamında kullanılmış olan uçak, daha sonra tayyare’nin yerine geçmiştir. Başka örneklerle sözü uzatmadan dergi kelimesine gelelim.

Azerbaycanlı kardeşlerimiz mecmua kelimesini bilirler ama ne mecmua ne de dergi sözünü kullanıyorlar. Onlar bu kavramı jurnal sözü ile karşılıyorlar. “Edebi dilin teşekkül tapmasında gazet ve jurnalların tesis olunması ve neşr edilmesi mühüm ehemiyet kesb edir.” cümlesinde geçen jurnal bizde dergi’dir. Bu arada cümlede geçen tapmak fiilini bilmiyorsak, onu da biz öğrenelim. (“Bulmak” anlamındaki bu kelime teşekkül sözü ile birlikte kullanılmıştır. Buradaki iki söz “oluşmasında” anlamındadır.)

Azerbaycanlı Türk kardeşlerimiz gazet sözünü kullandıklarına göre Rusça yolu ile Türkçeye giren jurnal yerine dergi sözünü almaları uygun olur. Bu arada aynı köke dayanan jurnalist (muhabir, haberci), jurnalistika (basın ve yayın) kelimelerini de göz önünde bulundurmamız, onları da hesaba katmamız gerekir.

Kardeşlerimize demeliyiz ki sizin kullandığınız intergrasiya bize yabancı ama aktual’ı biz de kullanıyoruz. Aktual yerine biz güncel de diyoruz. “Türk dilli halkların siyasi, iktisadi ve medeni bahımdan birbirine yahınlaşması, birbirine kavuşması, intergrasiyası günün en aktual meselelerinden biri olmalıdır.” cümlesinde geçen intergrasiya da Rusçadan Azerbaycan Türkçesine geçmiş batı kökenli bir kelimedir.

Cümlede görüldüğü gibi Azerbaycanlılar anlatımı pekiştirmek ve zenginleştirmek için yakın anlamlı kelimeleri bir arada kullanırlar. Bu cümlede de yahınlaşma, kavuşma ve intergrasiya bir arada kullanılmış.

Bugün Türk toplumlarının başının belâsı olan yüzlerce batı kökenli kelimeden biri de işte bu intergrasiya’dır. İntergrasiya, yerine “bütünleşme” kullanılabilir.

Azerbaycanlı aydınların kullandığı batı kökenli bir başka söz atribut’tur. Atribut Türkçeye geçmemiş ama obyektiv, repertuar kelimeleri Azerbaycan Türkçesinde ve bizde kullanılan ortak sözlerdir. Biz Fransızca söyleyişi esas almışız, onlarsa Rusça söyleyiş ile bu kelimeleri dillerine mal etmişler.

Söyleyişi farklı olmakla birlikte her iki toplumun kullandığı ortak batı kökenli kelimeyle anlaşmak, yakınlaşmak sorun olmuyor ve söz konusu durum rahatsızlık vermiyor. Asıl sorun birinin bilip ötekinin bilmediği batı kökenli kelimelerdedir. Bu durumda hangi lehçede bir Türkçe karşılık varsa, o kullanılmalı ve ortak sözlere bu yolla gidilmeli; Türkçe karşılığı olan batı kökenli kelime kullanımın dışında kalmalıdır.

Birkaç örnekle açıklamaya çalıştığım bu uzlaşma yolunu yalnızca kelime düzeyinde değil, terim düzeyinde de yapmalıyız. Alınan sonuçları uygulamaya koymak en önemli iştir. Bunun için yetkili kurullar devlet diline, resmî dile bu önerileri mal etmeli, kullanımlarını sağlamalıdır.

İşin pek de kolay olmadığı ortadadır. Ancak tarafların biraz yorulması, çaba sarf etmesi, mesai harcaması, işe bir noktadan başlaması gerekir.

Sutyen
Kadın iç çamaşırı anlamındaki bu Fransızca kökenli kelime, dinlediğim ve gözlediğim kadarıyla toplumumuzda sütyen’e dönmüş. Belki burada Türkçe süt sözü bu gelişmeye yardımcı olmuş ama bana kalırsa sut hecesinin süt olması son hecenin ince olmasıyla ilgilidir. Biz ilk hecenin ikinci heceyi ses uyumları açısından etkilediğini biliriz. Demek bunun tersi de söz konusu oluyor. Ancak daha çok söyleyişle ilgili olan bu özelliği yazıda göstermeyiz. Kaynaklar bu sözü sutyen olarak aldığına göre biz de yazarken ve seslendirirken bu kelimeyi sutyen olarak almalıyız.

Eyalet
Yönetim bakımından bağımsızlığı olan bölge anlamındaki Arapça kökenli eyalet kelimesini Ermeni sorunu dolayısıyla dile getiren bir siyasîmiz, ayalet diye telâffuz etti. Birkaç kez ayalet olarak geçen bu sözde de yukarıda belirttiğimiz gibi gerileyici bir benzeşme söz konusudur. İkinci hecedeki kalın ünlü, önceki ince heceyi etkilemektedir.

An
Arapça kökenli olan ve “çok kısa zaman dilimi” anlamına gelen bu kelimenin ünlüsü aslında uzundur. Bugünse yalın biçimde an sözü kısa söylenmektedir: Bir an bile durmadı. Öte yandan ünsüzle başlayan ek aldığında da an sözü kısa telâffuz ediliyor: Ansızın. Bir anlık gaflet. Farsça yoluyla anbean (an-be-an) biçiminde Türkçeye geçen örnekte de an heceleri kısalmıştır. Ancak ünlü ile başlayan bir ek aldığında an sözünün uzun ünlüsü açık hece durumuna düşmekte ve uzunluk yeniden ortaya çıkmaktadır: Anında meseleye el koydu. Durum böyleyken televizyon programlarında, bazı köşe yazarlarının yaptığı konuşmalarda anında biçiminin kısa söylenmesi kulakları tırmalıyor.

Bazı dil bilginleri, öteden beri, hatta bugün bile uzun heceleri düzeltme işaretiyle göstermediğimiz için telâffuz bozuklukları ortaya çıkıyor diye yakınırlar. Güzel de, an veya anlık, ansızın derken düzeltme işaretine gerek görmeyelim. Anında derken an’a düzeltme işareti mi koyalım? Bunu uygulamak nasıl mümkün olur? Bir daha hatırlatmakta yarar var. Düzeltme işaretini bu durumda biçimce birbirine benzer sözleri belirtmek amacıyla kullanıyoruz: varis, vâris; şura, şûra; dana, dânâ; hala, hâlâ. Düzeltme işareti (^) nin kullanıldığı öteki yerler için İmlâ Kılavuzu’na bakılabilir.

Gelelim asıl üzerinde durmak istediğimiz konuya.

Ve biz de olayın ilk görüntülerini Show Haber’de sıcağı sıcağına, anı anına sizlere aktarıyoruz. (Reha Muhtar)

Anında sözünü biliyoruz da, zarf olarak anı anına’yıpek duymadık. Çevremde bilgisine güvendiğim kimselere soruyorum. Onlar da olumlu bir cevap vermiyorlar. Üstelik ünlü ile başlayan ek aldığına göre, an hecesinin kısa değil uzun söylenmesi gerekir.

Anı anına yerine dakikası dakikasına dense, o zaman iletişim kolayca sağlanmış olur.

Ansızın yerine birden’i kullanabiliyoruz. Ancak anında, bir anlık, bir anda gibi örneklerde an Arapça kökenli de olsa varlığını sürdürecek. Bu sebeple an’ın ne zaman kısa ne zaman uzun söylendiğine dikkat etmemiz, bu kelimenin kullanımlarını göz önünde bulundurmamız ve kaynaklarda da bu incelikleri göstermemiz gerekir.

Show Haber’de neler yok neler... Beyinden aldığı bir travma sonucu hayvan sürekli başını sallıyor. (4.10.1999, saat 20.21) Travma yerine darbe mi denecekti? Beyinden almak ne demek? Kafeste yaşayan bir kaplanla bir maymun bu dostluğu başardı. (5.10.1999, saat 20.29) Dostluk kurmayı başardı mı denecekti? Öyle aşklar var ki bir dönemlerin ünlü dizisi Dallas’a bile taş çıkartır. (4.10.1999, saat 22.41) Dönemler yerine bir zamanların mı denecekti? Yozlaşmanın bir de bu boyutunu gördükçe insan gerçekten karamsarlığa kapılıyor.

Daha hangisine değinelim; örnekler bir iki değil ki! Bu durumda ne öz deyişler ne beyitler akla geliyor. Dert çok hemdert yok, düşman kavi, tali’ zebun (Fuzuli)*

Yüzümüzü genel görünümün bir başka yönüne çevirip sözümüzü Zülfü Livaneli’nin Sabah gazetesinin 5.9.2000 tarihli nüshasında çıkan yazısından küçük bir alıntıyla bitirelim. “Bir şarkı diyor ki ‘Budur işte adalarda öz hayat!’ öteki ‘Jest oldum’ diyor. Bir başkası ‘seni tek geçerim bu âlemde!’ nakaratını tekrarlıyor.”

Basında sayıları giderek fazlalaşan bu tür ilgi çekici yazılara kulak verelim, tehlikenin boyutlarını iyi hesap edelim.

Prof. Dr. Hamza ZÜLFİKAR