Türk Edebiyatı Tarihi      

      Halk Edebiyatı       

         Divan Edebiyatı         

       Modern Türk Edebiyatı      

      Yazar ve Şairler      

       Edebi Sanatlar       

         Edebi Akımlar         

       Anlatım Türleri      

      100 Temel Eser      

      Kitap Tanıtımları       

        Düzyazı Türleri         

        Edebiyat Sözlüğü      

      Dünya Edebiyatı      

        Edebiyat Makaleleri      




      Şiir Nedir?      

     Şiir Türleri       

        Ölçü         

       Uyak ve Redif    

     Halk Şiiri      

       Divan Şiiri       

         Modern Şiir         

       Görüntülü Şiirler      

      Türkülü Hikayeler     




      Türkçenin Tarihi      

     Dil Makaleleri       

        Ses Bilgisi         

     Kelime    

       Cümle      

       Paragraf       

        Metin         

      Yazım ve Noktalama      

      Atasözleri     

        Deyimler         

      Sözlükler      




     Planlar      

     Yazılı Soruları       

       Türkçe Dersi         

       Dil ve Anlatım Dersi    

    Türk Edebiyatı Dersi      

       Kompozisyon       

        ÖSS         

      SBS      

      KPSS     

      Kültür-Edebiyat Kulübü    

      Belirli Gün ve Haftalar      



DİL MAKALELERİ

Sanat, aktivasyona geçmek, veyâ, rating, LPG, ISBN üzerine

sanat
Milliyet gazetesinin 6.8.2000 tarihli nüshasında Filiz Aygündüz, Türk dilini ve Türk Dil Kurumunu konu alan bir röportaj yapmış. Bu röportajda Türk Dil Kurumunun hazırlamış olduğu kılavuzda sanat kelimesinin san’at biçiminde yer aldığı şöyle ifade ediliyor: “Şimdi resmi TDK, “sanat” sözcüğünü “san’at” şeklinde yazıyor.”

Filiz Aygündüz’e röportajdaki iddiasının asılsız olduğuna dair bir resmî yazı gönderdim. Türk Dil Kurumu sekreteri de yapılan çalışmaları, ortaya konan yayınları yerinde görmesi için Filiz Aygündüz’ü Kuruma davet etti. Bugüne kadar herhangi bir yanıt alınamadı. Gazetenin ilgili sayfasında bir düzeltme de yayımlanmadı.

Yıllardır hep böyle oluyor. Basında yapılan bu tür suçlamalar, yapanın yanına kâr kalıyor. Hele suçlanan, devletin herhangi bir kurumu ise genel olarak bir tepki gösterilmiyor. Kalemin ucunu sivriltenler, en kolay yolu devletin kurumlarını insafsızca eleştirmekte buluyorlar. Mahkeme kanalıyla gönderilen tekzipler, dergilerin ya da gazetelerin gözden uzak bir köşesinde yayımlanıyor.

“Dil Devlet Eliyle Kirletiliyor” başlıklı bu yazıda Türk Dil Kurumu görevlilerine yapılan “Eski yazıya, eski dile dönüş için bütün parkeleri yavaş yavaş sinsi sinsi döşüyorlar.” biçimindeki suçlamaya bu ülkede hangi akıllı inanır? Başlanmış ve süresinde rayına oturmuş alfabe değişikliğini kim tersine döndürebilir? Kimi “müddeiumumî”ye (savcı), “takrir”e (önerge), “tetebbu”ya (araştırma), “zabitan”a (subaylar), “idareiörfî”ye (sıkıyönetim) döndürebilirsiniz? Böyle iftiraları kim ciddîye alır? Sinsi sinsi parke döşüyormuşuz! Bu yaştan sonra bizi parkeci de yaptılar.

Atatürk’e ve onun inkılâplarına yürekten inanmış Türk Dil Kurumu üyelerini, uzmanlarını ve görevlilerini, mesleğe yeni atılmış genç bir habercinin kaleminden yararlanarak suçlamak, yayıncılık adabına ve toplum kurallarına uymaz.

Gelelim san’at imlâsına. Türk Dil Kurumunun kılavuzunda ve sözlüğünde bu kelime san’at değil, sanat biçiminde verilmiştir. Röportaj sahibi, Türk Dil Kurumunun kılavuzunda san’at yazılmış dediğinde Filiz Aygündüz’ün, elinin altında bulunması gereken kılavuzu açıp bakması, iddianın gerçek olup olmadığını araştırması gerekmez miydi?

Yeri gelmişken, söz konusu olan ve Türk Dil Kurumunun kılavuzunda kesmeli yazılması öngörülen kelimeler üzerinde biraz duralım. Kılavuzda yer alan cem’an, cüz’î, def’aten, hil’at, iş’ar, iz’an, kat’î, kat’iyen, mel’un, mer’i, mer’iyet, mes’uliyet, sun’î, şer’an, tel’in, tes’it, vüs’at vb. kelimelerin kullanım alanı daralmıştır. Bunlar az kullanıldığından dolayı Türkçenin ses düzeninden yeterince etkilenmemiştir. Bundan sonra da bu tür sözlerin Türkçenin ses düzeninden etkilenip etkilenmeyeceği bilinemez. Öte yandan memur (<me’mur), sanat (<san’at), neşe (<neş’e) dava (<da’va) mana (<ma’na) gibi örnekler yapı olarak üsttekilere benzemekte ise de, bunlardaki kullanım sıklığından doğan aşınma, Türkçenin ses düzenine uyma daha hızlı gelişmiş ve kesmeli söyleyiş ortadan kalkmıştır. Bu sebeple memur, sanat, neşe, dava, mana gibi örnekler kesmesiz yazılmaktadır.

Kesmeli yazmayı gerektiren husus, söyleyiş ve hece yapısıyla ilgilidir. Neşe, sanat gibi kelimeler artık neş-e, san-at diye hecelenmiyor. Ne-şe, sa-nat biçiminde hecelere bölünüyor. Memur, dava, mana gibi kelimelerin hece yapısı,Türkçenin hece yapısına uymuştur ve şöyle hecelenir: me-mur (me’mur), da-va (da’va), ma-na (ma’na).

Bugün kılavuzda kesmeli yazılan cem’an, cüz’î, def’aten, iş’ar, kat’î, iz’an, mel’un, mer’i, mer’iyet, mes’ul, mes’uliyet, şer’an, tel’in, tes’it, vüs’at gibi kelimeler kullanım sıklığı az olan biçimlerdir. Bu sebeple söyleyişteki eski özellikler hâlâ korunuyor. Hece yapıları da değişmemiştir. Dolayısıyla bunlar ce-man değil cem-an, cü-zî değil cüz-î, de-fa-ten değil def-a-ten, hi-lat değil hil-at, i-şar değil iş-ar, ka-tî değil kat-î, i-zan değil iz-an, me-lun değil mel-un, me-ri değil mer-i, me-sul değil mes-ul, su-nî değil sun-î, şe-ran değil şer-an, te-lin değil tel-in, vü-sat değil vüs-at biçiminde heceleniyor ve ünsüzler kendilerinden önceki ünlüyle hece kuruyor. Bu özellikleriyle de saydığımız kelimeler, Türkçenin hece sistemine uymuyor. Hecelemedeki bu aksaklık ve uyumsuzluk da, kesme işaretiyle gösteriliyor.

aktivasyona geçmek
Galatasaraylı Türk seyircilerin İngiltere’de sahaya alınmayacaklarıyla ilgili UEFA kararına bir milletvekili karşı çıkarak 15.4.2000 tarihindeki gece haberlerinde “Aktivasyona geçeceğiz.” dedi.

Türkçeye Fransızcadan geçen aktif, aktivite, aktivizm sözleriyle kökteş olan aktivasyon, Türkçe Sözlük’e alınmamıştır. Bu söz, kullanımda bulunmamaktadır. Deyim aktivasyona geçmek değil, harekete geçmek’tir. Yozlaştırma, yıkım sırası galiba deyimlere geldi!

veyâ
Milliyetgazetesinde Türkçe üzerine yazılar yazan Yağmur Atsız, kendine özgü bir imlâ kullanıyor. Örnek olarak veya sözüne veyâ biçiminde düzeltme işareti koyuyor. Bunun gibi peşinen, mevzu, işaret, zira, kabul, mercigibi kelimeleri peşînen, mevzû, zîrâ, kabûl, mercî, işâretbiçiminde yazıyor. (21.8.2000)

“Türkçeye Yoğun Bakım” başlığı altındaki bu yazısında Sayın Atsız, şu öneride bulunuyor: “Türkçe konusundaki bilgi ve otoritesi geniş kitlelerce kabûl edilen -en fazla altı kişilik- bir kurul alfabemize ve imlâmıza kesin şeklini vermelidir. Türk Dil Kurumu maalesef bir “mercî” olma niteliğini kaybetmişdir. Daha bir uzaltma, inceltme işâreti mevzûunu bir sağlam kazığa bağlayamadılar.” Sayın Atsız, yazısının sonuna doğru konu ile ilgili olarak şunları yazıyor:

“-Ve bütün bunların üstesinden gelebilmek üzere herşeyden önce bir vakıf kurulmalı, fakat herhangi bir marjinal ideoloji, veyâ benzeri siyasî akımın emellerine âlet olmaması için bütün tedbirler peşînen alınmalıdır.

Gülmeyin, gülmeyin!!! Herşey bir fikirle başlar...”

Anlaşılan Sayın Atsız, Türk Dil Kurumunun İmlâ Kılavuzu’nu açıp okumamış, “inceltme”nin yapısına benzettiği “uzaltma” işaretinin “sağlam kazığa” bağlandığını görmemiş. Şu ülkede her yazar kendine özgü bir imlâ tutumu içine girerse, her öğretmen keyfince bir kılavuz seçip onu okulunda uygularsa imlâ birliği nasıl sağlanır? Arada bir öğrencilerim “Hocam şu tarihte çıkan yazınızda kullandığınız imlâyı daha sonraki bir yazınızda değiştirmişsiniz.” diye beni eleştirirler. İtham doğrudur. Cevabım ise şöyledir: “Ben Türk Dil Kurumunun kılavuzuna uydum, bir baş da ben çekeyim demedim. Ülkede imlâ birliği olsun istedim.”

Sayın Atsız’ın yazısında önerilen altı kişilik kurul meselesi anlaşılır gibi değil. Türk Dil Kurumunun 70 yıllık bilgi ve tecrübe birikimini öğrenmeye altı kişinin ömrü yetmez.

rating
Bereket bu İngilizce kökenli kelime, reyting biçiminde okunduğu gibi yazılıyor. Ne yazık ki sonu -ing ile biten ve Türkçeye özgün biçimleriyle geçen bu yapıdaki İngilizce kökenli kelimeler brifing, kamping, miting’den oluşmuyor. Yalnızca Türkçe Sözlük’te bulunan bu yapıdaki kelimeler şunlardır: brifing, brovning, damping, dansing, doping, dripling, faşing, feding, holding, jogging, kamping, kliring, marketing, miting, piling, puding, rafting, rating, reyting, risling, ring, starking, zaping, tayming.
Şimdi de son yıllarda Türkçeye geçen ve Türk Dil Kurumu Yabancı Kelimeler Kurulunca Türkçeleri önerilen sonu -ing ile biten örnekleri verelim: boarding cart, anti-damping, bungee-jumping, benchmarking, casting, catering, dealing, dealing room, handling, hedging, franchising, lifting, stretching, trekking.

Kurulumuz bunlara şu karşılıkları önermiş ve Yabancı Kelimelere Karşılıklar adlı kitapta yayımlamıştır: Uçuş kartı (boarding cart), karşı düşürüm (anti-damping), zıpzıp atlama (bungee-jumping), bilsat, bilgileşim (benchmarking), bilgilendirme (brifing), oyuncu seçimi, deneme çekimi (casting), yemek hizmeti (catering), düşürüm (damping), satım (dealing), satış odası, satış işlem odası (dealing room), danslık (dansing), uyarıcı (doping), top sürme, sürüş (dripling), yer hizmetleri (handling), koruma (hedging), isim hakkı (franchising), gerdirme (lifting), germe (stretching), dağ yürüyüşü (trekking), koşmaca (jogging), zamanlama (tayming), geçgeç (zaping).

Sonu -ing ile biten ve Türkçeye geçen şu sözleri de yukarıdakilere katalım: visling, netting. Sayıları şu an için 39’u bulan bu tür kelimelerin Türkçeye akını bu gidişle herhâlde devam edecektir.

LPG, ISBN
Televizyonlarda ay em ef (IMF), ef 16 (F16) gibi kısaltmaların İngilizceye göre okunuşuna tepki gösterirken, ay geçmiyor ki bunların bir yenisi daha karşımıza çıkmasın. Son aylarda sık duyduğumuz “le pe ge (LPG) likit petrol gazı” söylenişini ne yazık ki televizyonlarda bazı aydınlarımız el pi ci diye İngilizce okuyorlar. Ancak el pi ci diye okuyanların azınlıkta kaldığını, bu kısaltmayı le pe ge telâffuz edenlerin çok daha fazla olduğunu sevindirici bir haber olarak bildirelim ve el pi ci diyenleri de uyarmaya devam edelim.

Söz kısaltmalardan açılmışken ISBN kısaltmasından da bahsedelim. Kitapların iç kapağına yazılan ISBN, International Standard Book Number sözlerinin kısaltmasıdır. “Uluslar Arası Standart Kitap Numarası” demek olan bu kısaltmayı da özellikle bazı kütüphanecilerin ay es bi en diye okumaları hatta buna ay es bi en numarası demeleri yakışmıyor; i se be ne söylenişini yaygınlaştırmalıyız ve Türkçeye bu adlandırmayla mal etmeliyiz.

Prof. Dr. Hamza ZÜLFİKAR