Türk Edebiyatı Tarihi      

      Halk Edebiyatı       

         Divan Edebiyatı         

       Modern Türk Edebiyatı      

      Yazar ve Şairler      

       Edebi Sanatlar       

         Edebi Akımlar         

       Anlatım Türleri      

      100 Temel Eser      

      Kitap Tanıtımları       

        Düzyazı Türleri         

        Edebiyat Sözlüğü      

      Dünya Edebiyatı      

        Edebiyat Makaleleri      




      Şiir Nedir?      

     Şiir Türleri       

        Ölçü         

       Uyak ve Redif    

     Halk Şiiri      

       Divan Şiiri       

         Modern Şiir         

       Görüntülü Şiirler      

      Türkülü Hikayeler     




      Türkçenin Tarihi      

     Dil Makaleleri       

        Ses Bilgisi         

     Kelime    

       Cümle      

       Paragraf       

        Metin         

      Yazım ve Noktalama      

      Atasözleri     

        Deyimler         

      Sözlükler      




     Planlar      

     Yazılı Soruları       

       Türkçe Dersi         

       Dil ve Anlatım Dersi    

    Türk Edebiyatı Dersi      

       Kompozisyon       

        ÖSS         

      SBS      

      KPSS     

      Kültür-Edebiyat Kulübü    

      Belirli Gün ve Haftalar      



DİL MAKALELERİ

Alfabe, M.Ö., M.S., yoğun, Türkiye devleti, ajansa düşmek, affedersiniz, ne içersiniz, hazır kahve, super soft üzerine

Alfabe
Elifbadan alfabeye geçeli 72 yıl oldu. 33 harften oluşan Osmanlı Türkçesinin harflerine elifba denirdi. İlk harfin adı elif, ikinci harfin adı ise be (<bâ) olduğundan bu 33 harflik cetvele elifba denmiştir. Son 40-50 yıl içinde abece terimini dile yerleştiremediğimiz için alfabe'de karar kılınmıştır. Öğrenim çağının ilk yıllarında elimizdeki ders kitabının adı da alfabe olduğundan abece terimi pek tutmamıştır.

Alfabe batı kökenli bir kelimedir. Yunancadan Lâtinceye geçmiş, alpha+beta harf adlarından oluşmuştur. Yunan harflerinin ilki olan alpha ile Osmanlı Türkçesinde kullanılmış olan elif arasında köken bakımından ilgi vardır.

M.Ö. 1000 yıllarında Fenikeliler A harfini büyük K harfine benzeyen bir işaretle kullanmışlar. Bu K harfini baş aşağı çevirir ve dik inen çizgisini de biraz ortaya alırsak, Fenikelilerin A işareti ortaya çıkar. Bu işaretin anlamı kaynaklara göre "öküz" imiş. Filistin ve Suriye yörelerinde, o dönemlerde bu işaret, á lef diye adlandırılırmış ve bu kelimenin ilk sesi olan a bir gırtlak sesiymiş. Bu işareti Yunanlılar M.Ö. 900 yıllarında Fenike alfabesinden almışlar; şeklini ters çevirerek A durumuna getirmişler. Yunanlılardan Etrükslere oradan da Romalılara geçmiş. Orta Çağ’da bu harf geliştirilmiş, küçük harf biçiminde de yazılmıştır.

Bunun gibi beta da Fenikelilerden Yunanlılara, onlardan Etrükslere, ardından Romalılara geçmiş. Alfa "öküz" anlamına geldiği gibi, bet adının anlamı da "ev" imiş. Bugün bütün Hint-Avrupa dillerinde kullanılan alfabe, 1928 yılında yapılan harf inkılâbıyla Türkçeye de bu adla geçmiştir. Demek ki kökeni Fenikelilere dayanan bu söz, dönüp dolaşıp Anadolu'ya gelmiş ve Türkçede kullanılmaya başlanmış.
Kısaca üzerinde durduğumuz bu kelime, bizi telâffuzu açısından meşgul etmektedir. Bugün bazı aydınlarımız bu kelimeyi bir türlü doğru telâffuz edemedikleri için alfabe kelimesini burada ele almak gereğini duyduk.

Televizyonlarda, Türkçenin öğretilmesi üzerine parlak düşünceler ileri süren ve yazdığı kitapları sergileyen bir arkadaşımız, alfabe kelimesindeki l sesini nedense kalın söyler; tıpkı renk anlatan al adı veya almak fiilinin emir 2. teklik biçimi al'da olduğu gibi l sesini kalın telâffuz eder. Hâlbuki alfabe kelimesinin ilk sesi olan a ve ikinci sesi olan l incedir. Bu sesler lâle kelimesinin ilk hecesindeki l ve a değerindedir. Ancak bu harfin üzerine alfabe sözünde düzeltme itareti konmaz.

Alfabe kelimesindeki sorun yalnızca ilk seslerin ince okunmasından kaynaklanmaz. Bu kelime doğu kökenli değildir. Fransızcadan dilimize geçmiş olan alfabe’nin bütün heceleri kısadır. Dolayısıyla bu kelimenin ikinci hecesini uzun söylemek de yanlıştır.

M.Ö., M.S.
Okullarda M.Ö. (Milâttan Önce), M.S. (Milâttan Sonra) biçiminde yazıp okuduğumuz bu iki kısaltma yerine bazı kitaplarda İ.Ö. ve İ.S. kısaltmalarını görmekteyiz (Bilim Tarihi, Karaca Açıköğretim, 174. s.). Örneği ise şöyle: İ.Ö. 6500.

Velet, mevlit, velâdet gibi kelimelerle köktet olan milât Arapça kökenli bir kelimedir. "İsa Peygamber'in doğduğu gün" anlamına gelir. Bu gün esas alınarak bir takvim geliştirilmiş ve adı milâdî takvim olmuttur.
Eskiden kablelmilât ve badelmilât biçiminde kullanılan bu kelimeler Cumhuriyet Dönemi’nde milâttan önce, milâttan sonra şeklinde değiştirilmiştir. Kısaltması ise M.Ö. ve M.S. biçiminde okul kitaplarında, bilimsel eserlerde yayılmıştır.

Şimdi İngilizce konuşan toplulukların kullandığı after Christ (İsa'dan sonra), befor Christ (İsa'dan önce) terimlerine bakan bazı aydınlarımız, milât yerine İsa kelimesini esas alıp İsa'dan önce, İsa'dan sonra terimlerini İ.Ö., İ.S. kısaltmalarıyla yazılarında kullanmaya başladılar. Kısaltmalarda yaşadığımız kargaşaya böylece bir yenisi daha eklendi. Neden böyle yaparlar? Milâttan önce ve milâttan sonra terimlerini Osmanlıca mı sanırlar?

Burada bir gerçeği tekrar hatırlatmakta yarar var. Telâffuz hataları, dilimize doğu ve batı dillerinden geçen kelimelerde daha çok görülür. Türkçe kelimelerin telâffuzunda ise sorunlar azdır. Yeni Türk alfabesi Türkçe kelimelerdeki telâffuz hatalarını asgarî düzeye indirmiştir. Türkçe kökenli olan önce sözünde bir sorun yoktur. Ancak milât’ın ilk hecesi uzun, ikinci hecesi incedir. Ayrıca son ünsüzü, ünlüyle başlayan ek alınca milâdın biçiminde yumutar.

Yoğun
"Ne kadar yoğunsun." (Star TV, Çat Kapı, 4.7.1999) Dillerden düşmeyen şu yoğun kelimesine kulak veriniz. Ne kadar sık kullanılıyor. Sıklıkta neredeyse yani kelimesine ulaşacak. "Hacmine göre ağırlığı çok olan" anlamındaki bu fizik terimi, "kesif" karşılığı olarak da kullanılır. Yoğunluk ise “kesafet”in karşılığıdır. Yukarıdaki örnekte olduğu gibi "Çok meşgulsünüz, çok işiniz var, işiniz başınızdan aşmış." gibi çeşitli biçimlerde ifade edilebilecek bir değerlendirme yalnızca "yoğunsunuz" ile ifadeye çalışılıyor. Böylece anlatım ve söz dağarcığı daralıyor.

Türkiye devleti
Bazı siyasî parti mensuplarının zaman zaman Türkiye devleti sözünü kullandıklarını duyuyorum. Türk devleti mi, Türkiye devleti mi?

"Türkiye, devleti ve milletiyle bu güçlüğü yener." biçimindeki bir cümlede Türkiye ve devleti bir arada kullanılabilir. Ancak bu durumda Türkiye sözünden sonra virgül konması gerekir. Yıllardan beri Türk devleti derken şimdi bunun yerine Türkiye devleti demek nereden çıktı?
Türk yerine Türkiyeli demek ne kadar yakışıksızsa, Türk devleti yerine Türkiye devleti de bence o derece yakışıksız bir ifadedir.

Ajansa düşmek
"Haber, ajansımıza geç saatlerde düştü, baskıya son anda veya zor yetiştirdik." biçiminde, basın dilinde "ajansımıza ulaştı" yerine "ajansımıza düştü" ifadesine sık sık rastlıyoruz. Tercüme yoluyla dilimize giren bu söz yerine, "ajansımıza ulaştı" dersek, bu söyleyiş Türkçeye çok daha uygun düşer.
"Doğru Yazalım Doğru Konuşalım" başlığı altında vermeye çalıştığım bilgiler, değindiğim olumsuz kullanımlar hakkında "Her hâlde bu yazdıklarımızı kimse okumuyor" diye bende zaman zaman bir kanaat oluşuyor. Çok seyrek olmakla birlikte televizyonların Türkçe ile ilgili bazı programlarında yazımıza gönderme yapılması beni sevindiriyor. Son olarak Sayın Melih Aşık, "Açık Pencere" adlı köşesinde birkaç cümlemi almış. Kendisine teşekkür ediyorum. (1 Haziran 2000) Türkçeyi doğru kullanmayı sağlamaktan başka hiçbir amaç gütmeden kaleme aldığımız bu yazılardan gönül arzu ediyor ki daha geniş bir kesim yararlansın.

Gazetelerde, dergilerde ve televizyonlarda zaman zaman yazılarıma yapılan göndermeler için ilgililere teşekkür ederim.

Affedersiniz
Arapça kökenli af (<afv) kelimesinin iki ünsüzü var. Biri f, diğeri ise v'dir. İkisi de üst diş, alt dudak sesi olduğu için ilki (f), ikincisini (v) etkiler; v'yi f yapar. Yalın durumda af sözünü çift ünsüzle yazmayız. Ünlü ile başlayan ek aldığında bu çift ünsüz ortaya çıkar: Affını rica ederim, affı yoktur. Bu durum, af kelimesinin etmek ve olmak yardımcı fiilleriyle kulanılması sırasında da görülür: Sizi affedebilir. Böylece suçu affolunur.

Ses ve yazı ile ilgili bu bilgileri verdikten sonra söyleyişteki farklı durum üzerinde de kısaca duralım. Özür dilemek amacıyla kullandığımız "affedersiniz" hazır söz kalıbında ise yazılış böyle olmakla birlikte söyleyişte tek f kullanılır.

"Affedersiniz, sözüne nereden geldiniz?" diyebilirsiniz. Kafkas Üniversitesinde 5 Haziran 2000 tarihinde Türkçemizle ilgili olarak yaptığım konutmada sığır kelimesi geçti. Konuşmanın sonunda Veteriner Fakültesinden bir hocamız bana şöyle bir soru sordu: "Açıklamalarınızda sığır kelimesini kullanırken neden 'affedersiniz' demek ihtiyacını duydunuz?" Soru ilgi çekici. Biz eşek sözünü kullanırken affedersiniz deriz. Bunu toplum adabı olarak kabul ederiz. Eşek, ayı sözleri bazı niteliklerinden dolayı insanlara sıfat olarak verilebiliyor. Sığır sözünde de bu durum var. Ancak at kelimesi söz konusu olduğunda "affedersiniz" sözüne ihtiyaç duyulmuyor. Soruyu böylece cevaplamaya çalıştım.

Eşek, inek, sığır, ayı gibi hayvan adları konuşmalarda keşke yadırganmasa, biz de bu kelimeleri "affedersiniz" sözünü eklemeden kullansak.

Ne içersiniz?
Sevgili hocamız Ali Sevim, yemek masasına gelen ve "Ne alırsınız?" diyen garsona "Ne satıyorsun yavrum?" diye bir soru ile cevap verir. Bununla "içmek" veya "yemek" fiilinin yerine neden "almak" fiilinin kulanıldığına dikkat çeker. Hocamız, almak fiilini haklı olarak bu durumda bir çeviri söz olarak değerlendirir. Bir başka hocamız, Nevzat Gözaydın ise bu tür kuralsız kullanımları ikaz etmekle kalmaz, bir yazı ile ilgililere bildirir. Türkçeyi seven bu iki bilim adamına buradan teşekkür ederiz. Anlaşılan yazılı veya sözlü ikazlar işe yarıyor. Birkaç ay içinde Türk Hava Yolları uçağında yaptığım iki seyahat sırasında hosteslerin yolculara "Ne içersiniz?" diye sormaları gerçekten beni sevindirdi. Otobüslerde de bu sözün kullanılmasına dikkat etmeliyiz. Bir de yolcular şu "neskafe" sözünden kurtulsa. Türk Dil Kurumu, kahve markaları arası rekabet sonucu yapılan başvuruları değerlendirmiş ve buna hazır kahve adını vermiştir. Türk kahvesi pişirilir, onun hazırlanması dikkat ve özen ister. Söz konusu kahve ise, binlerce metre yükseklikte uçak içinde yolcunun sıcak su dolu bardağına bir miktar kahve tozunu atmasıyla hazır duruma getirilir. Bu bakımdan "hazır kahve" yerinde ve uygun bir terimdir. Bir iki gazetemiz bu örneği işlese, bir iki devlet adamımız bu sözü konuşmalarında kullansa marka adı olan Nestle Cafe yalnızca bir marka adı olarak kalır. Benzeri durum kâğıt mendil örneğinde başarılmış, Selpak, bir marka adı olarak kullanımını devam ettirmiştir.

Super soft
Sözü Selpak markası ile bitirirken, Selpak marka adının altındaki super soft sözü gerçekten bizi rahatsız ediyor. "Çok yumuşak" sözünün açık anlatımından dolayı daha etkili olduğunu, kullanana daha çok şey vereceğini düşünüyorum. Öte yandan dilimize Fransızcadan geçen ve harika yerine kullanılan super sözü, süper diye yazılır.

"Süper yumuşak" dense kanaatimce bu da yadırganır. Bu bakımdan keşke üretici firma, super soft yerine "çok yumuşak" veya "ipek yumuşaklığında" sıfatlarını kullansa...

Prof. Dr. Hamza ZÜLFİKAR