CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK HİKAYESİ
Cumhuriyetin İlk Yıllarında Hikaye
Reşat Nuri'yi izleyerek ilk öykü kitaplarını 1923-1940 yılları arasında
yayımlayan yazarlar olarak, Fahri Celalettin Göktulga (1895-1975), Ercüment
Ekrem Talu, Selahattin Enis, Kenan Hulusi Koray, Nahit Sırrı, Örik, Sadri
Ertem, Sabahattin Ali, Bekir Sıtkı Kunt (1905-1959) ve Sait Faik Abasıyanık'ı
(1906-1954) sayabiliriz.
Öykünün romandan ayrı bir tür olduğunu savunun Göktulga, öykülerini Telak-ı
Selase, Kına Genece, Elde Bir Mustafendi ve Avur Zavur Kahvesi adlarını
taşıyan dört kitapta toplamıştır. Öykülerinde daha çok, zaman zaman eliştiri
niteliği taşıyan toplumsal konuları ele alan yazarın psikolojik konulu
öyküleri de vardır. Toplumsal konular olarak en çok üzerinde durdukları,
ahlakın bozulması, boş inanışlar, yoksulluk, Meşrutiyet Döneminde halk-devlet
ilişkileridir. Düşmana İpucu Veren Eşşekler, Kore'deki Çocuklarımız,
Çanakkale'deki Keloğlan adlarını taşıyan üç öyküsü de konularını Kurtuluş
Savaşı, Kore Savaşı ve Çanakkale Savaşı'ndaki kahramanlıklardan almıştır.
Psikolojik konulu öykülerinde de insanın değişik psikolojik durumlarını
yansıtır. Konuların ayrıntılı bir biçimde ele alan Göktulga'nın okuyucuya
vermek istediğini son sayfaya saklaması, öykülerine okunduğunda pay
çıkarılacak öykü niteliği kazandırır.
Romanlarında olduğu gibi, öykülerinde de toplumsal konulara ağırlık veren
Ercüment Ekrem öykülerini, Tevarihten Sahura, Kız Ali, Gün Doğmayınca,
Meşhedinin Hikayeleri adlarını taşıyan dört kitapta toplamıştır. Romanlarında
olduğu gibi öykülerinde de toplumsal konulara ağırlık veren yazar daha çok
aileyle ilgili değişik konulara yer verilmiştir. Üzerinde durduğu bir başka
konu da toplumun bilgisizliğidir. Sayıları az olan bireysel konulu öykülerinde
değişik karakterde kişilerle, kurnazlık, cimrilik, aşk, dostluk gibi beriyen
yaşamında önem taşıyan değişik duygu ve tutumları yansıtmıştır. kimi
öykülerinde ise ilgi çekici anılarını buluruz. Öykülerinde de gülmeceye yer
veren Ercüment Ekrem öykülerini yazdığı yıllarda okuycuyu bulmuş bir yazardır.
Nahit Sırrı, bu yılların yazarları arasında uzun öyküleri ile dikkatli çeker.
İlk uzun öyküsü, romanlarından önce yayımlanan Kırmızı ve Siyah'tır. Onu
izleyerek üç uzun öyküsünün yer aldığı Sanatkarlar ile iki uzun öyküsünün yer
aldığı Eski Resimler yayımlanır.
Yazarın dikkati çeken öyküleri geçmiş zamanı canlandıranlardır. Bu öykülerinde
oldukça geriye giden yazar, eski zaman yaşayışını, eski töreleri ve insanları,
Tanzimat'tan beri süregelen "kibar tabaka"daki maddi ve manevi çöküşü verir.
Öykülerinde konu aldığı dönemin insanlarını yaşatmış, olayları tarih
yazarlığındaki nesnellikle vermiştir.
Roman yazarları arasında, 1950'den sonra gelişen gerçekçiliğe öncülük eden bir
yazar olarak yer alan Sadri Ertem, öykülerinde de gerçeği vermiştir. Ancak ilk
öykülerinde, gözlemlediği gerçek yerine kendi gerçeğini vermiştir. İlk öykü
kitabı olan Silindir Şapka Giyen Köylü'de bu öyküleri bir araya toplanmıştır.
Öykülerinde, köylüyü sömüren ağaların ve şeyhlerin egemenliğini eliştiren
tutumunu ortaya koyduğu gibi, aşırı Batı hayranlığının ve Batı
öykünmeciliğinin gittikçe yayılmasına karşı çıkışını da dile getirmiştir.
Ayrıca işçi-patron ilişkilerine de yer vermeye başlamıştır. İlk öykü kitabını
izleyerek yalımlanan Bacayı İndir Bacayı Kaldır, Korku, Bay Virgül, Bir Şehrin
Ruhu adlarını taşıyan kitaplarındaki öykülerinde de hemen hemen aynı temaları,
daha genişleterek ele alınmıştır. Kimi öykülerinde ise, katıldığı I. Dünya
Savaşı ile ilgili anıları yer alır. Sadri Ertem öyküleriyle Cumhuriyet dönemi
devrimlerini benimseyen ve benimsetmeye çalışan bir yazar görünümündedir.
Giderek öyküleriyle bir sanat ürünü verme amacı, yazarı güdümlü öykü yazmaktan
kurtarmıştır. Öykülerinde belli bir tezi aktarmak yerine canlı kişiler
yaratarak yaşanan hayatı sergilediği görülür.
Roman yazarları arasına üç romanıyla katılan Sabahattin Ali'nin çok sayıda
öyküleri beş kitapta bir araya toplanmıştır. Değirmen, Kağnı, Ses, Yeni Dünya,
Sırça Köşk adlarını taşıyan öykü kitaplarında toplumsal konulu olanlar
ağırlıktadır. Bu öyküleri arasında köy ve köylünün sorunlarıyla ilgili
olanları, Türk köyünü, köylüsünü sistemli bir biçimde inceleyen ilk öyküler
olma özelliğini taşırlar. Ayrıca öykülerinde, işçilerin çalışma koşulları,
sosyal güvencelerinin olmayışı, ücretlerinin düşüklüğü, patron-işçi ilişkileri
işlenir. Birkaç öyküsünde de gözlemlerine dayanarak cezaevlerinin ve orada
yatanların durumuna değinir.
Toplum gerçeklerini açık olarak yansıtan Sabahattin Ali ilk öykülerinde
romantik, duygusal bir aşkı konu almıştır. Ancak giderek aşk da toplumsal
çerçeve içinde somut ve gerçek bir olguya dönüşmüştür. İnsanları seven bir
yazar olarak bütün öykülerinde insan sevgisi, acıma ve arkadaşlık duygusu
işlenir. Öykülerinde işlediği konulara uygun olarak toplumun değişik
kesimlerinden seçtiği kişiler iç dünyalarıyla birlikte verilir.
Bekir Sıtkı Kunt, Kenan Hulusi ve Sait Faik bu yıllarında daha çok küçük öykü
yazan yazarlardır.
Bekir Sıtkı Kunt ağırlığı küçük öyküye veren bir yazarımızdır. Öykülerini
Memleket Hikayeleri, Talkımla Salkım, Yataklı Vagon Yolcusu, Ayrı Dünya
adlarını taşıyan dört kitapta toplayan yazarın ilk öyküleri gerçekçi Anadolu
öyküleridir. Onları izleyerek konularını, İstanbul yaşayışından, günlük
gülmece olaylarından aldığı öyküler yazmıştır. Öykü yazarlığını, gözlem
gücüyle, gerçeği en ince ayrıntılarına değinerek yansıttığı öyküleriyle
geliştiren yazar, 1940'lı yıllarda uzun öyküye geçmiştir. Bu öykülerinde
yaşananı olduğu gibi vermeye çalıştığı gerçekçiliğiyle büyük kentlerle ilgili
konulara yönelmiştir. Öykü yazma yöntemi bakımından bir yenilik getirmemekle
birlikte, ele aldığı konular, olaylar ve seçtiği kişilerle gerçekçi öykü
anlayışının gelişmesine hizmet etmiştir.
Yedi Meşale topluluğunun öykü yazarı olarak tanınan Kenan Hulusi, öykülerini
Bir Yudum Su, Bahar Hikayeleri, Son Öpüş, Bir Otelde Yedi Kişi adlı dört
kitapta toplamıştır. İlk öykülerinin konularını düş gücünden alan Kenan
Hulusi, giderek iki grupta toplanabilen toplumsal ve psikolojik konulu öyküler
yazmaya başlamıştır. Toplumsal konulu öykülerinde, toplum içinde her gün
rastlanabilecek olaylar, köylünün dertleri, bilgisizlik gibi konulara
değinmiştir. Öykülerinin konuları, kendi gözlemleriyle birlikte, anlatılan
olaylara dayanır. Psikolojik konulu öykülerinde insanlardaki değişik duyguları
yansıtmıştır. Öykü kuruluşunda alışılmış, birbirine bağlı olaylar dizisini
benimsemiş, ele aldığı konudan çok anlatış biçimine önem vermiştir. Özellikle
ilk öykülerinde şiirsel düzyazıyı anımsatan bir anlatımla karşılaşırız.
Sait Faik, bu yılların öykü yazarları arasında öykü sayısının çokluğu, konu
çeşitliliği, öykü yazma yönteminde yaptığı değişikle dikkati çeker. Sayısı yüz
elliyi aşan öykülerinin, konusu çoğunlukla kısa bir süre içinde gördüğü,
kişiler, olaylar olduğundan, öykülerinde alışılagelen giriş-gelişme-sonuç
bölümleri bulunmaz. Bu özellikleriyle bir durum öyküsü niteliği taşıyan
öyküleriyle klasik yöntemden ayrılmıştır. Ele aldığı konuları, insan ve
toplum, insan ve doğa, psikolojik konular olarak üç grupta toplayabiliriz.
İnsan ve toplumu konu aldığı öykülerinde, genel olarak, toplumun herhangi bir
olaya ya da insana karşı gösterdiği tepki, sınıf ayrılıklarının ortaya
çıkardığı sakıncalar, işveren-işçi ilişkileri, toplumun düşkünlere karşı
ilgisizliği, varsılların, yoksulları kullanışları gibi, içinde yaşadığı
toplumun sorunlarını dile getirmiştir. En çok üzerinde durduğu konu ekonomik
dengesizliktir. İnsan ve doğayı konu edindiği öykülerinde insanın doğayla
mücadelesi ve doğaya verdiği zarar üzerinde durmuştur.
Psikolojik konulu öykülerinde de de dostluk, insan sevgisi, başta olmak üzere
aşkı, özlem, yalnızlık gibi, değişik konular işlemiştir. Hayaller üzerine
kurulan kimi öyküleri de bir ölçüde gerçeğe dayalıdır. Çünkü onu hayal kurmaya
yönelten genellikle gündelik yaşayışında rastladığı insanlardır. Sait Faik'in
dikkati çeken bir başka yönü de, öyküsündeki kişilerle, kendisindeki insan
sevgisini okuyucularına da aktarmasıdır. Sanat kaygısından uzak bir dille
yazması ise öykülerini okuyucuya sevdiren önemli öğelerden biridir. Cumhuriyet
dönemi öykü yazarları arasında, kendi çizgisinde gelişen bir yazar olarak
tanınan Sait Faik'in öyküleri Semaver/Sarnıç; Şahmerdan/Lüzumsuz Adam; Mahalle
Kahvesi/Havada Bulut; Kumpanya/Kayıp Aranıyor; Havuzbaşı/Son Kuşlar;
Alemdağ'da Var Bir Yılan/Az Şekerli/Şimdi Sevişme Vakti; Tüneldeki
Çocuk/Mahkeme Kapısı adlarını taşıyan kitaplarda bir araya toplanmıştır.
Medar-ı Maişet Motoru adlı bir romanı vardır.
Bu yılların öykü yazarları arasında, Osman Cemal Kaygılı, Mahmut Yesari ve
Ahmet Naim'e de yer vermek gerekir. Öyküleri, Sandalım Geliyor Varda ve Eşkıya
Güzeli adlarını taşıyan iki kitapta toplanan Osman Cemal Kaygılı, sanat
kaygısı taşımadan, doğup, büyüdüğü çevreleri dile getiren, seçtiği konular,
kişiler ve kullandığı dille halk öyküsüne yaklaşan bir yazarımızdır.
Öyküleri tek kitabı Yakacık Mektupları'nda toplanan Mahmut Yesari, toplumsal
konularla birlikte duygusallığın ön plana geçtiği, daha çok, hastalığı
nedeniyle yakından tanıdığı veremli hastaların acılarını, sevinçlerini
duygusal bir gerçekçilikle yansıtan yazar olarak görülür.
Mahmut Yesari gibi, öykülerini Kuduz Düğünü adlı tek kitapta toplayan Ahmet
Naim ilk olarak Zonguldak'ta çalışan kömür işçilerinin yaşayışlarını dile
getiren öyküleriyle tanınmıştır. Kömür ocaklarında geçen öykülerde, işçilerin
para kazanmak için çektikleri sıkıntıları, sırasında yaşamlarını yitirmeleri,
boş inanışları yüzünden başlarına gelenler, bunların yanında devlet
memurlarının bitmeyen çileleri üzerinde durmuştur.
1923-1940 yılları arasında başlıca öykü yazarları olarak yer alan
yazarlarımızın ele aldıkları konulara göz atıldığında gözleme dayalı
gerçekçiliğin gittikçe geliştiği görülüyor. Öykünün ayrı bir tür olduğu
görüşünün ortaya konmasıyla birlikte sanatın toplum üzerinde bir işlevi olması
gerektiği düşüncesinin de egemen olmaya başladığı dikkati çekiyor. Bu
düşüncenin yanı sıra yalnızca öyküler yazmayı gerçekçilik için yeterli gören
yazarlar da göze çarpıyor. Öykü yazma yönteminde ise, bir yandan klasik öykü
yazma yöntemi gelişirken, öte yandan Sait Faik'le başlayan "giriş, gelişme,
sonuç" bölümü olmayan durum öykülerinin yaygınlaşmaya başlaması öykü yazma
yönteminde yapılan değişikte ilk adımlar olarak önem taşıyor.