Türk Edebiyatı Tarihi      

      Halk Edebiyatı       

         Divan Edebiyatı         

       Modern Türk Edebiyatı      

      Yazar ve Şairler      

       Edebi Sanatlar       

         Edebi Akımlar         

       Anlatım Türleri      

      100 Temel Eser      

      Kitap Tanıtımları       

        Düzyazı Türleri         

        Edebiyat Sözlüğü      

      Dünya Edebiyatı      

        Edebiyat Makaleleri      




      Şiir Nedir?      

     Şiir Türleri       

        Ölçü         

       Uyak ve Redif    

     Halk Şiiri      

       Divan Şiiri       

         Modern Şiir         

       Görüntülü Şiirler      

      Türkülü Hikayeler     




      Türkçenin Tarihi      

     Dil Makaleleri       

        Ses Bilgisi         

     Kelime    

       Cümle      

       Paragraf       

        Metin         

      Yazım ve Noktalama      

      Atasözleri     

        Deyimler         

      Sözlükler      




     Planlar      

     Yazılı Soruları       

       Türkçe Dersi         

       Dil ve Anlatım Dersi    

    Türk Edebiyatı Dersi      

       Kompozisyon       

        ÖSS         

      SBS      

      KPSS     

      Kültür-Edebiyat Kulübü    

      Belirli Gün ve Haftalar      



TÜRKÜLÜ HİKAYELER
Ahcik

4 bin yılı aşkın tarihe sahip olan Harput; Hurriler, Hititler, Urartular, İlhanlılar, Dulkadiroğulları, Akkoyunlular, Safeviler ve 1516 yılındaki Çaldıran savaşından sonra da Osmanlılara yurtluk etti. Her kavmin yaşadığı tecrübeleri ve elde ettiği birikimi bir sonrakine aktararak kültürel zenginliğin, sosyal hayatın ve paylaşımın sırlarını nesillerden nesillere aktardı. Bütün bu güzellikleri potasında eriten kent halen geçmişten günümüze miras tarihi ve kültürel değerleri ile gezip görenleri kendine hayran bırakıyor.

Harput'un zengin folklor mirası ciltler dolusu eserler meydana getirmiştir. Ancak o folklor eserleri içinde bir tanesi var ki onu vücuda getiren öykünün kahramanlarını taşıyanlar hâlâ yaşamaktadır.

"Vardım kiliseye baktım Haçına
Gönlümü bağladım sırma saçına
Gel seni götürem İslam içine
Başımı sevdaya salan o Ahçik
Aman o Ahçık, civan o Ahçik"

Aşkın, insanın birbirine duyduğu sevginin doruklarından dökülen sözler ve nağmeler her duyanı ürpertirken her seferinde Harputlularının yüreğindeki yaranın tekrar tekrar kanamasına yol açar. Çünkü yara o kadar taze ki kabuk bağlayarak kapanması için en az bir kaç nesil daha geçmesi gerekiyor...

Ahçik güzeller güzeli bir Ermeni Kızı. Mustafa ise yakışıklı mı yakışıklı bir Türk genci... İki genç aynı kentte aynı havayı soluyarak büyüyor, aynı pınardan su içiyor ve oyun oynarken acıktıklarında aynı somunu bölerek doyuruyorlar karınlarını... Ve birbirlerine vuruluyorlar...

Ama biri Ermeni biri Türk'tür... Biri Hristiyan diğeri Müslümandır. Yaşadıkları bölgede inanç ayrılığı çok önemsenmese de emperyalist güçlerin inançları ve hakları birbirine düşürmek için yaraları kaşıdığı günlendir. Bu izdivaç mümkün müdür? Aslında her iki aile sorun yoktur da cemaatler arası öfke yok mu?...

Sevgi bu daha kutsal bir değer tanır mı? Türkü'nün sözlerinden de anlaşılıyor ki iki sevgili birbirine kavuşmak uğruna ailelerin önlerine engel olarak koyduğu dini inançlarını bile sorgulayacak kadar karasevdalılar: Vardım Kiliseye Haç suda döner / Dinimden dönersem el ben kınar / Mustafa bu aşka nice bir yanar...

Ama bu aşk öyle bir zamana denk gelmiştir ki... Yıl 1915'tir.
24 Nisan'da meşhur tehcir kararı alınmıştır. 16 ila 55 yaş arasındaki bütün Ermeniler Bağdat demiryolu hattından en az 25 kilometre uzağa, şimdiki Suriye topraklarına göç ettirilecektir. Zorunlu göç mayısın sonunda İçişleri Bakanlığı'na bağlı yerel jandarma ve mülki amirlerin kontrolünde başlatılır.

Yayınlanan resmi emirler, Ermenilerin canına ve malına zarar gelmemesi için alınacak detaylı önlem ve uyarılarla doludur. Ama fiiliyatta bunun bir ölüm davetiyesi olduğu bellidir.

Yüzbinlerce insanın, uzun göç sırasında yolda başlarına hiçbir şey gelmemesi halinde bile büyük ölçüde hastalık ve açlıktan kırılacakları tabiidir. Bu ölçekte bir insan transferini gerçekleştirebilmek, Osmanlı'nın o günkü lojistik olanaklarının çok ötesinde bir işti. Düşünün ki, İstanbul'dan yola çıkan, trenle Ulukışla'ya kadar gelen ve oradan mecburen yaya şekilde Kafkas cephesine yola çıkarılan askeri takviye kuvvetleri bile, genç ve güçlü erkeklerden oluşmasına rağmen, yetersiz gıda, sağlık önlemleri ve teçhizat yüzünden her 4 askerinden birini kaybediyordu.

İşte Bizim Mustafa ile Ahçik’in türkülerle ölümsüzleşen aşk destanı da tam o günlerde yazılır…

Gazeteci yazar Yücel Çakmak, Bir Türk genci ile bir Ermeni kızın aşkını anlatan ve yıllardır Elazığ’da sevilerek dinlenilen anonim ’Ahçik’ türküsünün öyküsü romanlaştırarak, kahramanların ölümsüzlüğünü edebiyatta perçinledi.

Ahçik / Ermeni Tehcirinde Bir Aşk Öyküsü kitabının hikâyesi Türkiye’den ABD’ye gönderilen bir müzik CD’si ile başlıyor. Charles ailesinin yaşlı ninesine gelen bu CD’de Elazığ’ın türküsü Ahçik bulunuyor. Yaşlı kadının, bu CD’yi ailesine dinleterek, anneannesi olan Ahçik’in hikâyesini anlatmasıyla olaylar başlıyor. Ahçik’in Harput’ta doğumuyla başlayan olaylar yine ABD’de sona eriyor. Popüler Yayınlarından çıkan kitabın editörlüğünü Yazar İsa Bayrak yapmış.

Gazeteci yazar Yücel Çakmak, Elazığ’ın eski yerleşim yeri Harput’ta yüzyıllardır Türk ve Ermenilerin bir arada yaşadığını söyledi. Çakmak, kitabında türküde bahsedilen kişileri canlandırarak Harput’ta 1915’li yıllarda yaşayan Türk genci Mustafa ile Ermeni kızı Ahçik arasında yaşanan ve türkülere ilham olan bir aşkı konu ettiğini ifade ediyor.

Yücel Çakmak, "Evlilik hazırlığı aşamasında olan gençler Ermeni isyanlarından ötürü bu amaçlarını gerçekleştiremezler. Bir türlü birleşemeyen bu gençler bir yandan sevda acısı çekerken bir yandan da iki toplum arasında yaşanan sıkıntıları çözmeye çalışıyor. Günümüzde çok tartışılan Ermeni tehcirine aşk penceresinden baktım" diye konuştu.

Aşk hikâyesinin yanı sıra o yıllarda yaşanan Ermeni isyanları ve tehciri de dile getirdiğini ifade eden çakmak, iki halkın yıllarca kapı komşuluğu yaptıklarını kaydetti. Gazeteci, yazar Çakmak, şöyle dedi: "Hala onlardan izler bulunmakta. En güzel örneği de Ahçik türküsü. İki toplum arasında o dönemlerde bir kırgınlık söz konusu olmuş olsaydı bu türkü ozanlar tarafından yakılmaz, günümüze kadar gelmez ve yok olur giderdi. Ama demek ki bir kültür birlikteliği yaşanmış. Ermeni toplumu ile Türk toplumu arasında yaşanan tehcir öncesi kültür birlikteliğini ve tehcirde yaşanan olayları insanlara aktarmak istedim. Amacım, Türkler ile Ermenilerin bir zamanlar aynı kültürü yaşadıklarını anlatmak." Çakmak, kitapta Ermeni meselesinin uluslararası boyuttaki çıkar kavgasına nasıl malzeme yapıldığı konusunu da işlediğini belirtti.

Bize sorarsanız kitabın romantik boyutu oldukça eksik kalmış... Ama böylesi bir aşkın ilk roman denemesi olması ve tarihi olayları hassas bir kaygı ve mümkün olabildiğince objektif yansıtması açısından okunması yararlı bir eser...

Bu aşk biraz abartılmıyor mu diyorsanız, hayır deriz. Çünkü birazdan dinleyeceğiniz türkü içinizi ürperttiğinde hiç de abartılan değil, aksine adına bir değil yüzlerce roman yazılacçak bir sevda ile karşı karşıya olduğunuzu idrak edeceksiniz...

Elazığ ve yöresinde yıllardır sevilerek dinlenen söz ve müziği anonim olan Ahçik türküsünün sözleri şöyle:

Ahçik’i yolladım urum eline 
Eser bad-ı sabah zülfün teline
Gel seni götürem İslam içine
Başımı sevdaya salan o Ahçik
Aman o Ahçik civan o Ahçik

Vardım kiliseye baktım haçına
Gönlümü bağladım sırma saçına
Gel seni götürem İslam içine
Başımı sevdaya salan o Ahçik
Aman o Ahçik civan o Ahçik

Vardım kiliseye haç suda döner
Dinimden dönersem el beni kınar
Mustafa bu aşka nice bir yanar
Başımı sevdaya salan o Ahçik.

Bu ölümsüz aşkın romanını Gazeteci yazar Yücel Çakmak’tan okumanızı önenirken o ölümsüz türküyü ise şu ana kadar en iyi yorumlayan sanatkarlar olan İsmail Demirci ve Erkan Oğur’dan dinlemenizi öneriyoruz

Sinava Hazirlik