CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK HİKAYESİ
1940'lı Yıllarda Türk Hikayeciliği
1940'lı yıllara gelindiğinde Ümran Nazif Yiğiten (1915-1964) dışında bu
yılların roman yazarlarının öykü kitaplarını da yayımladıkları görülüyor.
1940-1950 yılları arasında öyküleri ile de tanınan yazarlar olarak Memduh
Şevked Esendal, Halikarnas Balıkçısı, Ahmet Hamdi Tanpınar, Kemal Bilbaşar,
Orhan Kemal, Kemal Tahir, Samim Kocagöz, Cevdet Kudret, Yaşar Kemal'i
görüyoruz.
İlk öykülerinden başlayarak sürekli bir gelişme içinde olan Ümran Nazif
Yiğiten'in öyküleri, Kara Kasketli Amele, İçimizden Biri, Yaşamak İçin,
Tepedeki Ev, Gar Saati, Aşk Üçgeni adlarını taşıyan altı kitapta toplanmıştır.
Yazar önce, öykülerinde küçük kasabalardaki memurların, işçilerin,
yaşayışlarını, olaylar ve o olayları yaşayan kişilerle yansıtmıştır. Giderek
günlük yaşayışı bırakıp, okuyucuyu heyecanlandıracak olaylara ve toplumda
sivrilmiş kişilere yöneldiği görülür. Daha sonra, gözleme dayanarak yazmaya
başladığı öykülerinde toplum düzenindeki aksaklıkları ele almıştır. Bu
öykülerinde daha çok II. Dünya Savaşı'nın yol açtığı ahlak çöküntüsü, toplum
düzenindeki aksaklıkların bireyin yaşayışını etkileyişi, eleştirel bir
gerçekçilikle verilmiştir.
Toplumsal gerçekçiliğin gittikçe geliştiği öykülerinin bölüğünde de Anadolu'da
görevi nedeniyle dolaştığı sırada gözlemlediği olaylar ya da kişilere dayalı
konular yazmaya başlamıştır. Bu öykülerinde daha çok Orta Anadolu ve Karadeniz
Bölgesi, bu yörenin küçük kasabalarındaki yaşayışı, yerli halkının, görevle
gelen memurları, aralarındaki ilişkileri buluruz. Yiğiten'in öykülerindeki
kişiler arasında en çok sevdiği, sahiplendiği, çektikleri sıkıntıya karşın
görevini yerine getiren, namuslu, içinde bulunduğu koşullar güçlenmesine
karşın Anadolu'dan ayrılmayanlardır. Kimi öykülerinde de 1950'den önceki
bürokratik yönetimin katılığını ironili bir anlatımla ortaya koymuştur. Onu
gerçeğin katılığından kurtaran zaman zaman anılarına sığınmasıdır.
Memduh Şevket Esendal, öykülerinde güçlü gözlemciliği ile birlikte, toplum
yaşayışımızdaki aksaklıklara değinişi ile dikkat çeker. Günlük yaşamı dile
getirdiği öykülerinin yanı sıra, kadınları ilgilendiren sorunlara, ekonomideki
tutarsızlıkların aile yaşayışını etkileyişine Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra
Anadolu'nun durumuna; Anadolu'ya giden memurların yaptıkları yolsuzluklara,
Yeni Kurulan Türkiye'nin koşullarına uyum sağlamaya değindiği öyküler
yazmıştır. Gözleme dayanan öykülerinde olaylara iyimserlikle yaklaşarak
okuyucuyu rahatlatma yolunu seçen Esendal, temiz dili ve güçlü anlatımıyla da
okuyucunun dikkatini çekmiştir. Kendinden sonra gelen yazarlar üzerinde, Sait
Faik'le öykü yazma yöntemi yönünden etkili olmuş bir yazarımızdır. Onun
öykülerinde de "giriş-gelişme-sonuç" düzenini pek bulamayız. Memduh Şevket'in
bu yıllar yazarları arasında dikkati çeken bir başka yanı da çok sayıda takma
ad kullanmasıdır. "M.Ş., M.Ş.E., Mustafa Memduh, Mustafa Yalınhat, M. Oğulcuk,
İstemenoğlu" onun takma adlarıdır. Çok sayıda öyküleri önce Hikayeler I ve II
adı altında iki kitapta toplanmıştır. Daha sonra Otlakçı, Mendil Altında,
Sahan Külbastısı, İhtiyar Çilingir, Hava Parası, Bizim Nesibe, Kelepir
öykülerinin toplandığı kitaplardır.
Romandan önce öykü yazmaya başlayıp, sonra ikisini birlikte yürüten Halikarnas
Balıkçısı, öykülerinde de denizden ve deniz insanlarından söz eder.
Romanlarında olduğu gibi öykülerinin konularını da Ege ve Akdeniz yöresinden
almıştır. Balıkçı denizle ilgili öykülerinde, balıkçıların denize olan
bağlılıkları, deniz sevgisinin üstünlüğü, deniz insanlarının varlıklı
olanlarca sömürülüşü, denize duyulan özlem... gibi konuları işlemiştir.
Öykülerinde kara insanlarıyla ilgili konulara da yer veren yazar, yoksul
halkın sömürülmesi, köy ağalarının baskısı, baskıya karşı çıkış, köylünün
bilgisizliği, köylü kızların törelere başkaldırışı, boş inanışlar gibi genelde
köy romanı yazarlarının eğildikleri konuları ele almıştır. Kimi öykülerinde de
yalnızca doğayı anlatır. Öykülerinde, konulara bağlı olarak, çok sayıda, deniz
ve kara insanıyla tanışırız. Roman yazma yönteminde olduğu gibi, öykü yazma
yöntemine de önem vermeyen yazarın sanatta coşkuyu seçmesi onu
şairleştirmiştir. Öykülerini Ege Kıyalarından, Merhaba Akdeniz, Ege'nin Dili,
Yaşasın Deniz, Gülen Ada ve Ege'den adıl kitaplarında bir arada yayımlamıştır.
Değişik gerçekçilik anlayışıyla dikkati çeken Ahmet Hamdi Tanpınar, öykülerini
Abdullah Efendi'nin Rüyaları ve Yaz Yağmuru adlı iki kitapta toplamıştır.
Kişilerin ön planda tutulduğu öykülerinin baş kişilerinde kendi iç dünyasını
yansıtmış, genelde kişilerin ruhsal çöküntüsünü, yaşamın gerçeklerinden çok iç
benliklerine sığınışlarını sergilemiştir. Düşünceye sık sık yer veren yazar,
genellikle yaşadığı ıstırapları, umutlarını, özleyişlerini ve aşklarını dile
getirmiştir. Öykülerinde de zamana yer veren Tanpınar, geçmişle içinde
bulunulan zamanı bilinç-bilinçaltı çatışması biçiminde vermiştir.
Kemal Bilbaşar, ilk öykülerinde, özellikle Anadolu kasaba halkının yaşayışını
dile getirmesiyle tanınmıştır. "Anadolu'dan Hikayeler" adlı kitabında bir
araya getirdiği bu öykülerinde arada kent yaşamından örnekler de görülmekle
birlikte, kasaba yaşayışının ağır bastığı görülür. Konuların Karadeniz
yöresinden aldığı öykülerinin kimilerinde, sorunlarla ilgili eleştirel bur
tutumda görülürken, kimilerinde yöre halkının günlük yaşayışı sergilenir.
Karadeniz'den Ege yöresine geçen yazar, bu öykülerinden II. Dünya Savaşı'nın
getirdiği ahlak çöküntüsünü, savaş zenginlerine karşı, küçük memurların
gittikçe güçleşen yaşam koşulları altında ezilişlerini, orta halli insanların
yaşayışlarını anlatır. Kimi öykülerinde de Söke Ovasında pamuk ekiminin
köylünün yaşayışında oluşturduğu gelişmeyi ele alan yazar bu öykülerini
Cevizli Bahçe, Pazarlık ve Pembe Kurt'ta bir araya toplamıştır. Daha sonra köy
ve kentle ilgili çeşitli konuları, sorunları ele aldığı öykülerini Üç Boyutlu Hikayeler'de bir araya getirmiştir. Halkın yaşayışı ve sorunlarıyla birlikte
inanışlarına, törelerine de yer veren Kemal Bilbaşar, yer yer gülmeceyi
denemekle birlikte toplumsal ve eleştirel gerçekçilikten ayrılmamıştır.
Öykü ve roman yazarlığını bir arada sürdüren bir yazarımız da Orhan Kemal'dir.
Romanlarında olduğu gibi öykülerinde de ekmek parası peşinde koşanların
yaşayışı, kendi yaşantısından yansımalar olarak sergilenir. İlk öykülerinde
Çukurova'ya inen tarım ve fabrika işçilerine, onların kentlerin kenar
semtlerindeki yaşayışlarına eğilmiştir. Günlük ekmek paralarını güçlükle
çıkarabilen, daha yoksul olmamak için çalışan bu insanların yaşamlarını
sürdürdükleri ortam olarak, gecekondu bölgeleri, İstanbul'un yoksul semtleri,
fabrikalar, tutukevleri, cezaevleri seçilmiştir. Tutukevleri ve cezaevlerinin
öykümüze girmesi Orhan Kemal'le başlamıştır denebilir. Üzerinde durduğu bir
başka konu da kadınların ve çocukların durumudur. Genellikle değişik iş
yerlerinde çalışan ya da ekmek parası kazanmak için kötü yola düşen genç kız
ve kadınların, çocukluklarını yaşayamayarak, çalışan, eve ekmek götüren
çocukların sorunlarına değinir. Öykü yazma yönteminde bir değişiklik
yapmamakla birlikte izlenimci-gerçekçi öykülerin güzel örneklerini veren bir
yazarımızdır. Öyküleri; Ekmek Kavgası, Sarhoşlar, Çamaşırcının Kızı, 72.
Koğuş, Grev, Arka Sokak, Kardeş Payı, Önce Ekmek, Babil Kulesi, Dünyada Hanlı
Vardı, Küçükler ve Büyükler kitaplarında bir araya toplanmıştır.
Öykü yazmada kurgu ve konuya önem veren Samim Kocagöz, ilk öykülerinden
başlayarak gerçekçiliği benimsemiştir. Öykülerin topladığı ilk kitabı Telli
Kavak'ta, konularını İstanbul'dan seçtikleri de olmakla birlikte, çoğunluğu
Söke Ovası'nda, Menderes Vadisi'nin dağ ve ova köylerinde geçer. Gözlemlerine
dayanan öykülerinde Menderes kıyılarında pamuk, tütün tarlalarında geçimlerini
sağlayabilmek için çalışan köylülerin yaşantıları, değişik sorunlarıyla
birlikte verilmiştir. Öykülerinin kimilerinde ise dağ köylerindeki yaşayış
sergilenir. Dağ köylerinde oturup mevsimine göre zeytin toplamaya ya da pamuk
tarlalarında çalışmaya inen Tahtacı ve Türmenlerin yaşayışları yazınımıza
Samim Kocagöz'le girmiştir. Kimi öykülerinde de toprak yasasının
uygulanmayışının köylüyü etkileyişini ele alan Kocagöz, giderek toplum içinde
bireyi anlatan bir gerçekçiliğe yönelmiştir. Öykülerinde dikkati çeken bir
nokta da kişilerin çevrelerine, törelerine bağlı yaşayışlarını doğayla iç içe
vermesidir.
Telli Kavak'ı izleyerek yayımladığı, Sığınak, Sam Amca, Cihan Şoförü, Ahmet'in
Kuzuları, Yolun Üstündeki Kaya, Yağmurdaki Kız, Alandaki Delikanlı öykülerini
bir araya topladığı kitaplarıdır.
Cevdet Kudret, Kemal Tahir ve Yaşar Kemal birer öykü kitaplarıyla bu yılların
öykü yazarları arasına katılmışlardır.
Öykülerini, yazdıktan sonra uzun bir süre sonra Sokak adlı kitabında bir araya
toplayan Cevdet Kudret, Eğlencelik ve Ağlancalık olarak iki bölüme ayırdığı
kitabının birinci bölümünde gülmece öykülerine yer verilmiştir. Birinci
bölümdeki öykülerinde, küçük memurun yaşayışı, bürokrasinin bireyi olumsuz
etkileyişi, Batılılara hoş görünmek için gösterilen yersiz çabaları,
doktorların görevlerini kötüye kullanışlarını konu almıştır. İkinci bölümdeki
öykülerinde geçim sıkıntısı, Türkiye'ye gelen göçmenlerin durumu, köylülerin
kimi sorunları gibi konulara eğilmiştir. Cevdet Kudret'in öykülerinin bir
özelliği, yazıldıkları yılların sorunlarını yansıttıkları gibi, konularının
güncelliğini korumasıdır.
Kemal Tahir, ilk dört uzun öyküsünü Göl İnsanları adlı öykü kitabında bir
araya toplamıştır. Kitabın ikinci baskısına dört öykü daha eklenerek öykü
sayısı sekize çıkmıştır. İlk dört öyküsünde köylülerle ilgili değişik
sorunlara, ırgat-ağa ilişkilerine değinen yazarın sonraki öykülerinde konuyu
değiştirdiği görülür. Binbir Gece Masallarında halk öykülerine aktarma
biçiminde olan öyküsünden başlayarak değişik konuları ele aldığı öykülerinde
gözlemci gerçekçiliği yeğlediği dikkati çeker. Öyküler için bir genelleme
yaparsak, yazarın töreleri, halk arasındaki inanışları, köylü yaşayışını
ayrıntılı bir biçimde yansıttığını söyleyebiliriz.
Yaşar Kemal, Sarı Sıcak adlı öykü kitabında dokuz öyküsünü bir araya
toplamıştır. Gözlemlerine dayalı bir gerçekçilikle yazdığı öykülerinde de
Çukurova, bütün doğa özellikleriyle yer almıştır. Gözlemci gerçekçiliğe
dayanan öykülerinde romanlarında olduğu gibi doğa-insan ilişkisi yoğunluk
kazanmıştır. Öykülerindeki insanlar daha çok kaderine boyun eğmiş, silik
kişilerdir. Sarı Sıcak'ta ki öykülerine sonradan yazdıklarını ve uzun öykü
olan Teneke'yi ekleyerek Bütün Hikayeler adıyla yeniden yayımlanmıştır.
1940-1950 yılları arasında ele aldıkları konulara bir göz attığımızda konu
çeşitlenmesinin arttığını görüyoruz. Yer yer eleştiriler yapılmakla birlikte
daha çok gözleme dayanan gerçekçiliğin yeğlenmesi sürüyor. Romanlarda olduğu
gibi, öykülerde de Anadolu'ya halkın yaşayışına eğilme ağırlık kazanmaya
başlıyor. Ayrıca Birinci Dünya Savaşı'nda sonra Anadolu'nun durumu, İkinci
Dünya Savaşı'nın toplumumuzda yarattığı ahlak çöküntüsü ve çeşitli
olumsuzluklar, deniz ele alınan konular olarak görünüyorlar. Öykülerin dikkati
çeken bir yanı da kişilerin ön planda tutulması oluyor. Yazarlar bireye
ağırlık vermeye başlıyorlar.