

Entüisyonizm (Sezgicilik)
Felsefe tarihinde bilginin kaynağı ve gerçeğin kavranması konusunda ortaya
atılan sorunlar, birer dizge niteliği kazanmış, değişik düşünme yöntemlerine
bağlanan çığırların doğmasına yol açmıştır.
H.Bergson'un öncülük ettiği bu görüş, rasyonalist görüşe tepkiyi dile
getirmektedir. Bergson'un sezgiciliği bilimsel bir nitelik taşır, özellikle
ruhbilimle bağlantılıdır. Düşünülen bir sorunun çözümünü kolaylaştıran veriyi
elde etmeye, dayanır. Bergson'un söylemiyle "içgüdü" (sezgi), içsel bir
deneyimdir.
Daha önceki çağlarda, özellikle tanrıbilim alanında "sezgi" tanrısal bir uyarı,
tanrısal bir ışık olarak nitelenmiştir. Bu görüşe göre akıl, yalnızca kendisi
gibi durağan yapıda olan maddeyi bilebilir. Bunun sonucunda doğa bilimlerinin
bilgisine ulaşılır. Ancak akıl, dinamik yapıdaki yaşamın bilgisine ulaşamaz.
Çünkü yaşam yalnızca anların bir toplamı değildir, sürekli devinim ve oluş
halindedir. Bu nedenle gerçeği bilebilmek için başka bir yetiye gereksinim
vardır, o da sezgidir.
İslam düşünürü Gazali de gerçeğin bilgisine duyum ya da akılla ulaşılamayacağını
ancak " inançla" ulaşılabileceği öne sürmüştür. Gazali'de sezgi, Tanrı'nın
insana bilgi ve bilgelik verdiği bir yetenektir. Bu görüşüyle Gazali'nin
sezgiciliği öncelediği söylenebilir. İslam tasavvuffunda, özellikle
Yeni-Platonculuk' tan kaynaklanan öğretilerde, gerçeğin kavranması içedoğuş
niteliği taşıyan sezgiyle sağlanabilirdi.
Şahabeddin Sühreverdi' ye göre sezgi tanrısal gerçekleri kavramak için bir
duyuştur, içedoğuştur. Böyle bir yeteneği sağlamak için, kişinin bütün gönlüyle
Tann' ya, üstün gerçeğe yönelmesi, bütün geçici eğilimlerden, tutkulardan
sıyrılması, içinde Tanrı' dan başka bir varlık bırakmaması gerekir.
Yeni-Platonculuk' tan esinlenen tarikatlarda sezgi Tanrı' ya ulaşmanın, kendi
özünde Tanrı' yı görmenin tek koşuludur. Onlara göre sezgi, aklın, kavrayış
gücünün bütün yetkilerini aşar, en kısa süre içinde en kesin gerçeğe varmayı
sağlar. "Ermişlik '' denen aşamaya ancak sezgiyle ulaşılır.