100 TEMEL ESER
Yaban (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
Kitabın Konusu:
Kurtuluş savaşı, köyün köylünün savaştaki tavırları, durumu ve Ahmet Celal'in
köylülerle ilişkisi.
Karakterler:
Ahmet Celal: Köye gelen tek kolunu savaşta kaybetmiş eski bir subay. köylüler
ona "Yaban" derler. Defteri tutan kişi de odur.
Mehmet Ali: Ahmet Celal'in eski neferi
İsmail: Mehmet Ali'nin 14 yaşındaki kardeşi. Boyu çok kısadır. Çocukluğunu
yaşayamamıştır. Ağır işler yapar. Çok çirkindir.
Zeynep Kadın: Mehmet Ali'nin annesi. Kocası öldükten sonra evin işleri
kendisine kalır. Çok güçlüdür.
Bekir Çavuş: 23 yıl askerlik yapmıştır.Pek çok yer gezip görmüştür.
Salih Ağa: Köyün zengin adamlarındandır.
Emine: Yazarın aşık olduğu güzel köylü kızı.
Muhtar: Köyün muhtarı.
İmam: Köyün imamı.
Emeti Kadın: Yazarın ev işlerine bakan kişi
Hasan:Çobanlık yapar.
Süleyman: Sessiz sakin biridir. Çok fazla konuşmaz.
Memiş: Süleyman'ın en iyi arkadaşı.
Cennet: Süleyman'ın karısı. Kahkahası bol keskin bakışlı bir kadındır.
Erkeklerden ürküp kaçmaz.
Şerif Çavuş: Emine'nin babası.
Kitabın Özeti:
Sakarya Savaşı'ndan sonra düşman orduları Haymana, Mihalıççık ve Sivrihisar
bölgelerini virane halinde bırakır. İnsanlar yarı çıplak dolaşıp, yemek
bulamayacak hale gelirler. Tetkiki Mezalim Heyeti araştırmaları sırasında bir
defter bulur. Köylüler defterin sahibinin felaket gününe kadar köyde kaldığını
söylerler. Ama daha sonra nereye gittiğini bilmezler.
İhtiyat Zabiti Ahmet Celal eski eri Mehmet Ali'nin isteği üzerine onunla
birlikte köyüne gider. Köy Porsuk Çayı'nın yakınlarında küçük bir alanı
kaplamaktadır. Ahmet Celal savaşta sağ kolunu kaybetmiştir. İlk günler sağ
kolunun yokluğunu köylülere fark ettirmek istese de köyde pek çok kişi sakat
olduğu için kimse bununla ilgilenmez. Yine ilk günler yazar herkesten ayrı
durumdadır. Köylüler ondan korkarlar. Hareketleri köylülere tuhaf gelir.
Yazar Mehmet Ali'nin evine yerleşir. Mehmet Ali'nin İsmail adında bir erkek
kardeşi, iki tane de kız kardeşi vardır. Mehmet Ali'nin köye gelince askerdeki
davranışları tamamıyla değişmiştir. Yeniden asker olmadan önceki haline
dönmüştür.
Yazarın savaşla, İstanbul'daki halkın haliyle ilgili konuşmalarını yalnız
Bekir Çavuş ciddiye alır. Salih Ağa köyün zengin adamlarındandır. Ama dış
görünüşüyle hiç zengin birine benzemez. Yazar Salih Ağa'nın düşüncelerinin,
planlarının ayaklarından anlaşılabileceğini düşünür.
Ahmet Celal'in babasından kalan İstanbul'daki evi satınca eline bolca para
geçmiştir. Bu parayla bostan ortasında bir ev almayı düşünür. Ancak
Anadolu'nun ücra köşesindeki bu köyde bostanlık bir alan yoktur. Porsuk
Çayı'nın geçmesine rağmen çok kuraktır.
Mehmet Ali'lerin bir boz eşeği vardır. Bu eşek ailenin pek çok işini görür.
Ayda iki üç kez Mehmet Ali'yi, annesini veya kardeşini şehre götürür. Zeynep
Kadın yaptığı yemeklerin çoğunu kimseye yedirmez. Pazarda satılması için
saklar. Gün geçtikçe köylülerde olduğu gibi yazarda da zaman kavramı zayıflar.
Bekir Çavuş 23 yıl askerlik yapmıştır. Ara sıra gezip gördüğü yerleri yazara
anlatır. Ahmet Celal yedi sekiz ay sonra yeşilliğin, suyun yanında kadından da
yoksun olduğunu anlar. Tek bir kadın, kız yüzü görmemiştir. Oysa Mehmet
Ali'nin düğününe de katılmıştır. Düğünde köydeki kızların bir çoğunu görmüş
ama hepsini biçimsiz, bücür veya çok iri bulmuştur. Köyün kızları ne zaman
yazarı görseler saklanacak yer ararlar. Sonunda yazar neden kaçtıklarını
Mehmet Ali'ye sorar. Mehmet Ali'de "Yabansınız da ondan beyim." der. Kendisine
yaban denmesi yazarı çok üzer. Okumuş bir İstanbul çocuğu ile bir Anadolu
köylüsü arasında çok büyük bir fark olduğunu anlar. Zeynep Kadın kocası
öldükten sonra evin bütün sorumluluğunu üstlenmiştir. Bir kez kasabadan geç
dönen İsmail'i çok kötü döver. Ailenin diğer fertleri çocuğu zor kurtarırlar.
Yazar şimdiye kadar güldüğünü görmediği, çocukluğunu yaşayamayan İsmail için
çok üzülür. Muhtar birkaç gününü kasabada geçirdikten sonra köye yeni
havadislerle geri döner. Düşman askerleri kendi deyimiyle yalnış yolda olan
Mustafa Kemal'e kızıp İnönü'ye kadar gelmişlerdir. Mehmet Ali bunu duyunca
yeniden askere alınacağından korkar. Yazar bundan dolayı Mehmet Ali'den nefret
etmeye başlar. Tek kolunun olmaması nedeniyle savaşamayacağı için üzülür. Bu
üzüntüsünden dolayı köyden ayrılır ve yürümeye başlar. Koruluğun içindeki bir
derenin kenarında bir kız görür. Bu kız Mehmet Ali'nin köyündeki kızlardan çok
farklıdır. Kız yazarı görünce ağaçların arkasına saklanır. Köyünün derenin
diğer tarafında olduğunu söyler. Ahmet Celal bu kıza aşık olur.
Birkaç gün sonra köyde bir hazırlık, hareketlilik başlar. Mehmet Ali yazara
her sene gelip köylülere dua eden, hastaları üfleyen, iyi öğütler veren, yol
gösteren, başı sıkışanlara yardım eden Şeyh Yusuf'un köye geldiğini söyler.
Bunun üzerine tüm aile birlikte muhtarın evine giderler. Yazar, Şeyh'in ona
bir şey söylemesi üzerine hemen karşılık verir.
Şeyh Yusuf, yazarın yüzünden o sene köyden erken ayrılır. Yazar da rahatlamak
için daha önce gittiği koruluğa gider, ama aşık olduğu kızı göremez. Bir kaç
gün sonra yeniden gittiğinde onu görür.
Mehmet Ali'nin köyünde Süleyman adında biri vardır. O da Mehmet Ali gibi civar
köylerden Cennet adında bir kız alır. Yalnız, Cennet küçükken ağası ona
tecavüz ettiği için köy halkının dilinden kurtulamaz. Bir kaç gün sonra başka
bir erkekle yakalanır. Ancak Cennet oğlanla sadece konuştuğunu söyler. Cennet
diğer kızlara benzemez. Erkeklerden kaçmaz. Süleyman onun yanında boynu bükük
dolaşır. Yazarla Süleyman iyi arkadaş olurlar. Süleyman'ın başka bir arkadaşı
daha vardır. Adı Memiş'tir. Memiş'le Süleyman bütün gün beraberlerdir. Bir kaç
gün sonra Mehmet Ali ve bir kaç kişi daha askere çağrılır.
Cennet eve başka bir adam alır. Geceleri beraber yatarlar. Süleyman'a
tehditler yağdırırlar. Bu nedenle Süleyman bir şey diyemez. Köylüler araya
girer. Evdeki adamın gitmesini isterler. Fakat Cennet ancak Süleyman'ın
boşanmasıyla gideceklerini söyler. Ertesi gün Cennet'le adam köyü terk
ederler. Cennet'in gitmesiyle Süleyman'ın ağzını bıçak açmaz. Memiş'le
saatlerce konuşmadan otururlar. Yazar da bu sıralarda pek çok kez koruluğa
gidip gelir. Bunlardan birinde yine çamaşır yıkarken onu görür. Kız, halasının
görmesinden korktuğu için kaçar.
Salih Ağa ile Zeynep Kadın arasında bir arazi meselesi ortaya çıkar. Salih
Ağa, Mehmet Ali'nin babası zamanından beri ekip biçtikleri tarlanın kendisine
ait olduğunu söyler. Ve şu anda bu tarla kira ile yazarın hesabına ekilip
biçilmektedir. Bu nedenle Salih Ağa yazardan davacı olur. Yazar, Salih Ağa ile
konuşmaya çalışır. Fakat Salih Ağa kaçar.
Bir kaç gün sonra Mehmet Ali'nin karısı doğurur. İsmail evleneceğini söyler.
Süleyman ortalardan kaybolur. Kimse nereye gittiğini bilmez.
Yazar bir gün Zeynep Kadın'ı onun hakkında yakınırken bulur. Zeynep Kadın onun
gelmesiyle eve uğursuzluk geldiğini söyler. Yazar, odasına kapanır, her şeyi
onlar gibi yapabileceğini, fakat onlar gibi düşünüp hissedemeyeceğini düşünür.
Bu kadar zamandan sonra bunları duyduğuna üzülür.
Bir gün yatarken Salih Ağa'nın kambur oğlunun, Bekir Çavuş'un kör kızına
sataştığını görür. Yardımına gideceği sırada kızın kaçtığını fark eder. Ancak
oğlan kızı yeniden yakalar. Ahmet Celal bunu görünce insanın, hayvanların en
iğrenci olduğunu düşünür.
Salih Ağa, tarladan iddia ettiği hakkı alır. Yazar bunu duyunca çok
sinirlenir. Ekini çalanın da o olduğunu öğrenince kimsenin olmadığı bir vakit
kahvede Salih Ağa'yı yere iter; Salih Ağa yerden doğrulup kaçar.
Bir gün köye aşar memuru gelir. Salih Ağa, Bekir Çavuş, Muhtar, İmam ve yazar
onunla koyu bir sohbete dalarlar.
Bir kaç gün sonra yazar cephaneyi cepheye taşıyan uzun bir kağnı kafilesi
görür. Bu yoksulluğu, mandaların bir deri bir kemik kalmış hallerini görünce
çok duygulanır.
Yazar da artık İsmail'in tavırlarından hoşnutsuzluk duymaya başlar. İsmail
bazen bir yere gidip bir kaç gün sonra geri döner. Zeynep Kadın'a karşı
çıkmaya ve çok fazla sigara içmeye başlar.
Yazar bir kaç gündür ne zaman koruluğa güzel köylü kızını görmeye gitse
İsmail'le karşılaşır. Bir gün İsmail'den sevdiği kızın bu köyde olduğunu, bu
kızın kendi sevdiği köylü kızı Emine olduğunu öğrenir. İsmail'den nefret
etmeye başlar.
Zeynep kadın İsmail'in Emine ile evlenmesine karşıdır. Yazar da evlenmelerini
istemediği için Zeynep Kadın'a hak verir.
Yazar İsmail ile evlenmeye Emine'nin razı olup olmadığını öğrenmek için
koruluğa gider. Emine bunun halasına bağlı olduğunu söyler ve oradan kaçar.
Köyde kış hazırlıkları yapılmaya başlanır. Buğdaylar öğütülür, biberler
kurutulur. Zeynep Kadın, kızları ve gelini çalışırlarken yazar da Mehmet
Ali'nin daha adını koymadıkları çocuğuyla ilgilenir.
Bir kaç gün sonra Süleyman köye geri döner. Cennet'i bulduğunu, yeniden
evlenmek istediğini, bunun için bir hülleci gerektiği için sabaha kadar
hülleciyle Cennet'i yalnız bıraktığını sonra tekrar Cennet'i geri alamadığını
söyler.
Mehmet Ali, Aralık ayında on günlük izinli gelir. O gittikten sonra yazar yeni
bir eve taşınmaya karar verir. Bekir Çavuş'un eski bir evini satın alır, tamir
ettirir. Süleyman tamir işlerinde çok yardım eder, bu nedenle yazar ve
Süleyman dost olurlar.
Bir gün muhtar elinde bir kağıtla yazarın evine gelir. İkinci İnönü Zaferi'nin
kazanıldığını öğrenirler. Yazar, yeni evinin ahırında bir eşek beslemeye
başlar. Emine'yi istemeye karar verir. Bekir Çavuş ile konuşur, karısının bu
işi halletmesini ister.
Yazar sonradan bundan vazgeçer, çünkü İsmail Emine'yi almak istiyordur. Zeynep
Kadın ve İsmail ile aralarının açılmasını istemez. Ancak Bekir Çavuş'un karısı
çoktan sormuştur. Emine 'o yabana varmam' demiştir. Yazar bunları duyunca
hayal kırıklığına uğrar. Süleyman bir gün yazarın evinden çekip gider; dönmek
istemez. Yazar evde yalnız kalır.
Süleyman'ın yerine artık Emeti Kadın Yaban'ın işlerine bakar. Ayrıca İsmail ve
Emine evlenirler. Yazar, Çoban Hasan'la tanışır. Hasan'la kısa sürede çok iyi
arkadaş olurlar.
Bir kaç gün sonra düşman beklenen genel taarruza geçer. Uşak ve Afyon'a kadar
ilerler. Yazar gün geçtikçe Emeti Kadın'la daha iyi anlaşmaya başlar. Emeti
Kadın bir gün Şeyh'in yanından gelir. Şeyh'in anlattıklarına göre düşmanlar
Türklere yardım edecektir ve Kraliçe Müslüman olacaktır. Yazar bunları duyunca
Anadolu'daki halkın cehaletinden dolayı çok üzülür. Biraz da kendini suçlar.
Bundan sonraki gecelerde kabuslar görmeye başlar.
Bir kaç günden beri cephe çözülmeye başlar. Askerler yarı aç, perişan halde
geçmeye başlarlar. Aralarında yaşlılar, kadınlar da vardır. Bir topçu
müfrezesi köyün içinden geçer. Yazar yüzbaşı ve binbaşı ile konuşur.
Köylülerin buradan kaçması gerektiğini söylerler. Yazar düşman askerleri
tarafından atılan kağıtlardan birini gösterir. Köylülerin bu kağıtlara
inandıklarını söyler.
Bir kaç gün sonra köye yine dağınık bir asker müfrezesi gelir. Bu asker
müfrezesinin subayı, Emine'nin şehit düştüğü sanılan babası Şerif'tir. Bekir
Çavuş çok şaşırır ve hemen İsmail ve Emine'yi çağırır. Şerif Çavuş düşman
askerlerine esir düşmüş ve bilmeden kaçarak buralara kadar gelmiştir. Daha
sonra Şerif Çavuş annesinin elini öpmek için köyüne gider.
Süleyman çıkagelir. Çok hastadır. Birkaç gün sonra yazar top sesleri duyar.
Sürüyü otlatan Hasan'ı yanına çağırır. Hasan ne olduğunu pek anlamaz. Hatta bu
manzara onu eğlendirir.
Top sesleri sıklaşınca köylüler de korkmaya başlarlar. Yazar köyden
uzaklaşmalarını söyler ama hiç kimse evinden olmak istemez. Yazar da ısrar
etmekten vazgeçer.
Uçaklar daha da fazlalaşır. Köylüler sürekli bunları izleyerek eğlenirler.
Yazar bu davranışlarına iyice sinir olur. Yeniden notlar atarlar. Bu notlarda
halkı kurtarmaya geldiklerini yazarlar. Bekir Çavuş bir gün yazara yazarın da
Kemal Paşa'nın tarafındakilerden olup olmadığını sorar. Yazar da her Türk'ün
bu tarafta olması gerektiğini söyler. Bekir Çavuş ise kendisinin Türk değil
İslam olduğunu belirtir. Yazar onca yıl askerlik yapmış olan Bekir Çavuş'un
böyle konuşmasına çok şaşırır.
Bir sabah Hasan, Ahmet Celal'e düşmanların geldiğini haber verir. Yazar dışarı
çıkınca köyde kimseyi göremez. Düşman askerleri gelince sadece meydanda yazarı
görürler. Yazarın evine girerler ve her yeri ararlar. Daha sonra evlerin
içlerine girerek saklanan köylüyü bulurlar.
Düşman askerleri yazarı zorla kumandanlarının yanına götürürler ve orada
sorguya çekerler. Yazarın eski subay olduğunu öğrenirler. Bundan sonraki
günlerde düşman sürekli yazarı gözetler. Yazar sonraki günlerde defterini
görünmemesi için gece karanlık olunca yatağında yazar.
Düşman askerleri köylüleri iyice sömürmeye başlar. Aldıkları karşısında onlara
Rumca yazıların olduğu kağıtlar verirler. İsteklerini alamadıkları zaman
köylüleri döverler.
Düşman onlara yol göstermeleri için iki kişi ister. Salih Ağa ve imam
verdiklerinin karşılığını alma umuduyla onlarla gider. 10 gün sonra özgün bir
biçimde geri dönerler. Düşman'ın Ankara'ya doğru ilerlediğini söylerler.
Yazar söyledikleriyle Salih Ağa'yı sinirlendirir ve Salih Ağa'ya tokat atar.
Köylülerin araya girmesiyle kavga sona erer. Birkaç gün sonra yazar Emine'nin
kendisine olan tavırlarının değiştiğini fark eder. Emine de yazara varmak
istiyormuş gibi görünür.
Yazar Hasan'a iyice alışır. Onunla birlikte dağlarda, kırlarda gezintilere
çıkar, sürüyü bekler. Bir akşam kır gezintisinden döndüklerinde köyü düşman
askerleriyle dolu bulurlar.
Ertesi gün Emeti Kadın ve yazar Hasan'ı artık dövülecek ve hırpalanacak yeri
kalmamış biçimde bulurlar. Hemen yazarın evine götürürler. Emeti Kadın
ağlamaktan perişan hale gelir. Akşam yazarın evini düşman askerleri kuşatır.
Evindeki kitapları, paraları her şeyi alırlar. Bunlar sarmak için de Hasan'ın
yattığı yerdeki çarşafı çekip alırlar. Hasan yere düşer ve oracıkta ölür.
Düşman askerleri yavaş yavaş köydeki evleri yakmaya başlarlar. Köylülerin
hepsi çok kötü durumdadır. Yazar kalemini ve defterini alarak evinden ayrılır.
Bütün köylüler meydanlığa toplanırlar. Düşman askerleri herkese saldırırlar.
Yazar subaylarının olduğu çadıra gidip askerleri şikayet eder. Subaylar da
bunun üzerine meydanlığa gelirler. Köylülere sorular sorarlar. Ancak
tercümanlar bunları farklı bir şekilde çevirirler. Bu sırada Emeti Kadın,
Hasan'ın ölüsüyle gelir. Yazarın evinin yandığını söyler. Süleyman'da içeride
kalmıştır. Bu sırada Hasan'ın cenazesini kaçırırlar. Kalabalıkta Emine ve
yazar fısıldaşarak konuşurlar ve kaçmayı planlarlar. Akşam olur. Düşman
askerleri kızlara sataşmaya başlarlar. Emine ile beraber karışıklıktan
istifade ederek, sürünerek uzaklaşırlar. Bu sırada askerler etrafa kurşun
yağdırmaya başlarlar. Emine bacağından, yazar da sağ böğründen yaralanır.
Geceyi mezarlıkta geçirirler. Sabah uyandıklarında kaçmaya devam edemezler
çünkü Emine bacağından vurulmuştur, yürüyemez. Yazar defterini Emine'ye verir
ve oradan uzaklaşır.
Ana düşünce:
Ülkemizin uygar toplumlar arasına girebilmesi için köylülerimizi egitmeli,
cahilliklerinden kurtarmalı, Türk Aydını ile Anadolu Köylüsü'nün arasındaki
farkı gidermeliyiz.