Türk Edebiyatı Tarihi      

      Halk Edebiyatı       

         Divan Edebiyatı         

       Modern Türk Edebiyatı      

      Yazar ve Şairler      

       Edebi Sanatlar       

         Edebi Akımlar         

       Anlatım Türleri      

      100 Temel Eser      

      Kitap Tanıtımları       

        Düzyazı Türleri         

        Edebiyat Sözlüğü      

      Dünya Edebiyatı      

        Edebiyat Makaleleri      




      Şiir Nedir?      

     Şiir Türleri       

        Ölçü         

       Uyak ve Redif    

     Halk Şiiri      

       Divan Şiiri       

         Modern Şiir         

       Görüntülü Şiirler      

      Türkülü Hikayeler     




      Türkçenin Tarihi      

     Dil Makaleleri       

        Ses Bilgisi         

     Kelime    

       Cümle      

       Paragraf       

        Metin         

      Yazım ve Noktalama      

      Atasözleri     

        Deyimler         

      Sözlükler      




     Planlar      

     Yazılı Soruları       

       Türkçe Dersi         

       Dil ve Anlatım Dersi    

    Türk Edebiyatı Dersi      

       Kompozisyon       

        ÖSS         

      SBS      

      KPSS     

      Kültür-Edebiyat Kulübü    

      Belirli Gün ve Haftalar      



100 TEMEL ESER
Kelile ve Dimne ( Beydeba )

 

Kelile ve Dimne’nin yazarı Beydeba, bir Brahman’dır. Kelile ve Dimne’yi Hint hükümdarlarından Debşelem Şah için kaleme almıştır. Bunun dışında elimizde, yazar hakkında herhangi bir bilgi yoktur. Kelile ve Dimne’Nin ilk hali kaybolduktan sonra M.S. 300’lü yıllarda Keşmir’de tekrar derlenir. Böylece eser ikinci kez hazırlanır ve Pança Tatra adıyla meşhur olur. Hindistan’da bir halk kitabı haline gelen eserin sayısız değişik şekilleri yazılmıştır.

 

KONUSU

 

Kelile ve Dinme hükümdarlar için yazılmış olan ahlakî bir Hint masal kitabıdır. Eser ismini masalın iki başkahramanı, yani iki çakal olan, Kalilag ve Damnag’dan almıştır. Bu masal kitabı öncelikle Sanskritçeden Pehleviceye ve Pehleviceden Arapçaya tercüme edilmiştir. Ardından Batı dillerine de çevrilen eser, hem Doğuda hem de Batıda büyük bir rağbet görmüştür.

 

Hikayeler, Bin Bir Gece Masallarında olduğu gibi iç içe girmiş çerçeve hikayelerden oluşur. Eser giriş ve beş bölümden oluşmaktadır. Her bölümde bir çerçeve hikaye ve bu hikayeye bağlı hikayecikler ile manzum hikayeler bulunmaktadır. Hikayenin yazılış amacı Mehapur hükümdarının tembel üç şehzadesini yola getirmektir.

 

Kahramanlar: Kral Aslan, Kral Aslan’ın müşaviri Boğa, Kral Aslan’ın nedimleri, Kelile, Dimne.

 

Eser şu bölümlerden oluşmaktadır:

 

  1. Bölüm: Dostluğun Bozuluşu
  2. Bölüm: Nasıl Dost Kazanılacağı Hakkında
  3. Bölüm: Savaş ve Barış
  4. Bölüm: Kazandıklarımızın Kaybı
  5. Bölüm: Tedbirsizlik Hakkında 

 

İKİ GÜVERCİNİN HİKAYESİ

Vaktin birinde bir ülkede iki güvercin vardı. Yuvalarında güven içinde yaşıyorlardı. Birinin adı Bazende, diğerininki Nevazende'ydi.

 

Yuvaları o kadar güvenliydi ki, doğrusu oradan ayrılmayı düşünmek düpedüz aptallık olurdu. Buna rağmen Bazende 'nin içine bir gün gezme arzusu düştü. Nevazende 'ye bu isteğini açtı:

 

- Sevgili arkadaşım, daha ne zamana kadar yuvamızda oturup duracağız. Ben uzak ülkeleri, masmavi denizleri çok merak ediyorum. Gezip tozmak istiyorum. Bilgimi, görgümü, artırmak niyetindeyim. Ne dersin?


Nevazende, onun bu düşüncesini kaygıyla karşıladı:

 

- Güzel, dedi, gezmek, değişik yerler görmek çok güzel. Fakat tehlikelerden emin olamazsın. Bir fırtına, bir rüzgar, yırtıcı bir hayvan... Bütün bunlar olmasa...


    Bazende, söze girdi hemen,

 

- Doğru, haklısın, ben de o tehlikeleri hesaba katmıyor değilim. Fakat sıkıntı çekmeden rahata kavuşulmaz. Yolda çekeceğim çilelere karşı bilgimi, görgümü artıracağım.

 

-Nevazende, arkadaşının kararının kesin olduğunu gördü:

 

- Yine de gel şu düşünceden vazgeç dostum, dedi. Yanında yakınların olsa ya neyse. Böyle yalnız başına tehlikelere nasıl göğüs gerebilirsin? Boş ver! Vazgeç bu sevdadan. Yuvamızda mutluyuz. Bunu bozmayalım.

 

Nevazende'nin öğütleri Bazende'yi bir türlü etkilemedi. O, kararlıydı. Her türlü tehlikeye rağmen gezme düşüncesinden vazgeçemiyordu. Kararını kesin vermişti. Uçacaktı.



Uzak ülkelere gidecekti. Sonunda hazırlığını yaptı, Bazende. Arkadaşıyla vedalaştı. Yuvadan havalandı. Yüksekler doğru kanat çırptı. Ufukta kayboldu. Nice denizler aştı. Nice dağlar dolaştı. Günlerce yol aldı. Havada süzülürken ayaklar altında kayan güzelliği zevkle seyrediyordu. Günlerce kanat çırptı. Fakat keyfi o kadar yerindeydi ki, yorgun oluşu aklının ucundan geçmiyordu. Günler günleri kovaladı. Bazende, arada bir dinlenerek sürekli uçtu. Sürekli yol aldı.

 

Bir gün yüce mi yüce bir dağın doruğuna ulaştı. Cennet gibi bir yerdi burası. Zümrüt gibi yemyeşildi. Ağaçlar, çiçekler, aşağıda akarsular, dereler... Mis gibi bir koku vardı. Şırıl şırıl sular akıyordu.

 

Bir süre dinlenmek istedi. Hem bu cennet güzelliği de seyredecekti. Fakat birden büyü bozuldu. Sessizliğin ortasına bir fırtına düştü. Kuvvetli bir rüzgar sanki sessizliği yırtar gibi esiyordu. Gökyüzünü yağmur bulutları doldurdu bir anda. Ortalık kararıverdi. Şimşekler çakmaya yıldırımlar düşmeye başladı.

 

Bazende neye uğradığını şaşırmıştı. Fırtına sağanak bir yağmurla sürdü gitti. Bardaktan boşanırcasına yağan yağmur altında zavallı Bazende sığınacak doğru dürüst yer bulamadı. Hele şimşek ve yıldırım gürültüsü! En çok onu korkutan buydu. Bazende yağmur altında sırılsıklam olmuştu. Üşüyordu. Fırtınaya karşı uçmaya çalıştı, çok yorgun düşmüştü. Kanatlarını kaldıramaz bir haldeydi. Fırtına biraz biraz yavaşladığında kalın gövdeli bir ağacın kovuğuna sığındı. Bir an sevgili arkadaşı Nevazende ve yuvası aklına geldi. Sessizce iç geçirdi."Ah!" diye inledi,"İnsanın kendi yuvası gibi var mı?" Şimdi yuvasında olsaydı! Kendisini güvende hissedecekti.

Bazende, gurbete çıkmanın ilk pişmanlığını duyuyordu. Neden sonra fırtına dindi. Sabaha doğru artık hava normale döndü. Güneş açtı. Tekrar zümrüt güzellik ortaya çıktı. Çiçekler gülüşmeğe, böcekler ötüşmeğe başladı. Kelebekler kesik, zarif danslarıyla zümrüt güzelliği süslediler.  Kuşlar şarkılar söylemeye başladılar.

 

Bazende sığındığı kovuktan çıktı. Kendisini müthiş yorgun hissediyordu. Çaresiz, uçmalıydı. Tekrar havalandı. Öğleye dek uçtu Bazende. Yine halsizleşmişti. Güneşte iyice yükselmişti. Bir de ne görsün. Aman Allah'ım! Koskocaman bir şahin! Büyük bir iştahla üzerine doğru gelmiyor mu? Şahinin heybetinden çok korktu Bazende. Neydi bu başına gelen. Korkudan gözleri karardı. Başı dönmeğe başladı. Kulakları uğulduyordu. Kanatlarında artık güç kalmamıştı.

 

Ölümün yaklaştığını hissetti. Şahin hızla üzerine geliyordu. Bazende'nin gözünün önüne yuvası ve arkadaşı geldi. Bu tehlikeyi de atlatırsa hemen yuvasına dönecekti. Şaşılacak bir şey oldu bu sıra. Kocaman bir tavşancıl kuşu ortaya çıktı. O da şahin gibi Bazende'yi gözüne kestirmişti. Üzerine doğru geliyordu. Şahin'le tavşancıl avı paylaşmaya yanaşmadılar anlaşılan ve birbirlerine düştüler. Aralarında amansız bir dövüş başladı. Bazende kavgadan yararlanarak oradan uzaklaştı. Kuytu bir yere sığındı. Korkudan tir tir titriyordu zavallı güvercin. Kalbi duracakmış gibiydi. Sabaha dek orada sessizce bekledi Bazende. Sabahın diri ışıklarıyla çıktı gizlendiği yerden. Tabiat cıvıl cıvıldı. Her şey tatlı bir güzellik içindeydi.


"Oh! Çok şükür" diye mırıldandı,"yaşamak ne güzel şey!"

 

Dünkü kararını unutmuştu. Hiçbir şey olmamış gibi yine havalandı. Yorgun kanatlarını boşluğa bıraktı. Süzülmeye başladı. Uzak diyarlara doğru yol almaya durdu. Uçtu. uçtu; günlerce uçtu. Yoruldu, dinlendi, tekrar havalandı. Bir hayli acıkmıştı, yorulmuştu. Süzüldüğü yerde aşağı doğru baktı. Yemyeşil bir bahçe gördü. Aşağıda güzel bir çimlik vardı. O da ne! Kendisi gibi bir güvercin çimende tatlı tatlı yem yiyordu.

 

Yanına doğru süzüldü onun. Çimliğe kondu. Konar konmaz taneleri yemeye başladı. Sağına soluna bakmadan yemeye koyulduğu çimenlikte bir tuzak vardı. Bazende bundan habersizdi. Sonunda “şak” diye kurulan tuzağa düşmesin mi?

 

"Eyvah! bir tuzak galiba" diye bağırdı.

 

Çaresiz çırpınmaya başladı. Yerdeki yemin oraya mahsustan konulduğunu anladı. O güvercinde av çekmek için duruyordu orada. Anladı ama, iş işten geçmişti. Yapılacak bir şey yoktu.


Güvercin yanına yaklaştı. Bazende, sitemli bir biçimde konuştu:


- Güvercin kardeş, sen de benim cinsimdensin. Burada bir tuzak olduğunu insan söylemez mi?


Güldü diğer güvercin:

 

- Yapılacak hiç bir şey yok, dedi. Bizde bu hırs olduktan sonra. Bırak bizim gibi zavallı kuşları, insanları bile tuzağa düşürür bu duygu. İnsanların ilk atası Hazretî Adem'in de cennetten çıkarılması hep bu hırs yüzünden değil mi?

 

Bazende, güvercinin sözlerine hak verdi. Fakat yapılacak bir şey yoktu. Kendisine ancak o yardım edebilirdi.

- Haklısın, dedi güvercine. Fakat bu tuzaktan kurtulmam gerek, bana yardım edebilir misin? Eğer bunu yaparsan ömrüm boyunca sana minnettar kalırım.


Çağırtkan güvercin de çaresizdi:

 

- Ayağıma baksana, dedi.


Bazende, baktı ayağı bağlıydı.


- Görüyorsun, dedi çağırtkan güvercin, ben de bağlıyım.


Kendi isteğimle burada durmuyorum. Gücüm olsaydı, önce kendim kurtulurdum.

Sinava Hazirlik